Sözer AKYILDIRIM
Iğdır Üniversitesi, Öğretim Görevlisi
Sen bizimsen, bizimsen durdukça bedende can,
Yaşa, yaşa, çok yaşa ey şanlı Azerbaycan!
13 Ekim 2026… Azerbaycan Cumhuriyeti'nin 2026 yılını “Şehircilik ve Mimarlık Yılı” ilan etmesi dolayısıyla düzenlenen gezi ve inceleme programına katılmak üzere Iğdır üzerinden Nahçıvan'a doğru yola çıktık.
Kars, Ardahan, Artvin, Ağrı ve Van'dan gelen gazeteciler ile akademisyenlerden oluşan 16 kişilik heyetimizde 14 gazeteci ve iki akademisyen bulunuyordu. Bu yolculuk, bizim için yalnızca bir ülkeyi ziyaret etmek değil; kardeş Azerbaycan'ın tarihini, kültürel zenginliğini, mimari anlayışını, ekonomik gelişimini ve geleceğe yönelik hedeflerini yerinde gözlemlemek anlamı taşıyordu.
Daha ilk gün, Türk dünyasının geleceği bakımından büyük önem taşıyan bir projenin izlerini sürmeye başladık.

Zengezur: Coğrafyayı birleştirecek geleceğin yolu
Nahçıvan'a geçişimizin ardından ilk durağımız, Zengezur bağlantısının önemli noktalarından biri olan Selammelik Tren İstasyonu ve çevresindeki çalışmalar oldu.
Yalçın kayalıkların yükseldiği, dağların arasından uzanan bu coğrafyada insan yalnızca doğanın heybetini değil, tarihin ve jeopolitiğin ağırlığını da hissediyor. İran ve Ermenistan sınırlarına yakın bu güzergâhın yanında İran'ın transit ulaşım yolu bulunuyor. Bölgedeki sınır hattını ise Aras Nehri belirliyor.
Azerbaycan'ın kendi topraklarında sürdürdüğü çalışmaların önemli ölçüde ilerlediğini yerinde gördük. Proje, demir yolu ve kara yolu bağlantılarını birlikte kapsayan geniş bir ulaşım perspektifi taşıyor.
Ermenistan tarafındaki bağlantıların da tamamlanmasıyla bu güzergâhın çok daha geniş bir anlam kazanacağı açık.
Zengezur bağlantısı, yalnızca Azerbaycan ile Nahçıvan arasındaki ulaşım meselesi olarak değerlendirilmemeli. Bu hat; Türkiye'yi, Azerbaycan'ı, Nahçıvan'ı, Orta Asya'yı ve Türk dünyasının diğer coğrafyalarını birbirine yaklaştırabilecek stratejik bir ulaşım ve ticaret imkânıdır.
Elbette projenin bütünüyle işlerlik kazanması, güzergâhın diğer tarafındaki çalışmaların da tamamlanmasına bağlıdır. Azerbaycan tarafında dile getirilen hedefler doğrultusunda 2028 yılı, projenin tamamlanması bakımından önemli bir tarih olarak öne çıkıyor.
Bir demir yolu hattı bazen yalnızca iki istasyonu değil, iki ülkeyi, iki toplumu ve hatta iki ayrı ekonomik dünyayı birbirine bağlar. Zengezur'un taşıdığı anlam da tam olarak budur.

Nahçıvan: Tarihin taşlara işlendiği şehir
Aynı gün Nahçıvan şehir turumuz başladı. Tarihin, mimarinin ve kültürel hafızanın iç içe geçtiği bu kadim şehirde ilk dikkatimi çeken yapılardan biri Han Sarayı oldu.
Sarayın aynalı salonu, mimarisi ve iç mekânındaki estetik anlayışıyla gerçekten büyüleyiciydi. Geçmişin ihtişamını bugüne taşıyan bu yapı, Nahçıvan'ın tarihî kimliğinin önemli tanıklarından biri.
Ardından Mümine Hatun Türbesi'ni ziyaret ettik. Azerbaycan mimarlık tarihinin en değerli eserleri arasında yer alan bu anıtsal yapı, taş işçiliği ve mimari zarafetiyle insanı kendisine hayran bırakıyor.
Türbenin restorasyon çalışmalarının Avusturyalı bir firma tarafından yürütüldüğünü ve çalışmaların önümüzdeki dönemde tamamlanmasının hedeflendiğini öğrendik.
