Sessiz Çığlıklar, Sabır ve Milletlerin Dirilişi

İçinde bulunduğumuz çağ gerçekten insanı düşündüren bir çağdır. Değerlerin hızla aşındığı, sözün kıymetinin azaldığı, emek ve sadakatin çoğu zaman karşılık bulmadığı bir zaman dilimindeyiz. Eskiden büyüklerin sözü dinlenir, kanaat önderleri toplumun vicdanı olurdu. İnsanlar onların hikmetli sözlerinden istikamet bulurdu.

Bugün ise çoğu yerde sözün ağırlığı hafiflemiş, gürültü hakikatin önüne geçmiştir. Fakat yine de unutmamak gerekir ki hakikat hiçbir zaman tamamen kaybolmaz; sadece bazen sessizleşir, sabırla yeniden duyulacağı zamanı bekler.

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav) bir hadisinde şöyle buyurur: “İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.”
Bu söz, aslında insanlığın bütün imtihanını özetler. Merhametin kaybolduğu yerde zulüm büyür. Bugün dünyanın birçok yerinde Müslümanların ve mazlum milletlerin yaşadığı acılar da bunun bir sonucudur.

Azerbaycan’ın yaşadığı acılar hafızalardadır. Hocalı ’da yaşananlar, Karabağ’da dökülen gözyaşları yalnız bir milletin değil, bütün insanlığın vicdanını yaralamıştır. O günlerde göğe yükselen feryatlar, çoğu zaman sessizliğin duvarlarına çarpmıştır. Ancak tarih bize şunu öğretir: sabır ve direnişle hak er ya da geç yerini bulur. Nitekim yıllar sonra Azerbaycan kaybettiği toprakları yeniden kazanırken aslında sadece bir coğrafyayı değil, bir milletin onurunu ve umudunu da ayağa kaldırmıştır.

Mevlânâ Celaleddin Rûmî bu hakikati ne güzel anlatır:
“Sabır acıdır ama meyvesi tatlıdır.”
Tarihin birçok döneminde Türk milleti de sabrın ve direnişin bu ağır imtihanlarından geçmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti de yıllarca içten ve dıştan pek çok fitneyle mücadele etmiştir. Terörün karanlık yüzü nice ocaklara ateş düşürmüş, nice gencecik Mehmetçik vatan uğruna canını feda etmiştir. Askerimiz, polisimiz, evlatlarımız şehit olurken bu milletin yüreği dağlanmıştır. Fakat bu toprakların mayasında vatan sevgisi vardır. Bu yüzden ne kadar zor olursa olsun, millet yeniden ayağa kalkmayı bilmiştir.

Peygamber Efendimiz bir başka hadisinde şöyle buyurur:
“Müminler bir beden gibidir; bedenin bir uzvu rahatsız olursa diğer uzuvlar da o acıyı hisseder.” Eğer bu anlayış dünyaya hâkim olsaydı, belki de bugün birçok mazlumun gözyaşı dökülmezdi. Kardeşlikten, ümmetten, dayanışmadan söz edilen bir dünyada, neden bu kadar derin bir sessizlik vardır? Neden mazlumların yanında durmak yerine kimi zaman rakip potada yer alınmaktadır?

Bombaların gölgesinde büyüyen çocuklar var…Gözyaşını saklamaya çalışan anneler var… Evlerini, sevdiklerini, umutlarını kaybeden insanlar var… Savaşın dili soğuktur; ama acının dili her yerde aynıdır.

Bir çocuğun korkusu, bir annenin feryadı, bir babanın çaresizliği dünyanın neresinde olursa olsun insanlığın ortak yarasıdır.

Peki vicdanlar nerede? Türk milleti tarih boyunca geniş coğrafyalara yayılmış, büyük devletler kurmuş köklü bir millettir. Bu millet sadece kılıcıyla değil, adaletiyle de tanınmıştır. Fakat bugün dünya yine büyük bir sınavdan geçmektedir. Birlik ve beraberliği zayıf gördükleri milletleri parçalamak isteyen güçler her dönemde var olmuştur.

