Sözer AKYILDIRIM
IĞDIR ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM GÖREVLİSİ
İslam tarihinin en hüzünlü, en sarsıcı ve aynı zamanda en onurlu sayfalarından biri olan 10 Muharrem (Aşura Günü), sadece bir takvim yaprağı ya da geçmişte kalmış askeri bir çarpışma değildir. Aşura; haksızlığa karşı eğilmeyen bir başın, sayısal azlığa rağmen teslim olmayan bir iradenin ve insanlık vicdanının zamansız manifestosudur.
Tarihi Gerçekliğin Yalın Gücü
Hicri 61 yılının 10 Muharrem sabahında, Kerbela çölünün kavurucu sıcağında iki farklı dünya karşı karşıya geldi. Bir tarafta; gücü, saltanatı ve dünyevi hırsları temsil eden 30 bin kişilik devasa bir ordu; diğer tarafta ise Hz. Muhammed’in torunu Hz. Hüseyin’in safında kenetlenmiş, günlerdir susuz bırakılmış 72 fedakâr can.
Aşura’yı anlamlı kılan şey onu mitolojik abartılarla süslemek değil, o gün orada yaşanan yalın ahlaki duruşu görebilmektir. Aşura günü yaşananlar edebi bir kurgu değil; Hamid bin Müslim gibi görgü tanıklarının aktardığı, insan ruhunun en ağır imtihandan geçtiği çıplak bir tarihi gerçekliktir.
Hamid bin Müslim şöyle diyor: ”Onun gibi birisini görmedim. Bütün yardımcılarını, oğullarını, akrabalarını kaybettiği halde, onun gibi istikamet gösterip direnen ve ayakta duran bir kişi daha görmedim. Piyadeler O’na saldırdığında, kılıcıyla onlara karşı koyuyordu ve onlar aslan önünden kaçan çakal sürüsü gibi sağa sola dağılıyorlardı”
Zilcevşen oğlu Şimr durumu böyle görünce,süvarileri çağırıp piyadelerin arkasına yerleştirdi ve okçulara saldırı emri verdi.O mazlum insanı ok yağmuruna tutular.İmamın her tarafına oklar saplanmıştı ve artık savaşamaz olmuştu.Hayasız insanlar etrafında sıralar oluşturmuşlardı !..
İmam Hüseyin’in bacısı Zeynep, Sad oğlu Ömer’e “Yazıklar olsun sana! Ebu Abdillahı öldürüyorlar da sen bakıyor musun diye bağırdı… Ömer cevap vermedi!
Zeynep oradakilerin hepsine haykırdı: Aranızda bir tek Müslüman bile yok mu? Hiç kimseden cevap çıkmadı. Alçaklar her taraftan İmama saldırdılar. Zema b.Şefik, İmam’ın omzuna vurup yaraladı, bir diğeri boynuna vurdu, İmam yüzüstü düştü. Enes oğlu Sinan da İmam’ın sırtından mızrakla vurdu.Şimr atından inip İmamın başını kesti.İmamın mübarek başını Huliye teslim ederek Sad oğlu Ömer’e götür dedi.Onun mübarek vücudunda otuz üç ok,otuz dört kılıç ve çok sayıda mızrak yarası vardı.Mübarek cesedi üzerinde at koşturdular.
Zalimlikte sınır tanımayan alçak İbn-i Ziyad(Allah ona lanet etsin. Şehitler efendisinin o mübarek başını Kufe sokaklarında ve kabileler arasında dolaştırılmasını emretti.
Zeyd b. Erkam’dan rivayettir :”Evimin üst katındaki odam da oturuyordum ki, İmam Hüseyin’in başını geçirdiklerini gördüm. Kesik baş şu ayeti okuyordu:”Kehf ve Rakim ashabının, delilerimiz içinde şaşılacak bir delil mi sandın”( Kehf Suresi ,9)
Allah’a ant olsun ki, kesik başın bu ayeti okuduğunu görünce, vücudumdaki bütün tüyler diken diken oldu. Birden haykırdım: Allaha ant olsun ki, ey Allahın Elçisinin oğlu! Senin başın daha ilginç ve şaşırtıcıdır!
Alçak ve melun insanlar, o mübarek başları Kufe sokaklarında dolaştırmaktan yorulunca hükümet konağına getirdiler.
KERBELA ESİRLERİ-ŞAM-I GARİBAN
Kerbela hadisesi ve İmam Hüseyin’in(a.s) şahadetinden sonra düşman orduları tarafından, Kufe ve Şam’a götürülen İmam Hüseyin’in çocukları ve akrabaları için kullanılan bir ifadedir.