Türbenin önünde yer alan koç heykeli ise ayrı bir tarihî anlam taşıyordu. Türk kültüründe koç figürünün taşıdığı sembolik değer, mezar taşlarından anıtlara kadar uzanan köklü bir geleneğin izlerini bugüne ulaştırıyor. Taşa işlenmiş bu figür, yalnızca bir sanat eseri değil, aynı zamanda Türk tarihinin ve kültürel hafızasının sessiz bir anlatıcısıydı.

Bir caminin anlattıkları: İnanç, hafıza ve direnç
Nahçıvan ziyaretimizin dikkat çekici duraklarından biri de Heyder Camii oldu.
Burada bizi Nahçıvan Din İşleri Bakanlığı'nın genç bakanı karşıladı. Caminin tarihî ve mimari özellikleri hakkında bilgi verdi. Sohbetimiz sırasında Sovyetler Birliği döneminde Azerbaycan'daki camilerin önemli bir bölümünün depo veya farklı amaçlarla kullanıldığını, dinî hayatın ağır baskılar altında kaldığını anlattı.
Yetmiş yıllık Sovyet döneminde Azerbaycan Türklerinin inançlarını ve dinî miraslarını korumak için büyük çaba gösterdiklerini dinledik.
Bu anlatılanlar beni düşündürdü. Çünkü bir toplumun tarihini yalnızca sarayları, meydanları ve anıtları oluşturmaz. O toplumun inanç mekânları, gelenekleri, dili ve kuşaktan kuşağa aktardığı değerler de tarihinin ayrılmaz parçalarıdır.
Bir caminin kapısını açık tutmak bazen yalnızca ibadet özgürlüğünü değil, bir milletin hafızasını da korumak anlamına gelir.
Nahçıvan'daki bu ziyaretlerimiz, geçmişin yalnızca kitaplarda yaşamadığını; taşlarda, mimaride, sanat eserlerinde ve insanların hatıralarında varlığını sürdürdüğünü bir kez daha gösterdi.Aynı günün akşamında Azerbaycan Hava Yolları ile başkent Bakü'ye ulaştık.

Bakü: Hazar kıyısında yükselen bir başkent
Bakü'yü ilk gördüğümüzde ışıklarıyla gecenin karanlığını delen, Hazar kıyısında adeta yeniden doğmuş bir şehirle karşılaştık.
Sabah olduğunda şehrin atmosferini daha yakından tanıma fırsatı bulduk. Geniş bulvarlar, üç ve dört şeritli yollar, modern yapılar, tarihî binalar ve gökyüzüne yükselen gökdelenler…
Bakü, geçmişin mimari mirasıyla çağdaş şehircilik anlayışını bir arada yaşatmayı başarmış bir başkent izlenimi veriyordu.
Şehrin tarihî merkezindeki yapıların taş işçiliği, cephe süslemeleri ve mimari ayrıntıları son derece etkileyiciydi. Özellikle Avrupa mimarisinin izlerini taşıyan, İtalyan mimarların tasarım anlayışıyla da şekillenmiş tarihî yapılar, Bakü'nün kültürel zenginliğine farklı bir boyut kazandırıyor.
Sovyet döneminin mimari anlayışı ile 1990'lı yıllardan sonra gelişen modern mimari arasında belirgin bir geçiş görmek mümkün. Bugün Bakü, bu farklı dönemlerin izlerini aynı şehir dokusu içerisinde taşıyor.
Ancak şehrin simgeleri arasında öyle üç yapı var ki gece olduğunda bütün dikkatleri üzerine çekiyor: Ateş Kuleleri.
Hazar kıyısından şehre doğru yükselen bu üç gökdelen, yalnızca modern mimarinin değil, Azerbaycan'ın simgesel anlatım gücünün de önemli örneklerinden biri.
Özellikle gece yapılan ışıklandırmalar büyüleyici. 44 günlük Vatan Muharebesi'nin zaferini anlatan görsel gösteriler, kulelerin yüzeyinde adeta bir ışık koreografisine dönüşüyor. Zaman zaman Azerbaycan bayrağının mavi, kırmızı ve yeşil renkleriyle aydınlanan kuleler, başkentin gecelerine millî bir anlam da katıyor.
Bakü'de tarih, mimari ve millî hafıza yalnızca müzelerde değil, şehrin günlük yaşamında da kendisini hissettiriyor.

Haydar Aliyev Merkezi: Mimariye dönüşen estetik
Bakü'deki önemli mimari duraklarımızdan biri de dünyaca ünlü mimar Zaha Hadid tarafından tasarlanan Haydar Aliyev Merkezi'ydi.
