Akran zorbalığı denildiğinde çoğumuzun aklına fiziksel şiddet geliyor. Oysa zorbalık sadece vurmak ya da itmek değildir. Bir çocuğu oyun grubuna almamak, sürekli dalga geçmek, lakap takmak ya da sosyal medyada küçük düşürücü paylaşımlar yapmak da zorbalığın bir parçasıdır.
Günümüzde birçok çocuk okulda, sosyal medyada ya da arkadaş ortamında dışlanma, küçümsenme ve alay edilme gibi davranışlarla karşı karşıya kalıyor. Üstelik çoğu zaman bu davranışların üzeri “Şaka yaptım” ya da “Abartıyorsun” denilerek kapatılıyor.
Ama kimse, basit gibi görünen bir sözün başka bir çocuk için unutulmayacak bir kırgınlığa dönüşebileceğini düşünmüyor. Zorbalığa uğrayan çocuk zamanla içine kapanabiliyor, kendini değersiz hissedebiliyor ve sessizleşebiliyor. En üzücü tarafı ise çoğu insanın, bu sessizliğin nedenini fark etmemesi. Çünkü akran zorbalığının izleri çoğu zaman dışarıdan görünmez; çocukların içinde büyür.
Elbette çocuklar arasında anlaşmazlıklar olabilir. Ancak bu durum, birbirlerine zarar verebilecekleri anlamına gelmez. Çünkü kırıcı davranışlar normalleşmeye başladığında empati duygusu zayıflar. Bu yüzden zorbalığı görmezden gelmemek gerekir. Çünkü görmezden geldiğimiz her davranış, zamanla normal kabul edilmeye başlanabilir. İşte bu noktada ailelere, öğretmenlere ve çocukların örnek aldığı tüm yetişkinlere büyük görev düşüyor.
Çocuklara sadece dersleri değil; empatiyi, saygıyı, farklılıklara hoşgörüyle yaklaşmayı ve yargılamadan dinlemeyi de öğretmeliyiz. En önemlisi de zorbalığa uğrayan çocuklara yalnız olmadıklarını hissettirmeliyiz. Çünkü bazen bir çocuğun yeniden güçlenmesini sağlayan şey; onu gerçekten anlayan birinin varlığıdır.
Ve belki de bir çocuğun sessizliğini değiştirecek en önemli şey, ona uzatılan küçücük bir anlayış elidir. Amasya Üniversitesi Eğitim Fakültesi Temel Eğitim Bölümü Okul Öncesi Öğretmenliği Ana Bilim Dalı Topluma Hizmet Dersi kapsamında Songül PEKTAŞ rehberliğinde hazırlanmıştır.





