Türkiye’de Azerbaycan’a yönelik toplumsal sevgi, sıradan bir dış politika yakınlığından ibaret değildir. Ortak tarih, dil ve kader duygusuyla beslenen bu bağ, “bir millet, iki devlet” anlayışında ifadesini bulur. Türk milleti, Azerbaycan’ın sevincini ve acısını çoğu zaman kendi meselesi olarak görür.
Buna karşılık, kendisini ümmet adına konuşturan bazı ideolojik çevrelerin Azerbaycan’a karşı sergilediği tavır, bu kardeşlik duygusuyla açık bir çelişki oluşturuyor. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda çok sayıda heyet Netanyahu’nun konuşması sırasında salonu terk ederken Azerbaycan heyetinden bir temsilcinin salonda kalması, yurtdışından gözlemlendiğim kadarıyla Türkiye’de sert tartışmalara ve Azerbaycan karşıtı yorumlara yol açmıştır . Haberlerde, Azerbaycan’ın yanı sıra başka ülke temsilcilerinin de salonda kaldığı bildirildi.
Bir temsilcinin salonda kalması elbette eleştirilebilir; devletlerin diplomatik tutumları kamuoyunda tartışmaya açıktır. Fakat bu davranışı tek başına bir halkın Filistin’e, Müslümanlara ya da adalete bakışının kanıtı saymak; hele buradan hareketle Azerbaycan’ı hedef göstermek, ölçüyü kaçırmaktır. Diplomatik bir tercih ile bir milletin tarihî hafızası ve siyasi kimliği aynı şey değildir.
Asıl çelişki, ümmet dayanışmasının seçmeci biçimde kullanılmasında ortaya çıkıyor. Azerbaycan söz konusu olduğunda, onun yaşadığı işgal, verdiği kayıplar, toprak bütünlüğü ve egemenlik hakkı
Hocalı Soykırımı şu Azerbaycan’a ağzından salyalar akıtarak saldıran çevrelerce kolayca göz ardı edilebiliyor; tek bir diplomatik görüntü ise Azerbaycan’a karşı geniş bir suçlamaya dönüştürülüyor. Oysa dayanışma, yalnızca belirli siyasi çevrelerin beklentilerine uyulduğunda hatırlanacak bir kavram değildir. Adalet, dost ve kardeş görülen halklar için de aynı ölçüyle savunulmalıdır.
Burada bütün Müslümanları ya da ümmet fikrini mahkûm etmek doğru olmaz. Eleştirilmesi gereken, ümmet söylemini siyasi bir kalıba dönüştürüp Azerbaycan’ı bu kalıba göre yargılayan ve Türkiye-Azerbaycan kardeşliğini zedeleyen bazı ideolojik yaklaşımlardır. Ümmet fikri, bir halkın tarihini ve egemenlik hakkını yok saymanın gerekçesi hâline getirilmemelidir.
Türkiye’nin önündeki sınav, Filistin’e duyduğu hassasiyet ile Azerbaycan’la kardeşliğini karşı karşıya getirmek değildir. Her iki halkın da hak ve hukukunu savunabilecek tutarlı bir vicdan dili kurmaktır. Türk milletinin Azerbaycan’a duyduğu sevgi güçlüdür; bu sevgi, sosyal medyada yürütülen haksız genellemelerle ortadan kaldırılamaz. Fakat kardeşliği korumak, Azerbaycan’ı tek bir görüntü üzerinden yargılayan söylemlere karşı da sağduyulu ve kararlı durmayı gerektirir.
Her fırsatta Azerbaycan ‘a şu malum güruh tarafından başlatılan linç ve bundan memnuniyet duyan bazı “ dini siyasetçi “ çevrelerin
Azerbaycan’ı seven millet ile Azerbaycan’ı hedef alanlar arasındaki çelişki karmaşasını ortaya çıkarmaktadır.
Tüm bunlar Türkiye’de aidiyet ve siyaset üzerine yeniden düşünmemizi gerektiriyor. Kardeşlik, sloganla değil, her koşulda sergilenen anlayış ve vefa ile sınanır.
Aksi taktirde söylemler üfürükten tayyare olmanın ötesine geçmez!
Genel
Asayiş
Prof.Dr.Aygün Attar Yazdı
Türkiye’nin En Büyük Çelişkisi: Azerbaycan’ı Seven Millet, Azerbaycan’ı Hedef Alan Ümmet Söylemi
Muhabir: Haber Merkezi
Yorumlar