Uluslararası bir toplantı nedeniyle o gün merkezin iç mekânını gezme fırsatı bulamadık. Ancak binanın dış mimarisini görmek bile başlı başına etkileyici bir deneyimdi.
Keskin köşelerden uzak, dalgalanarak yükselen, adeta bir kumaş gibi kıvrılan mimari formuyla yapı, alışılmış bina anlayışının dışına çıkıyor. Betonun, camın ve mimari çizgilerin böylesine akıcı bir estetikle buluşması, modern mimarinin insan hayal gücünü nerelere taşıyabileceğini gösteriyor.
Haydar Aliyev Merkezi, yalnızca bir kültür ve kongre yapısı değil; Bakü'nün çağdaş mimari kimliğini dünyaya anlatan simgesel eserlerinden biri.
Bazen bir yapının içine girmeden de mimarisinin insanda bıraktığı etkiyi hissedebilirsiniz. Bizim için Haydar Aliyev Merkezi böyle bir deneyimdi. Hem göze hem gönle hitap eden bir mimari anlayışla karşı karşıyaydık.

White City: Şehrin geleceğe açılan yüzü
Bakü programımızda White City, yani Beyaz Şehir bölgesini de görme fırsatımız oldu.
Şehircilik ve mimarlık açısından dikkat çekici bu proje, eski sanayi alanlarının çağdaş bir şehir yaşamına kazandırılması bakımından önemli bir dönüşümü temsil ediyor.
Geniş yollar, modern konutlar, ticaret alanları, yeşil bölgeler ve düzenli şehir dokusu… White City, Bakü'nün geleceğe yönelik şehircilik vizyonunun önemli örneklerinden biri olarak karşımıza çıktı.
Burada dikkatimi çeken husus, şehirleşmenin yalnızca yeni binalar yapmak şeklinde ele alınmamasıydı. Yaşam alanlarının, sosyal çevrenin, ulaşımın ve estetiğin birlikte düşünülmesi, çağdaş şehircilik anlayışının temel unsurlarını oluşturuyor.
Bir şehrin gelişmişliği yalnızca gökdelenlerinin yüksekliğiyle değil, insanlarına sunduğu yaşam kalitesiyle ölçülür.
White City, bu açıdan üzerinde durulması gereken bir şehircilik örneğiydi.
Gobustan ve Çamur Volkanları: Doğanın binlerce yıllık hikâyesi
Bakü gezimizin en farklı ve etkileyici duraklarından biri Gobustan oldu.
Gobustan Millî Tarihî ve Sanatsal Rezervi, insanlık tarihinin çok eski dönemlerine uzanan izleriyle yalnızca Azerbaycan'ın değil, dünya kültür mirasının da önemli alanlarından biri.
Kayalara işlenmiş binlerce yıllık resimler, insanın doğayla, avcılıkla, günlük yaşamla ve çevresindeki dünyayla kurduğu ilişkinin sessiz belgeleri niteliğinde.
Bu kaya resimlerine bakarken insan, binlerce yıl öncesinde yaşamış insanların dünyasına doğru bir yolculuğa çıkıyor. Aradan geçen yüzyıllara rağmen insanın kendisini anlatma, yaşadıklarını kaydetme ve geleceğe iz bırakma isteğinin hiç değişmediğini düşünüyorsunuz.
Gobustan'ın bir başka dikkat çekici özelliği ise çevresindeki çamur volkanları.
Çamur volkanları kompleksini gezerken karşılaştığımız manzara, alıştığımız doğa görüntülerinden oldukça farklıydı. Toprağın altındaki jeolojik hareketlerin yüzeye yansımasıyla oluşan bu sıra dışı oluşumlar, Azerbaycan'ın doğal zenginliklerinin ne kadar çeşitli olduğunu gösteriyor.
Bir tarafta binlerce yıllık insanlık tarihi, diğer tarafta dünyanın derinliklerinden gelen jeolojik oluşumlar…
Gobustan, doğa ile insanlık tarihinin aynı coğrafyada nasıl iç içe geçebildiğini gösteren eşsiz bir açık hava müzesi gibiydi.
Yanar Dağ: Ateşin hiç sönmeyen hikâyesi
Azerbaycan denildiğinde akla gelen en önemli kavramlardan biri ateştir.
