Gece yarısı gelen acı haber beni aldı götürdü gençlik yıllarıma.

Yaklaşık 42 yıl önce, Iğdır Belediye Başkanı merhum Orhan Ağırkaya, 1984 yılında bağımsız belediye başkanı seçildikten hemen sonra arkadaşlarımla bir boks kulübü açmaya karar vermiştik.

Hiçbirimizin önceden boksla ilgili bir bilgisi, altyapısı yoktu. Öylesine, kendi kendimize kalkışmıştık bu işe.

Ekrem Göleli, Ebulfez Kamış, Gökhan Kurs ve ben soluğu merhum Belediye Başkanı Orhan Ağırkaya’nın yanında almıştık.

Merhum Orhan Ağırkaya sporu ve sporcuyu severdi. Bizi kırmadan, şu an Kültür Sarayı ve Polis Evi’nin bulunduğu yerdeki belediye garajında, daha önceden aynı dükkanda boks yapılan yerin bize tahsis edilmesini istedi.

Daha önce orada Ağacan Tabaru, bizden önce Sinan Oğan, merhum Oruç Bozyel, Musa Tabaru gibi birçok kişiye bir süre boks hocalığı yapmış, Aras Tekstil Fabrikası’nda işe girince de kulübü bıraktığı için belediyede depo niyetiyle süpürgeler yığılmıştı.

Başkan Orhan Ağırkaya’nın talimatıyla süpürgeleri oradan aldılar. Biz de orayı bir kulübe çevirmeye başladık…

Bir yerden boks torbası buluyor, bir yerden boks eldiveni tedarik ediyor, kireç alıp içeriye badana yapıyorduk.

Hocamız yoktu, kendi aramızda çalışıyorduk. Sözde ben de kulüp kaptanıyım.

Bu arada kulübe katılımlar da oluyordu. Birisi “Ağacan Tabaru” diyor, birisi “Musa Tabaru” diyordu. Biz hiçbirini tanımıyorduk.

Derken Musa Tabaru’ya ulaştık. Bizi kırmadı, geldi. Bir iki hafta bizi çalıştırdı. Sonra da “Gidin abimi getirin, bu işin hocası o.” dedi.

Biz de birkaç arkadaş kalkıp Tuzluca minibüslerine binerek, bir zamanlar Aras Tekstil Fabrikası olarak bilinen ve şimdi adı Unit olan fabrikaya gittik.

Ağacan Hocamızı ilk kez orada gördük. Durumu anlattık, kabul etti. Akşamları iş çıkışında kulübe geldi ve bize ders vermeye başladı.

Ağacan, kulübe gelinceye kadar Aras Tekstil Fabrikası’nda kendisine bir yer ayarlamış, bir torba almış ve maçlara gitmeden önce orada antrenman yaparak maçlara gidiyordu.

Kulübe geldikten sonra ise hem bizi çalıştırıyor hem de kendi antrenmanlarını yaparak turnuvalara katılıyordu.

1985, 1986 ve devam eden yıllarda biz epey popüler olmaya başladık.

Kulübümüze hem boksör hem abi olan Fikret Kalafat, bir dünya kereste getirerek ring yaptı. Gürbüz Alkazak, “Gökte yıldız ellidir, ellisi de bellidir” şarkısını söyleterek bizlere ısınma koşusu yaptırdı.

Başlangıçta kulüp kaptanı olarak işe atıldığım için finans da benden geçiyordu. Bazen Orhan Ağırkaya’dan ufak çaplı yardımlar alıyor, bazen kulübe gelen öğrencilerden, yani bizlerden, küçük harçlıklar topluyor ve kulübe malzeme alıyorduk.

Ringimiz olimpik olmasa da ring havası olsun diye antrenman yaparken ringe çıkar, birbirimize pata küte vururduk.

Ağacan ringin bir köşesinde, biz diğer üç köşede dururduk. Üç dakikada bir birimiz çekilir, diğeri Ağacan’ın karşısına geçer, boks oynardık.

Biz üç kişi nefes nefese kalırken o, “Bana mısın?” demez, “Allah Allah, Allah” diyerek bize vurur gibi yapardı.

Sıra lisans almaya, gerçek bir kulüp olmaya geldiğinde dönemin Spor İlçe Müdürü Nesip Aksu’nun kapısını çaldık.

