Iğdır Valisi Taşolar, Karakoyunlu Ata Ocağı’nda Kafkas Kıyafeti Giydi
Iğdır Valisi Taşolar, Karakoyunlu Ata Ocağı’nda Kafkas Kıyafeti Giydi
İçeriği Görüntüle

İmam Hüseyin’le birlikte Aşura kıyamında yer alan ve Aşura sonrası esaret döneminde Kerbela mesajını insanlara duyuran Ehlibeyt mesajcısıdır.
Babası İmam Ali, annesi Hz. Fatıma’dır. Hicretin 5. (M.626) yılında Cemaziyelevvel(Hicri Takvime göre yılın 5.ayı) ayının 5. Gününde Medine’de dünyaya gelmiştir.Zeynep; Ziynet” süs ve “eb” baba sözcüklerinin tamlamasından oluşan “ Ziynetu’l-eb” kelimesinin hafifletilerek “babasının ziyneti/süsü” anlamında kullanılmıştır.İmam Hüseyin’in Hz.Zeynep’e özel bir saygısı vardı. O geldiğinde ayağa kalkar, saygısını ifade ederdi. Hazreti Zeynep, dedesi Resullulahtan, babası İmam Ali’den ve annesi Hazreti Fatma’dan hadis rivayet etmiştir.
Sebatı, ilmi, belagati, cesareti, takvası, zühdü ve iffetiyle göz dolduran Hz. Zeynep, amcasının oğlu Abdullah b.Cafer ile evliydi. Bu evlilikten Muhammed ve Avn adında iki oğlu olmuş, ikisi de Kerbela’da şehit olmuşlardı. İmam Hüseyin; Yezide biat etmeyerek Medine’den Mekke’ye doğru hareket edince, Hazreti. Zeynep de bu iki oğlunu yanına alarak İmamla birlikte yola koyulmuştu.
Hz. Zeynep'in Kerbela'daki rolü, katliamın canlı şahidi olmak, Ehlibeyt'in kalan mensuplarına liderlik etmek ve Hz. Hüseyin'in mesajını dünyaya duyurmaktır. Düşünür Ali Şeriati'nin "Hz. Zeynep Kerbela mesajını tarihe aktarmasaydı, Kerbela tarihe karışmış olurdu" sözü onun misyonunu özetler.
Hz. Zeynep'in Kerbela faciası sırasındaki ve sonrasındaki kritik rolleri:
1. Savaş Meydanındaki Dirayeti ve İlk İsyanı
Şehitlerin Bakımı: Çatışmalar sırasında yaralıların bakımı ve kadınlar ile çocukların korunması görevini üstlendi. Kendi çocukları olan Avn ve Muhammed'i de bu savaşta şehit verdi.
Kurbanı Kabul Etme: Kardeşi Hz. Hüseyin şehit edildikten sonra onun cenazesinin başına giderek ellerini göğe kaldırdı ve "Allah’ım, bu kurbanı bizden kabul eyle!" diyerek teslimiyet ve kararlılık gösterdi.
Çadırların Korunması: Hüseyin'in ordusu katledildikten sonra Yezid'in askerleri çadırları ateşe verdiğinde, panik halindeki çocukları bir arada tuttu ve onlara siper oldu.
2. İmamet Soyunu Koruması (Hz. Zeynelabidin'i Kurtarması)
Kerbela faciası yaşandığında Hz. Hüseyin'in oğlu Hz. Zeynelabidin (Ali bin Hüseyin) ağır hasta olduğu için savaşa katılamamıştı.

Kûfe Valisi Ubeydullah bin Ziyad, çadırlara girip soyun devamını engellemek için Zeynelabidin'i öldürmek istediğinde Hz. Zeynep kendini yeğeninin üzerine siper etti. "Onu öldürmek istiyorsanız önce beni öldürmelisiniz!" diyerek İmamet soyunun hayatta kalmasını sağladı.
3. Kûfe ve Şam Saraylarındaki Tarihi Hitabeti
Zalimlerin Yüzüne Hakikati Haykırma: Esir alınarak zincirlerle önce Kûfe'ye, ardından Şam'a Yezid'in sarayına götürüldü.

Yezid'e Karşı Duruşu: Yezid, elindeki asa ile Hz. Hüseyin'in kesik başına vurup zafer çığlıkları atarken, Hz. Zeynep korkusuzca ayağa kalktı. Babası Hz. Ali’den miras aldığı muazzam hitabet yeteneğiyle Yezid’in sarayında tarihi bir hutbe okudu.