Bu nedenle Yanar Dağ Devlet Tarihî, Kültürel ve Doğal Koruma Alanı ziyaretimiz de ayrı bir anlam taşıyordu.
Toprağın altından çıkan doğal gazın etkisiyle yamaç boyunca sürekli yanan alevler, insanı hem şaşırtıyor hem düşündürüyor.
Ateşin binlerce yıldır insanlık tarihinde taşıdığı anlamı düşününce Azerbaycan'ın neden “Ateşler Ülkesi” olarak anıldığını daha iyi anlıyorsunuz.
Bu coğrafyada ateş yalnızca doğal bir oluşum değil; tarih, kültür, inanç ve kimlikle bütünleşmiş bir sembol.
Yanar Dağ'ı ziyaret ederken doğanın insanlara sunduğu bu olağanüstü manzaranın, Azerbaycan'ın kültürel kimliğinde nasıl özel bir yere sahip olduğunu bir kez daha hissettik.
Sea Breeze: Hazar kıyısında çağdaş yaşam
Bakü ve çevresindeki incelemelerimiz kapsamında Sea Breeze kompleksini de ziyaret ettik.
Hazar Denizi kıyısında konumlanan bu büyük yaşam ve turizm kompleksi, modern mimarisi, sahil düzenlemeleri, sosyal alanları ve peyzaj anlayışıyla dikkat çekiyordu.
Denizle bütünleşen yapılar, geniş yürüyüş alanları, dinlenme ve sosyal yaşam mekânları, burayı yalnızca bir konut veya tatil alanı olmaktan çıkarıp kapsamlı bir yaşam merkezi hâline getiriyor.
Hazar kıyısında uzanan bu atmosfer, Azerbaycan'ın turizm ve gayrimenkul alanındaki yatırım anlayışını da gözler önüne seriyordu.
Sea Breeze, modern yaşamın denizle ve doğayla nasıl bütünleştirilebileceğini gösteren, her hâlükârda doyumsuz bir güzelliğe sahip bir kompleksti.
Enerjinin geleceği: SOCAR'ın vizyonu
Programımız kapsamında Azerbaycan Devlet Petrol Şirketi SOCAR'ı da ziyaret ettik.
SOCAR, Azerbaycan'ın enerji alanındaki en önemli kurumlarından biri olmanın ötesinde, uluslararası enerji piyasasında da güçlü bir aktör.
Burada gerçekleştirilen toplantıda genç yöneticiler ve uzmanlar tarafından şirketin dünü, bugünü ve geleceğe yönelik projeleri hakkında kapsamlı sunumlar yapıldı.
Özellikle İngilizceye hâkim, teknoloji ve bilgisayar sistemlerini etkin biçimde kullanan genç çalışanların sunumları dikkatimi çekti. Enerji sektörünün artık yalnızca petrol ve doğal gaz üretiminden ibaret olmadığını; teknoloji, dijitalleşme, uluslararası iş birlikleri ve geleceğin enerji politikalarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini bir kez daha anladık.
Azerbaycan'ın enerji kaynaklarını ekonomik kalkınmanın yanı sıra uluslararası ilişkilerinde de önemli bir unsur olarak değerlendirdiği açıkça görülüyordu.
44 günlük zaferin hafızası: Zafer Müzesi
Bakü programımızın en anlamlı duraklarından biri Zafer Müzesi oldu.
Azerbaycan'ın 44 günlük Vatan Muharebesi'nde elde ettiği zaferi anlatan müze, yalnızca askerî gelişmeleri ve savaşın tarihini aktaran bir mekân değil; aynı zamanda bir milletin hafızasını yaşatan önemli bir kültür alanı.
Müzeyi gezerken Türkiye'nin 81 ilinden gelen öğrenciler ve öğretmenleriyle karşılaştık.
İşte o an, yıllardır dilimizden düşürmediğimiz bir sözün gerçek anlamını bir kez daha hissettim:
İki devlet, tek millet…
Türkiye'nin farklı şehirlerinden gelen çocukların Azerbaycan'ın zaferini kendi tarihî ve millî değerleriyle birlikte sahiplenmeleri beni gerçekten duygulandırdı.
Çünkü kardeşlik yalnızca devletler arasında imzalanan belgelerle kurulmaz. Kardeşlik, insanların gönüllerinde, çocukların zihinlerinde ve ortak gelecek tasavvurunda hayat bulur.
Zafer Müzesi'nde gördüğümüz bu manzara, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki bağın gelecek kuşaklara nasıl aktarıldığının güzel bir örneğiydi.
