Bugüne kadar kimsenin dile getirmediği bu konuyu dile getirmek ve irdelemek gerekiyor.

Aylardır ülkemizde “Terörsüz Türkiye” açılımı yaşanıyor.

“Terörsüz Türkiye” açılımının ilk adımını MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli başlattı ve PKK’nın elebaşı Abdullah Öcalan’ı “kurucu önder” olarak ilan ederek, PKK’nın silah bırakacağını açıkladı. Ardından hareketlilik başladı, İmralı’ya heyetler gitmeye başladı.

Süreci anlatmaya gerek yok. Görüşmelerin merkezi Abdullah Öcalan oldu ve onun, Bahçeli’nin tabiriyle “önderliğinde”, gelişmeler birer birer hayata geçirildi. PKK sembolik olarak silah bıraktı. Geçtiğimiz günlerde PKK’nın Suriye kolu PYD de silah bıraktığını ilan ederek, dün Şivan Perver’in ağlayarak “IŞİD bizi katlediyor” dediği Colani’nin emrine girdiğini duyurdu.

Süreç işliyor elbette. Katil Esed gitti, yerine başına 10 milyon dolar ödül konulan Colani geldi. Hepsi şu anda tek merkezden yönetiliyor ve yarınlarda ne olacağını yine hep birlikte göreceğiz.

Bu arada hem PKK içerisinde hem de bir zamanlar Cumhurbaşkanı’nın danışma kadrosunda olan müptezellerin Alevilere yönelik çıkışları hiç de rahmani değil. Üst aklın Gazze, Filistin ve Lübnan oyunu gibi bir durum söz konusu. Önce Aleviler, sonra kendilerine baş eğmeyen Sünniler, ardından itaat etmeyen Kürtler diye devam edecek bir soykırımı hep birlikte göreceğiz.

Sahi, “itaat etmeyen” derken konumuza dönelim.

Şu Bozkurt işareti yapanlar MHP’li mi, yoksa Türklüğün sembolü olduğu için mi Bozkurt işareti yapıyorlar?

Şayet MHP’li olsalar, MHP lideri Devlet Bahçeli Ankara’da Apo’ya “önder” demişken, bunlar sahada, sokakta, stadyumlarda neden Bozkurt işareti yapıyor ve Apo aleyhine slogan atıyorlar?

Hakeza aynı şey Zafer işareti yapanlar için de geçerli.

Zafer işareti yapanlar DEM Partililer mi, Apo’ya bağlılar mı, onun talimatları ile mi hareket ediyorlar? Bunu ayırt etmek gerekiyor.

Eğer Zafer işareti yapan, Apo posteri açan, Türkiye’de Kürdistan bayrağı açan bu kişiler, Bozkurt işareti yapanlarla karşılıklı birbirlerine parmak sallıyorlarsa, demek ki Ankara’da bizim buradan gördüğümüz bir samimiyet yok.

Yani daha açık söylemek gerekirse, taban ne Apo’yu ne de Bahçeli’yi umursuyor.

Şayet umursuyor olsalar, DEM Parti il teşkilatı MHP’yi ziyaret ederdi. MHP, DEM Parti’yi veya DEM’li belediye başkanlarını ziyaret eder, partililer sokakta birlikte oturup birlik görüntüsü verirlerdi.

AMED-Iğdır maçında yaşananlar hafızalardan silinmiş değil. Manzara net, niyet belli.

Şu an DEM Parti, ülke genelinde halk ziyaretleri yaparak PKK’nın zafer kazandığını ilan ediyor.

Yani barışın PKK’nın zaferiyle sonuçlandığını gizlemeden ifade ediyorlar.

Karşılığında ise MHP ve AK Parti’den hiç ses çıkmıyor.

Şu sorunun cevaplanması gerekiyor:

Zafer işareti yapanlar DEM ve Apo’nun talimatlarını dikkate almıyorlar mı?

Bozkurt işareti yapanlar MHP lideri Bahçeli’yi dikkate almıyorlar mı?

Sevgili okuyucular, eğer taban yukarıdaki simge liderlerini dikkate almıyorsa, sokaklar yarınlarda hoş olmayan manzaralara sahne olabilir.

Ankara’da yaptığınız görüşmeleri, aldığınız kararları bari tabanınıza söyleyin, uyarın. İnsanlar birbirlerine düşmanca parmak sallamasınlar.

Yukarılarda kurulan diyalog yerelde de kurulursa gerçek barış sağlanmış olur.

Yok eğer yukarılarda yaşanan diyaloglar tabanda karşılık bulmaz ise kurulan diyaloglar ve yapılan barış sadece resmiyette kalır, halkların kaynaşması sağlanamaz.

Bence bu işte DEM, MHP ve AK Parti süreci götürürken sadece liderler düzeyinde ilerleyip tabanda kimin ne yaptığına çok da odaklanmıyorlar.

Oysa bu siyasetin asıl sınavı Ankara’da kurulan masalarda değil, sokakta verilir. Ankara’da birbirine “önder” diyenlerin, sokakta birbirlerine düşmanca parmak sallayan tabanları varsa ortada henüz gerçek bir barıştan söz etmek mümkün değildir.

Tabanı umursamayanlar ya da görmezden gelenler ise bunun bedelini er ya da geç öderler. Çünkü Ankara’da kurulan her cümlenin, sokakta bir karşılığı vardır. Ankara’da söylenen ile sokakta yaşanan arasındaki mesafe kapanmadığı sürece, adına ne denirse densin, bu süreç gerçek anlamda bir barışa dönüşmez.