Görkemli Hutbesi: Yezid'e hitaben: "Ey Yezid! Bizi esir edip diyardan diyara sürüklemekle bizi küçük düşürdüğünü, kendinin ise yüceldiğini mi sanıyorsun? Hilelerini yap, elinden geleni ardına koyma; fakat vahiyle şereflenen adımızı asla silemeyeceksin!" diyerek Yezid’in meşruiyetini halkın gözü önünde yerle bir etti.
4. Kamuoyu Oluşturması ve Medine Dönemi
Hz. Zeynep, esaret dönüşü Medine'ye vardığında boş durmadı ve Kerbela'da yaşanan vahşeti tüm çıplaklığıyla Müslümanlara anlattı.
Kadınlara tefsir dersleri verirken bir yandan da toplumsal sorumluluklarını hatırlattı. Halk arasında Emevi zulmüne karşı büyük bir uyanış başlattı.
Hz. Zeynep, sadece acı çeken bir kız kardeş değil; bir davanın siyasi ve fikri savunuculuğunu üstlenen, zulme karşı boyun eğmeyen en güçlü adaletsizlik karşıtı kadın sembollerinden biridir.
.
Hz. Zeynep’in Kerbela sonrasındaki esaret yolculuğu, Şam’daki tarihi duruşu ve hayatının son dönemi, İslam tarihinin akışını değiştiren çok önemli detaylar barındırır. Mücadeleyi esir düştüğü andan itibaren nasıl devraldığını şu başlıklarla inceleyebiliriz:
Kûfe Sarayındaki İlk Hesaplaşma
Kerbela katliamının hemen ardından Ehlibeyt kadınları ve çocuklar, şehitlerin kesik başlarıyla birlikte Kûfe Valisi Ubeydullah bin Ziyad’ın huzuruna çıkarıldı. Bin Ziyad, Hz. Zeynep’i aşağılamak amacıyla alaycı bir dille, "Allah’ın sizin hanedanınıza yaptığını ve sizi nasıl rezil ettiğini gördün mü?" dedi.
Hz. Zeynep, tarihe geçen şu muazzam cevabı verdi:
"Ben güzellikten başka bir şey görmedim! Onlar Allah’ın kendilerine şehadet makamını yazdığı kimselerdi ve gururla siperlerine koştular. Yakında Allah seni onlarla karşı karşıya getirecek ve hesaplaşacaksınız. O gün kazananın kim olduğunu göreceksin!"
Bu sözler, esir düşmüş bir kadının değil, inancından zerre şüphe duymayan bir liderin haykırışıydı ve saraydaki herkesi şoka uğrattı.

Şam Yolculuğu ve Kamuoyunun Aydınlatılması
Emevi yönetimi, esirleri şehir şehir gezdirerek halka gözdağı vermek istiyordu. Ancak Hz. Zeynep bu durumu bir tebliğ fırsatına çevirdi. Yol boyunca uğradıkları her kasaba ve şehirde halka kim olduklarını, Hz. Muhammed’in torunları olduklarını ve haksız yere katledildiklerini anlattı.
Yezid’in ordusunun "dinden çıkmış asiler" olarak tanıttığı bu esirlerin aslında peygamberin kendi ailesi olduğunu öğrenen halk arasında büyük pişmanlıklar ve Emevi yönetimine karşı öfke dalgaları başlamış oldu.
Yezid'in Sarayındaki Tarihi Hutbe
Şam’a ulaştıklarında Yezid, gücünü göstermek için yabancı elçileri ve devlet erkanını sarayında toplamıştı. Hz. Hüseyin’in kesik başı önündeyken zafer şiirleri okuyordu. Hz. Zeynep, zincirlere vurulmuş olmasına rağmen ayağa kalktı ve saraydaki tüm diplomatların önünde şu tarihi hutbeyi irat etti:
Zulmün Geçiciliği: "Ey Yezid! Gökyüzünü ve yeryüzünü bize dar ettiğini, bizi esir gibi peşinden sürüklemekle bizi küçülttüğünü mü sanıyorsun? Güç ve saltanatına bakıp gururlanma. Allah’ın zalimlere mühlet vermesi, onların günahlarını artırması içindir."

Ahlaki Üstünlük: "Ey Mekke’nin fethinde canları bağışlanan kölelerin torunu! Kendi kadınlarını ve cariyelerini perdelerin arkasında saklarken, Resulullah’ın kızlarını yüzü açık bir şekilde, düşmanların önünde diyardan diyara sürüklemek adalet midir?"