İmam Hüseyin’in şahadetinin ardından, Ehlibeyt on birinci geceyi Kerbela’da geçirdi.On birinci gün öğleden sonra Ömer b.Sa’d’ın ordusu,kendi ölülerini defnettikten sonra,İmam Hüseyin’in Ehlibeytini,sahabe ve tabiinden şehit olan kimselerin de eş ve çocuklarını esir alarak Kufe’ye doğru yola çıktılar.Ömer b.Sa’d’ın ordusu Ehlibeyt kadınlarını (kasıtlı olarak) şehitlerin yanından geçirdiler.Kadınlar ağıtlar yakarak acıyla baş ve yüzlerine vurmaya başladılar. Karra b. Kays Temimi diyor ki, her şeyi unutsam da Fatıman’ın kızı Zeyneb’in kardeşi Hüseyin’in topraklara bulanmış naaşını görünce söylediği şu sözü unutamıyorum:
“Ya Muhammed !Ya Muhammed ! Göklerdeki melekler sana salât ve selam getiriyorlar. Hüseyin ise şu otsuz bozkır topraklarda, kanlara bulanmış ve azaları kesilmiş yatıyor. Ey Muhammed! Senin kızların esir edilmiş zürriyetin hep öldürülmüş, seher yelleri onların üzerine toz toprak savuruyor.
Allaha ant olsun ki Zeyneb’in bu sözleri dost ve düşman herkesi ağlattı.
Ömer bin Sa’d’ın askerleri, Kerbela esirlerini eğersiz merkeplere bindirdiler.Kufeye girdiklerinde insanlar onları görmek için yollara dökülmüş ve Kufe kadınları onlara ağlıyorlardı Hazlem b. Suteyr adlı birisi şöyle nakletmektedir.Bu esnada Ali b. Hüseyin boynunda zincir ve ellerinin boynuna bağlı olduğunu gördüm.Esirlerin Kufe’ye tam olarsak hangi zamanda girdiği konusunda net bir bilgi bulunmamaktadır. Şeyh Müfid’in İrşad kitabında naklettiği bir ifadeden esirlerin on ikinci gün Kufe’ye girdiklerini anlamaktayız.
Şam-ı Gariban gariplerin(kimsesizleri) akşamı anlamına gelen bir tamlamadır. Yardan, yuvadan, sıldan ve vatandan ayrılarak başka bir bölgeye gelen ve burada akşamı sabah eden gurbet yolcuları için kullanılır. Cenaze sahipleri için ilk gece, Muharrem ayının onuncu gecesi ve sonrasında düzenlenen matem merasimlerinin adıdır.
Aşura literatüründe, ise Şam-ı Gariban dendiğinde akla gelen ilk şey, Muharrem ayının onuncu günü on birinci gününe bağlayan akşam vakti, Hazreti Hüseyin ve diğer Kerbela şehitlerini anma amacıyla düzenlenen matem merasimleridir. Bu merasimlerde genellikle ellerde taşınan mumlarla, kerbela hadisesi sonrası, gün batımında çöllere kaçışan çocukların hazin durumları anlatılmaya çalışılır.
10 MUHARREMİ ANMAK
Hz. Hüseyin ve yoldaşları, Kerbela’ya canlarını ucuza satmak için değil; adaleti, insani onuru ve İslam'ın özündeki özgürlük ruhunu diriltmek için çıktılar.
Aşura meclislerinde dökülen her gözyaşı, eğer bizi zalime karşı mazlumun yanında saf tutmaya yönlendirmiyorsa eksik kalmıştır. Hz. Hüseyin’in "Benden uzak olsun zillet!" haykırışı, Aşura gününün asıl mesajıdır. Bu duruş; ırkı, mezhebi ve coğrafyası ne olursa olsun, yeryüzündeki tüm mazlum halklara yüzyıllardır esin kaynağı olan evrensel bir kılavuzdur.
Güçlünün değil, haklının yanında durabilmektir.
Kufe halkı gibi korkuya kapılıp vaatlerinden dönmek yerine, Hür bin Yezid gibi son anda da olsa vicdanının sesini dinleyip hakikate teslim olabilmektir.
Hz. Abbas gibi, susuzluktan kavrulurken bile yanı başındakileri düşünüp fedakârlığın zirvesine çıkabilmektir.
Aşura; adaletsizliğin karşısında sessiz kalarak dilsiz şeytan olmayı reddedenlerin, doğruluk uğruna her şeyini feda edebilecek kadar büyük bir aşka sahip olanların günüdür. Kerbela'nın üzerinden asırlar geçse de, her yerin Kerbela ve her günün Aşura olduğu bilinciyle; adalet, hürriyet ve onur mücadelesi insanlığın kalbinde atmaya devam edecektir.
Selam olsun Kerbela’nın susuz şühedasına, selam olsun yüzyıllardır sönmeyen o adalet meşalesini taşıyanlara...