Eski Bakü'nün taşlarında saklı şiir
Zafer Müzesi'nin ardından İçerişehir'e, yani Bakü'nün tarihî merkezine geçtik.
Eski Bakü ile yeni Bakü arasındaki mimari ve kültürel birliktelik gerçekten etkileyiciydi. Bir tarafta tarihî surlar, taş sokaklar, geleneksel mimari ve geçmişin izleri; diğer tarafta modern yapılar, geniş caddeler ve çağdaş şehircilik anlayışı…
İçerişehir'de yürürken insan, zamanın içinde yolculuk yaptığını hissediyor. Her taşın, her sokağın ve her yapının anlatacak bir hikâyesi var.
Bakü'nün güzelliği de biraz burada saklı. Şehir, geçmişini silerek modernleşmiyor; tarihî kimliğini koruyarak geleceğe hazırlanıyor.
Akşama doğru Azerbaycan Millî Halı Müzesi'ni ziyaret ettik.
El emeği, göz nuru halılar ve kilimler, Azerbaycan'ın kültürel zenginliğini bütün ihtişamıyla gözler önüne seriyordu. Renklerin, motiflerin ve dokuma tekniklerinin ardında kuşaklar boyunca aktarılan bir sanat anlayışı vardı.
Halılar bazen bir coğrafyanın haritasıdır, bazen bir annenin duası, bazen de bir milletin hafızası…
Azerbaycan halıcılığı da bu anlamda yalnızca geleneksel bir el sanatı değil, Türk dünyasının ortak kültür mirasının değerli parçalarından biridir.
Bir gezi, bir gözlem, bir kardeşlik hikâyesi
13 Ekim'de başlayan Nahçıvan ve Bakü yolculuğumuzun ilk bölümünde gördüklerimiz, Azerbaycan'ın geçmişiyle geleceği arasında kurduğu bağı anlamamıza yardımcı oldu.
Nahçıvan'da tarihî mirasın korunmasına, inanç ve kültürel hafızanın yaşatılmasına tanıklık ettik. Zengezur güzergâhında geleceğin ulaşım ve ticaret bağlantılarını düşündük. Bakü'de ise modern şehircilik, mimari, enerji, turizm, tarih ve doğa alanlarında yürütülen çalışmaları yakından gördük.
Gobustan'ın kayalarında insanlığın binlerce yıllık izlerini, Yanar Dağ'da doğanın hiç sönmeyen ateşini, Hazar kıyısında çağdaş yaşamın yeni örneklerini gördük.
Bir şehir yalnızca binalardan ve yollardan oluşmaz. Onu şehir yapan; tarihî hafızası, kültürel kimliği, insanı, sanatı, ekonomisi ve geleceğe dair taşıdığı umuttur.
Bakü'nün Hazar kıyısındaki modern siluetiyle İçerişehir'in tarihî taş sokakları arasında dolaşırken bu gerçeği daha iyi anladım.
Azerbaycan, bir yandan köklü tarihini ve kültürel değerlerini korumaya çalışırken diğer yandan çağdaş dünyanın şehircilik, teknoloji, enerji ve turizm alanındaki gelişmelerini yakından takip ediyor.
Elbette her gelişmenin kendi içinde değerlendirilmesi gereken yönleri vardır. Ancak gördüğümüz çalışmalar, Azerbaycan'ın şehirlerini geleceğe hazırlama konusunda ortaya koyduğu iradeyi açıkça hissettiriyordu.
Bu yolculuğun benim için en kıymetli taraflarından biri de Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşliğin yalnızca diplomatik söylemlerde kalmadığını, hayatın içinde, sokaklarda, müzelerde ve insanların gönüllerinde yaşadığını görmekti.
Nahçıvan'da tarihin izlerini sürdük, Zengezur'da geleceğin yollarını düşündük, Gobustan'da insanlığın kadim hafızasına dokunduk, Bakü'de ise bir milletin yükselen şehirlerine tanıklık ettik.
Fakat yolculuğumuz henüz bitmemişti.
Önümüzde Karabağ vardı…
Bir milletin hafızasında derin izler bırakan, tarihî ve kültürel anlamı büyük olan bu coğrafyada bizi nelerin beklediğini henüz bilmiyorduk.
Karabağ'da göreceklerimiz, dinleyeceklerimiz ve tanıklık edeceğimiz yeniden imar çalışmalarının hikâyesi ise bu yazımızın ikinci bölümünü oluşturacak.