Mevlânâ’nın şu sözü bu noktada bize güzel bir yol gösterir:
“Aynı dili konuşanların yanında, aynı duyguyu paylaşanlar anlaşabilir.”

Eğer milletler ortak vicdanda buluşabilir, adalet ve merhameti esas alabilirse dünya daha yaşanabilir bir yer olur. Aksi halde zulmün ve ayrılığın bedelini sadece mazlumlar değil, bütün insanlık öder.

Sonuçta zaman gerçekten her şeyin ilacıdır. Tarih uzun bir nehir gibidir; bugün güçlü görünenler yarın unutulabilir, bugün mazlum görünenler ise yarın ayağa kalkabilir. Önemli olan, insanın ve milletlerin adalet, sabır ve birlik yolundan ayrılmamasıdır. Çünkü Mevlânâ’nın dediği gibi: “Dünle beraber gitti cancağızım, şimdi yeni şeyler söylemek lazım.”

Bugün dünyanın birçok yerinde yaşanan acıların arkasında güç ve çıkar hesaplarının gölgesi vardır. Amerika ve İsrail’in özellikle Ortadoğu’da izlediği politikalar, savaşlar, ambargolar ve müdahaleler milyonlarca insanın hayatını derinden etkilemiştir. Filistin’de Gazze’de dökülen masum kanı, yerinden edilen insanlar ve yıkılan şehirler insanlığın vicdanında derin yaralar açmaktadır. Bugün aynı şey İran’da yapılmaktadır. Güç sahibi olmak adaleti ortadan kaldırmamalıdır. Çünkü tarih bize gösterir ki zulüm uzun sürse de ebedî değildir; sabır ve hakikat er ya da geç yerini bulur.

Belki de bugün yapılması gereken en önemli şey; geçmişin acılarından ders alarak, kinle değil hikmetle, ayrılıkla değil birlikle geleceği kurmaya çalışmaktır. Çünkü birlik olan milletleri hiçbir fırtına yıkamaz.

-----------------------------------------------------------------------------------------------

Fitne ve Fesadın Sonu

İnsanlık tarihi boyunca fitne ve fesat çıkaranlar, başkalarının huzurunu bozarak kendilerine güç ve çıkar sağlamaya çalışmışlardır. Ancak tarih de hayat da bize göstermiştir ki; fitne ile kurulan düzenin temeli çürüktür, fesat ile kurulan planın ömrü kısadır. Çünkü hakikat er ya da geç ortaya çıkar.

Büyüklerimiz bu gerçeği veciz sözlerle dile getirmiştir:

“Rüzgâr eken fırtına biçer.”

“Zulüm ile abad olanın akıbeti berbad olur.”

“Başkasına çukur kazan, önce kendi boyunu ölçer.”

Fitne ile insanları birbirine düşürenler, dedikodu ve iftira ile gönülleri yaralayanlar, bir gün kendi kurdukları tuzakların içinde kalırlar. Çünkü adaletin terazisi şaşmaz; gecikebilir ama asla yok olmaz. İnsan bazen yaptığı kötülüğün karşılığını hemen görmez; fakat zaman, yapılanların en büyük şahididir.

Unutulmamalıdır ki; iyilik kalıcıdır, kötülük geçicidir. Kin, nefret ve fesatla yürüyen yollar sonunda karanlığa çıkar. Ama doğruluk, sabır ve adaletle yürüyenlerin yolu her zaman aydınlığa varır.

Bir gönlü kırmak kolaydır, ama kırılan gönlü onarmak zordur. Bu yüzden insanın en büyük sermayesi; dürüstlük, merhamet ve vicdandır. Çünkü kalbi temiz olanın korkusu olmaz, niyeti iyi olanın yolu da açık olur.

Sonuçta herkes ektiğini biçer.

Fitne ekenler fitne biçer,

Nefret ekenler yalnızlık biçer,

Ama iyilik ekenler huzur ve dua biçer.

Bu nedenle insan, başkalarının kuyusunu kazmak yerine gönüller yapmaya çalışmalıdır. Çünkü kuyu kazanlar sonunda o kuyuya düşer; gönül yapanlar ise insanların kalbinde yaşamaya devam eder.