Tarihi Tokat: "Hilelerini yap, planlarını kur, elinden gelen her şeyi yap! Ama Allah’a andolsun ki, bizim adımızı tarihten asla silemeyeceksin, vahiyimizi yok edemeyeceksin ve bu lekeyi üzerinden asla temizleyemeyeceksin. Sen sadece kendi derini yüzüyorsun ve kendi etini kesiyorsun."
Bu konuşma sarayda bomba etkisi yarattı. Bizans elçisi dahil olmak üzere salondakiler Yezid’i kınamaya başladı. Yezid, kamuoyu baskısından korktuğu için suçlamaları reddetti ve katliamın suçunu Kûfe Valisi Bin Ziyad’ın üzerine atmak zorunda kaldı.
Medine'ye Dönüş ve Hayatının Son Dönemi
Yezid, Şam'da daha fazla kalmalarının saltanatını tehlikeye atacağını anlayarak Ehlibeyt'in Medine'ye dönmesine izin verdi. Hz. Zeynep Medine'ye vardığında peygamberin kabrine koşarak ağladı ve Kerbela'da yaşananları şikayet etti.
Medine'de de boş durmayarak evini bir yas ve bilinçlenme merkezine dönüştürdü. Onun başlattığı bu hareket, Emevilere karşı ileride patlak verecek olan Tevvabin (Tövbe Edenler) ve Muhtar es-Sakafî ayaklanmalarının fikri altyapısını oluşturdu.
Vefatı ve Kabri
Medineye döndüklerinde Kerbela şehitleri için düzenlenen meclislerde yaptığı konuşmalarla halkı aydınlatıyordu. Sabır kahramanı unvanıyla meşhur olmuştu.

Hz. Zeynep’in Medine’deki siyasi hareketliliğinden rahatsız olan Emevi valisi, onu sürgüne zorladı. Hicri 63 (M.682) yılında, bir nakle göre de Hicri 65 (M 684) yılında dünyaya gözlerini kapadı. Kabr-i şerifi, bugünkü Suriye’nin başkenti Şam’da Zeynebiye’ de’dir.
Hz. Zeynep, babası Hz. Ali'nin ilmini ve cesaretini, annesi Hz. Fatıma'nın iffet ve sabrını hayatında birleştirerek İslam tarihinin en etkili kadın lideri olmuştur.

KERBELA FACİASI’NI İLK OLARAK KİM KALEME ALDI?

Kerbela Faciası’nı ilk olarak kaleme alan ve bugünkü tarihi detayların temelini oluşturan en erken kaynak Ebû Mihnef (Lût bin Yahyâ) tarafından yazılan "Kitâbü Makteli’l-Hüseyn" (Hz. Hüseyin’in Şehadeti Kitabı) adlı eserdir.
Ancak burada tarihsel olarak çok önemli bir nüans vardır: Ebû Mihnef olayın bizzat fiziksel görgü tanığı değildir; facianın yaşandığı dönemde ya henüz doğmamıştı ya da çok küçük bir çocuktu. Fakat o, tarihteki ilk sistemli haberciliği/tarihçiliği yaparak katliamdan sağ kurtulan bizzat canlı görgü tanıklarını tek tek bulmuş ve onların şahitliklerini yazıya geçirmiştir.
Kerbela'nın "yazıya geçirilme" ve "görgü tanıklığı" boyutu şu şekilde gelişmiştir:
1. İlk Tarihi Kroniği Yazan: Ebû Mihnef (Ölümü M. 774)
Ebû Mihnef, Kerbela Olayı’ndan (M. 680) yaklaşık birkaç on yıl sonra Kûfe’de yaşamış bir tarihçidir.
O dönem hayatta olan, Kerbela’dan sağ kurtulmuş Ehlibeyt mensuplarını (örneğin İmam Zeynelabidin veya esir edilen kadınlar) ve hatta Emevi ordusunda yer alıp sonradan pişman olan askerleri bulmuştur.
Onların ilk ağızdan anlattığı şahitlikleri, zincirleme güvenilir anlatıcı (ravi) yollarıyla bir araya getirerek "Maktel" (şehadet kroniği) türünün ilk örneğini kaleme almıştır. Orijinal kitabı günümüze tam olarak ulaşmasa da İslam dünyasının en büyük tarihçilerinden Taberî, Kerbela anlatısının neredeyse tamamını Ebû Mihnef’in bu derlemelerinden aktarmıştır.


2. Olayı Sözlü Olarak İlk Aktaran "Gerçek" Görgü Tanıkları

İmam Zeynelabidin (Ali bin Hüseyin): Hz. Hüseyin’in çadırda hasta olduğu için katliamdan kurtulan tek erkek oğludur. Yaşanan her ana şahit olmuş, daha sonra Medine'de bu trajediyi tüm detaylarıyla etrafındakilere sözlü olarak rapor etmiştir.
Hz. Zeynep bint Ali: Facianın her anını, kardeşinin şahadetini, çadırların yakılmasını bizzat yaşamış, esir pazarlarında ve saraylarda bunu ilk kez dünyaya sözlü bir rapor (ve hitabe) olarak haykıran en büyük görgü tanığıdır.

Humeyd bin Müslim: Emevi ordusunda yer alan ancak savaşa fiilen katılmayıp bir tür vakanüvis (savaş tarihçisi/gözlemcisi) gibi davranan bir askerdir. Hz. Hüseyin’in son anlarını, askeri hareketleri ve çadırların yağmalanmasını günü gününe hafızasına kaydetmiş ve daha sonra Ebû Mihnef’e en çok bilgi aktaran birinci elden görgü tanığı olmuştur.

