İran'a karşı savaşın başlamasının üzerinden on dokuz gün geçtikten sonra, İranlıların Körfez petrolünün büyük bir kısmının ve küresel enerji üretiminin yaklaşık üçte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı'nın kontrolünü fiilen ele geçirdiği açıkça söylenebilir.

1991'de Soğuk Savaş'ın sona ermesinden bu yana, ABD'nin Orta Doğu'daki stratejisi temel bir ilkeye dayanmaktadır: herhangi bir ülkenin Körfez'deki petrol akışını kontrol etmesini engellemek. Bu hedef, otuz yılı aşkın süredir bölgedeki askeri ve siyasi varlığının temel taşı olmuştur.

Ancak İran, sadece on dokuz gün içinde bu stratejiyi etkili bir şekilde boşa çıkardı. Nispeten ucuz insansız hava araçları ve füzeler kullanarak Hürmüz Boğazı'ndaki seyrüseferleri aksattı, trafiğini fiilen kontrol altına aldı ve bu hayati küresel enerji arterinde karar verici konumuna geldi.

Bu değişimle birlikte, bölgedeki Amerikan ekonomik ve askeri kapasitesi azalmakla kalmadı, aynı zamanda neredeyse kırk yıl boyunca yüz milyarlarca, hatta trilyonlarca dolara ve binlerce Amerikan hayatına mal olan bir Amerikan politikası da baltalandı.

Bugün yaşananlar sadece sıradan bir askeri değişim değil, Soğuk Savaş'ın sona ermesinden bu yana bölgeye hükmeden Amerikan stratejik dayanağının gerçek bir çöküşüdür.