Adı üstünde siyaset… Siyasette her günün, her saatin bir hükmü vardır. Çünkü ne yaparsanız yapın, işinizi sağlama almak durumundasınız.
CHP kurultayı sonrası yaşanan yargı süreci, işin böyle olacağını işaret ediyordu. Nitekim görünen köy yine kılavuz istemedi ve beklenen oldu. Özgür Özel ve partili arkadaşlarının tutumu ise “Mutlak butlanı tanımıyoruz” oldu. Kararın uygulanması sonrası CHP’de yeni bir dönem başladı. Kemal Kılıçdaroğlu, 13 yıl genel başkanlık yaptığı CHP’ye yeniden genel başkan oldu.
Önümüz seçim… Baskın seçim olur mu bilemem. CHP seçmeni şu an bölünmüş durumda. Yapılacak olan bir erken seçimde CHP seçmeni toparlanabilir mi sanmıyorum. Ama bu dağınıklık farklı siyasi oluşumları doğurur mu, bekleyip göreceğiz. AK Parti bu süreci lehine çevirecek hamleleri gecikmeden yaparsa işine yarayacaktır. Yok eğer, özellikle Maliye Bakanlığı’nın uyguladığı sıkı vergi politikasıyla seçim hazırlığı yaparsa, seçmenin yeni arayışlar içinde olacağı kesindir. Çünkü esnaf, tüccar, kısaca işveren hiç mutlu değil.
Aslında ülkede ilginç bir durum var… 24 yıldır iktidarda olan AK Parti’ye alternatif bir parti veya liderin bugüne kadar çıkmaması sizce normal midir? Yani iktidarda olan bir parti yıpranır, iyi güzel de bu yıpranmışlığın alternatifi kim olabilir? Tek başına iktidar olacak bir parti var mıdır, ben göremiyorum. Muhalefet partilerinin vatandaşı cezbeden söylemleri olsa da etrafları küçük kitlelerden ibaret. Yani kitleleri sürükleyecek bir atılım henüz bulunmuyor. Doğal olarak şu anda yine birinci parti AK Parti fakat onun da eski heyecanı yok… Çünkü bürokraside sıkıntılar var. Halk çoğunlukla bürokrasiden ve ekonomik sıkıntılardan şikâyet ediyor.
Örneğin, vatandaş devlet dairesindeki gecikmeleri bile hükümete mâl ederek tepki gösteriyor; memurlar vezifesinin gereğini eksiksiz yerine getirirse hem görevlerini layıkıyla icra etmiş olacak hem de bu durum yönetime olumlu bakış açısına neden olacaktır.
Vatandaşların kurumlarda işlerini yaptırabilmek için birçok kapıya gitmesi, idarecilerin illa da işi yokuşa sürüp referans istemesi, gelen referansları da minnet koyarak ve süründürerek yapması ülke genelinde konuşulduğu gibi yerelde de yankı uyandırmaktadır.
Yani anlayacağınız biraz başı boşluk var. Bu başı boşluğu da yöneticiler görüyor. Elbette çözümü yok değil. İstense bürokrasi sorunu bir ayda çözüme kavuşturulur. Yeter ki “Benim arkam kuvvetli”, “Falanca cemaat benim arkamda” diyenlere müsamaha gösterilmesin.
Önümüz seçim, hatta baskın seçim de olabilir. Etrafımız ateş çemberi… ABD, İran yenilgisinden sonra bölgede yeniden güçlü bir aktör olduğunu ortaya koymak için her türlü çılgınlığı yapabilir.
Yunanistan da yabana atılmasın. Sürekli zıplayıp duruyor. Adaları silahlandırıyor, savaş uçakları sınırları aşıyor, Ayasofya hayali kuruyorlar.
Belediye temizlik işçisinin tabiriyle: “Bak oğlum, çek git.”
Demem o ki; siyaseten kimin galip geleceğini konuşmaktan ziyade, şu anda ülkemizin bir an önce derli toplu bir duruş ortaya koyması gerekmektedir. Bunun yolu neyse o yoldan gidilmelidir.
Ekonomik yönden iyileştirme mi gerekli? Yapılmalıdır. Bürokrasiye ayar mı çekilmesi gerekiyor? Çekilmelidir. Siyasi partiler ile koalisyon mu oluşması lazım? Yapılmalıdır.