Ebû Mihnef’in kitabındaki bilgilerin en büyük kısmı, Ömer bin Sa'd’ın (Emevi komutanı) ordusunda bulunan Humeyd bin Müslim adlı bir askere dayanır. Humeyd, sıradan bir askerden ziyade bir tür gözlemci gibidir. Savaştan sonra derin bir pişmanlık duymuş ve Kûfe’ye döndüğünde Ebû Mihnef ve diğer tarihçilere her şeyi günü gününe, saati saatine anlatmıştır.
Humeyd bin Müslim’in aktardığı ve bugün tüm dünyaca bilinen kritik detaylardan bazıları şunlardır:
Hz. Hüseyin’in Son Anları: Hz. Hüseyin’in vücuduna kaç ok ve kılıç darbesi aldığını, susuzluktan nasıl bitap düştüğünü ve son sözlerini en ince ayrıntısına kadar Humeyd aktarmıştır.

Şimr’in Acımasızlığı: Hz. Hüseyin’in mübarek başını kesen Şimr bin Zilcevşen’in çadırlara saldırışını ve hasta yatağındaki İmam Zeynelabidin’i öldürmeye teşebbüs ettiği anı Humeyd bizzat engellemeye çalıştığını anlatır.

Kesik Başların Taşınması: Katliam bittikten sonra Hz. Hüseyin’in başını Kûfe’ye, Vali Ubeydullah bin Ziyad’a götüren heyetin içinde Humeyd de yer almış, saraydaki o ilk yüzleşmeyi de o rapor etmiştir.

Ebû Mihnef’in Bilgi Toplama Yöntemi (Saha Araştırmacılığı)
Ebû Mihnef, Kerbela kroniğini (Maktel) yazarken bugünkü modern gazetecilik ve saha araştırmacılığı yöntemlerini kullanmıştır. Bilgileri tek bir taraftan almamış, adeta bir puzzle parçası gibi birleştirmiştir:
Ehlibeyt Kaynakları: Katliamdan sağ kurtulan kadınlar, çocuklar ve İmam Zeynelabidin’in yakın çevresinden (örneğin İmam Muhammed el-Bakır) aile içi konuşmaları, çadırlardaki feryatları ve çekilen acıları dinlemiştir.

Emevi Askerleri: Pişman olan ya da tarafsız kalan Emevi askerlerinden ordunun lojistik durumunu, hiyerarşisini ve askeri hamleleri öğrenmiştir.

Resmi Belgeler: Yezid ile Ubeydullah bin Ziyad, ya da Bin Ziyad ile Ömer bin Sa'd arasında gidip gelen resmi mektupların, emirlerin ve ültimatomların kopyalarına ulaşarak kitabına eklemiştir.

Taberî’nin Bu Kaynağı Geleceğe Taşıması
Ebû Mihnef’in yazdığı orijinal "Kitâbü Makteli’l-Hüseyn" nüshası zaman içinde kaybolmuştur (bugün piyasada onun adıyla basılan bazı kitapların sonradan doldurulmuş veya değiştirilmiş olduğu bilinir).
Ancak İslam dünyasının en büyük ve en güvenilir tarihçisi kabul edilen Muhammed bin Cerîr et-Taberî (ö. 923), ünlü eseri Tarih-i Taberî’yi yazarken Ebû Mihnef’in bu kitabını aynen kopyalamış ve kendi eserinin içine entegre etmiştir. Bugün Kerbela hakkında bildiğimiz her şey, Taberî’nin Ebû Mihnef’ten yaptığı bu devasa aktarımlar sayesindedir.

Neden İlk Anda Yazılı Bir Kitap Çıkmadı?
Kerbela Olayı M. 680 yılında yaşandığında, Emevi Halifesi Yezid’in çok sıkı bir istihbarat ve baskı rejimi vardı. Kerbela hakkında Emevi yönetiminin resmi tezi dışında bir şey söylemek veya bunu yazılı hale getirmek kesin bir idam sebebiydi.
Bu yüzden görgü tanıkları yaşadıklarını ilk 20-30 yıl boyunca sadece çok güvendikleri kişilere sözlü olarak aktarabildiler. Yezid’in ölümü ve Emevi gücünün sarsılmaya başlamasıyla (özellikle Tevvabin ve Muhtar es-Sakafî isyanları döneminde) bu bilgiler yüksek sesle konuşulmaya ve Ebû Mihnef gibi isimler tarafından yazıya dökülmeye başlandı.

Sözer AKYILDIRIM
Iğdır Üniversitesi Öğretim Görevlisi

Muhabir: Haber Merkezi