20 Ocak Kahramanlık Destanı

Eskiden dilekçeciler vardı. Özellikle adliye etrafında ve hükümet konağı civarında küçük kulübelerde vatandaşa dilekçe yazarak hizmet verirlerdi. Çoğu emekli memurdu ya da muhtardı.

Bir gün Iğdır’ın bir köyünde yaşayan yaşlı bir amca, tartıştığı adamı şikayet etmek için dilekçeciye gider. Yaşlı amca, başından geçen hadiseleri anlatarak şikayetçi olduğunu ve bir dilekçe yazılmasını ister. Yaşlı amcanın anlattıklarından yola çıkan dilekçeci, adli makamların etkilenmesi için kendinden de bir şeyler katarak dilekçeyi yazar.

Dilekçeyi bitirdikten sonra vatandaşa, “Yazdıklarımı okuyayım mı?” der.

Vatandaş da, “Tabii ki.” der.

Bizim dilekçeci, yazdığı dilekçeyi okumaya başlar…

“Köyde tartıştığım falanca kişi bana şöyle vurdu, böyle kırdı, başıma, koluma sopayla vurdu…” şeklinde abarta abarta yazılan dilekçe okundukça, gariban köylü dizini dövmeye başlar. Dilekçeci, “Ne oldu, dizine niye vuruyorsun?” diye sorunca, gariban köylü, “Görmüyor musun bana neler yapmışlar, neler!” diye cevap verir.

Dilekçeci işi abartmıştır ama bizim Azerbaycan Türkleri gerçekten de her yüzyılda birkaç kez katliama uğramış, katledilmiş, soykırıma maruz kalmışlardır.

Ancak her konuyu dilekçecinin yazdığı gibi dramatize etmeye gerek yoktur. 20 Ocak (Yanvar) aslında bir trajedi değil, bir kahramanlık hikayesidir. Ağlanacak bir durum yoktur, aksine gurur duyulacak bir tablo vardır ortada. Çünkü 20 Ocak, Azerbaycan Türklerinin ayağa kalktığı, bir kahramanlık destanı yazdığı gündür.

20 Ocak 1990, SSCB’nin yıkılış sürecinin başladığı, Azerbaycan’ın ve Türk cumhuriyetlerinin özgürlüğe giden yolunun açıldığı gündür.

Tarihin birçok evresinde, özellikle de Ermeniler tarafından katliama uğrayan Azerbaycan Türkleri, hiçbir zaman ne komşularına, ne birlikte yaşadıkları halklara ne de devletlerine ihanet etmemişlerdir.

Gün olmuş komşu dedikleri kişiler tarafından, gün olmuş yaşadıkları devletin azgın yöneticileri tarafından, gün olmuş özgürlük diye haykırdıkları için tankların altında kalarak katledilmişlerdir.

20 Ocak 1990 günü, kolundaki zincirleri kıran Azerbaycan Türkleri Bakü Azadlık Meydanı’na inmiş, Kızılordu’nun tanklarına göğüslerini siper etmiş ve “bağımsızlık” diye haykırarak Azerbaycan’ın Sovyet esaretinden kurtulmasının yolunu açmışlardır.

20 Ocak günü bağımsızlık ateşini yakan merhum Ebulfez Elçibey, o gün milyonlara hitap etmiş, hareketin lideri olarak en ön safta yerini almış ve SSCB’nin dağılmasının fitilini ateşlemiştir.

Evet, geçmişte Bakü katliamı, Karabağ katliamı gibi birçok hadise vuku bulmuştur ancak Azerbaycan halkı da papatya toplamamıştır.

Her konuda Azerbaycan halkını katledilen, ölen, çaresiz ve güçsüz gibi lanse etmek bana göre hiç doğru değildir.

20 Yanvar’ı anlatırken genelde “katliama uğradı” sözünü öne çıkarıyoruz. Oysa bununla tam olarak örtüşmez. Evet, tank, top ve silah Rusların elindeydi ama cesaret bizim elimizdeydi. Milyonlar Azadlık Meydanı’na inmemiş olsaydı, halen Rus esaretinde yaşanıyor olunacaktı.

Azadlık Meydanı’na çıkan milyonlar, bağımsızlık uğruna gökleri inletmiş, kanlarıyla tanklara galip gelmişlerdir.

Destan yazan bir milleti aciz, çaresiz, pısırık göstermek kesinlikle Azerbaycan Türklerine hakarettir.

20 Ocak’tan ilham alan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, 30 yıllık esarete son vermiş, İkinci Karabağ Savaşı ile işgal altındaki topraklarını geri almış ve sonrasında barış süreciyle yeni dünya düzeninde Azerbaycan’ın güçlü statüsünü daha da pekiştirmiştir.

20 Ocak şehitlerini bir kez daha rahmet ve minnetle yad ediyoruz.