Nesip Abi bizi muhteşem karşıladı. Bizi o belediye garajından çıkarıp şimdiki stadyumun olduğu yerde sökülen spor salonuna yerleştirdi.

Ring aldı, bizlere eşofman verdi, eldiven aldı, turnuvalara gitmemizde yardımcı oldu.

Bu arada Nesip Aksu da iyi bir boksördü. O da antrenman olsun diye bizimle ringe çıktığında incitecek tek yumruk vurmazdı.

Ağacan Hoca Aras Tekstil’den ayrıldı. Spor Müdürlüğü bünyesinde önce geçici, sonra da daimi kadroya dahil edildi.

Ben de o sırada askere gittim. Dönüşüm muhteşem oldu. Askerden geleli bir hafta olmuştu, Ağacan beni Malatya’da yapılan bir turnuvaya götürdü.

Antrenmansızdım ve kondisyonum da olmadığı için üçüncü turda elendim. O turnuvadan sonra boksu bırakıp gazeteye ve matbaa işime başladım.

Bu arada yine boksla ilgileniyordum. 10 yıl kadar Boks Iğdır İl Temsilciliği yaptım. Savaş Kaya, Turgay Tabaru, Ekrem Göleli gibi şampiyonların hep yanında oldum.

Ve şu an saat 02.49…

Ağacan Hocamızın yattığı yoğun bakımda yaşamını yitirmesinin üzerinden neredeyse üç saat geçmiş. Uyku tutmadı. Anılarımız gözümde canlandı.

Tarkan Şavlı, Erol Bat, Taner Demirdi, İbrahim Alkazak, Ali Bozyel, Oğün Alkazak, Savaş Kaya, Ekrem Göleli, Ebulfez Kamış, Ünal Çakar, Mikail Gülcan, Fikret Kalafat ve daha niceleri bir film şeridi gibi gözümün önünden akıp gitti.

Ağacan Hocam her yazımı okur, mutlaka geri dönüş mesajı atardı.

Her nerede görürse görsün, motive eder, tokalaşır, elimi sıkar, övgü dolu sözler söylerdi.

Bir gün, “Bir arsa var, satıyorlar. Çift cephe, köşe başı, harika manzaralı. Harika bir dubleks yerleşir. Ben aldım, yanımdaki parseli de sen al.” dedi.

Doğrusu ben de meraklandım.

“Nerede hocam?” dedim.

“Narınçoğlu’nun bağı.” dedi.

Yani Asri Mezarlık’ta…

Ölümü hep yad ederdi. Bazen gider, nefsini terbiye etmek için kazılmış olan mezarlara girer, uzanırdı.

Gençlik yılları dahil namazını hiç aksatmadı.

Fotoğraf çektirdiğimizde objektife hiç bakmadı.

Turnuvalarda bazen lokantada birlikte yemek yedik, bazen otelin veya yurdun bir köşesinde domates, ekmek ile karnımızı doyurduk.

Bazen tartıştık, küstük, barıştık ama hiçbir zaman birbirimizi unutmadık.

Ben ondan hiç kötülük görmedim.

Kalbi temiz hocamızın ruhu şad, mekanı cennet olsun.

ÜZÜCÜ HABERLER PEŞ PEŞE GELDİ

Melekli kasabasının temiz kalpli genci, Iğdır gençlerinin sevilen siması Erkan Yücal, rahatsızlığı sebebiyle yattığı yoğun bakımdan çıkıp evine geldikten sonra hayatını kaybetti.

Ruhu şad, mekanı cennet olsun.

Iğdır’ın tanınmış şahsiyetlerinden, toplumun her kesiminin sevip saydığı Eczacı Nazım Karadağ da geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi.

Nazım Abimizin bu şehirde sosyal ve siyasal olarak çok emeği olmuştu.

Şu an eğitim vermekte olan MEV Anadolu Lisesini yaptırmak için ilk bağış kampanyasını merhum İbrahim Bozyel, eski Başkan ve Milletvekili Nurettin Aras ve ben İstanbul’da para toplayarak başlatmış, temeli atmıştık. İnşaat bir hayli ilerledikten sonra işi Nazım Abi devralmış ve okulu tamamlayarak Milli Eğitime devretmişti.

Ruhu şad, mekanı cennet olsun.