Kadim Iğdır’ın Temsil Bunalımı: Vitrin Var, Hafıza Yok

İstanbul’da Unutulan “Aşk ve Emek”

İstanbul’da bir kültür şöleni başladı dediler; afişlerde Iğdır’ın adı, meydanda memleketin kokusu vardı. Ovanın o güneşle yıkanmış bereketli topraklarından kopup gelen kayısılar, domatesler, patlıcanlar tezgâhları süsledi. El emeği, göz nuru yemeklerin kokusu sardı dört bir yanı. Ne güzel ne gurur verici bir tablo değil mi? Uzaktan bakınca öyleydi. Ama yaklaştıkça, o kalabalığın ve gürültünün içinde bir şeylerin eksik, bir şeylerin derinden kırgın olduğunu hissetmemek imkânsızdı.

Bir şehri tanıtmak, sadece onun mutfağını bir festival menüsüne dönüştürmekten mi ibarettir? Iğdır, sadece midelere hitap eden lezzetlerden, stantları süsleyen sebze ve meyvelerden ibaret dar bir coğrafya mıdır?

Şehrin tarihini sayfa sayfa dokuyan, folklorunu kayda geçiren, geçmişi geleceğe bağlayan o tanıtıcı eserler neredeydi? Neden bir köşede bu şehrin entelektüel birikimi sergilenmedi?

Ve en acısı, en çok iç burkanı da vefasızlıktı. Bir şehri haritada bir noktadan alıp gönüllere yerleştiren şey, onun insanıdır. Yıllarca ömrünü Iğdır’a adamış, kalemiyle, fırçasıyla, araştırmalarıyla bu şehrin adını dünyaya duyurmak için geceyi gündüze katmış, ömrünü bu topraklara vakfetmiş o "emekçiler" neredeydi? İstanbul’daki o şaşaalı meydanda, ömrünü Iğdır’a veren o kıymetli insanlara ayrılacak tek bir stant, kurulacak tek bir masa, verilecek tek bir selam yok muydu?

Bu organizasyonu yapanlar, Iğdır’ın taşını toprağını İstanbul’a taşırken, o toprağa ruh üfleyen insanları neden yok saydı? Bir şehri tanıtma iddiasında olanlar, o şehrin hafızasını evinde bırakarak nasıl tam bir temsil sunabilirler?

Evet, meyvelerimiz tatlıydı, yemeklerimiz lezzetliydi, eyvallah. Ama Iğdır sadece bir mutfaktan ibaret değildir. Iğdır; tarihidir, sanatıdır, folklorudur ve en çok da ona karşılıksız emek veren değerleridir. Gerçek bir tanıtım; sadece toprağın mahsulünü değil, o toprağın yetiştirdiği insanı ve kültürü de baş tacı ettiğiniz zaman amacına ulaşır. Ne yazık ki İstanbul’da Iğdır’ın gövdesi vardı ama ruhu eksik, kalbi kırıktı.

Evet İstanbul’da düzenlenen Iğdır Tanıtım Fuarı, gurbetteki hemşehrileri buluşturması ve şehrin bereketli topraklarından çıkan lezzetleri sergilemesi açısından kuşkusuz hareketli bir organizasyondu. Tezgâhları süsleyen Iğdır kayısısı, diğer enfes meyveler ve yöresel yemekler ziyaretçilerin damaklarında güzel tatlar bıraktı. Ancak fuar alanından ayrılan pek çok kişinin zihninde büyük bir boşluk, kalbinde ise derin bir burukluk kaldı. Sorulması gereken can alıcı soru şudur: Iğdır gibi köklü bir tarihi, zengin bir kültürü ve stratejik bir önemi olan kadim bir yurdu sadece yemekler mi temsil etmelidir?

Bir şehri tanıtmak; sadece onun mutfağını sunmaktan ibaret olamaz. Mutfağın lezzeti bir saatte unutulur, ancak zihne nakşedilen bir bilgi, bir kitabın satırları nesiller boyu yaşar. Ne yazık ki fuardaki stantlarda Iğdır’ın dününe ve bugününe ışık tutan, tarihini, folklorunu, acılarını ve zaferlerini anlatan tek bir broşür, tek bir kitap göze çarpmadı.

Oysa o stantlar, Iğdır’ın tarihini anlatan eserlerle donatılmalıydı. Fuarı ziyaret eden binlerce genç, evine dönerken elinde Iğdır’ın kadim geçmişini anlatan bir kitap götürebilmeliydi. O kitaplar kütüphanelere girmeli, gençlerin ödevlerine kaynak, ufuklarına rehber olmalıydı. Görsel sunumlarla, belgesellerle ve fotoğraf sergileriyle Sürmeli Çukurunun hikâyesi, Ağrı Dağı'nın eteklerindeki bu eşsiz coğrafyanın güzellikleri gözler önüne serilmeliydi. Ne yazık ki bu fuarda Iğdır'ın görselliği de estetiği de mutfak dumanlarının arkasında kayboldu.

Bir şehrin en büyük markası, onun yetiştirdiği insan kıymetidir. Ömrünü Iğdır’ı araştırmaya adamış, bu uğurda kalem oynatmış, dirsek çürütmüş, gecesini gündüzüne katarak onlarca kitap yazmış; Iğdır’ı her platformda, her sahada canla başla tanıtmış kültür insanları, yazarları ve araştırmacıları o stantların baş köşesinde olmalıydı.

Iğdır’a emek veren, bu kadim yurdun hafızasını tutan isimlerin bu tanıtım günlerinde yer almaması, sadece o isimlere değil, Iğdır’ın kendi kültürüne yapılmış büyük bir ahde vefasızlıktır. Şehrin entelektüel birikimini dışarıda bırakıp sadece ticari ve gastronomik bir vizyonla hareket etmek, Iğdır’ın derinliğini hafife almaktır.

Bir dahaki sefere sadece midelere değil, zihinlere ve ruhlara da hitap edilmeli. Kültür çadırları kurulmalı, yazarlarınızı davet edilip imza günleri düzenlemeli, tarih söyleşileri yapılmalı. Iğdır, sadece tencerede kaynayan bir yemekten çok daha fazlasıdır; O, üç ülkeye sınır, tarihiyle asil, kültürüyle devasa bir Türk yurdudur. Bu gerçeği unutmak ve unutturmak, bu şehre yapılacak en büyük haksızlıktır.

Oynanan Halk Dansları üzerine birkaç söz:

Kültür, bir toplumun tarih boyunca ürettiği, nesilden nesile aktardığı en değerli mirasıdır. Bu mirasın en dinamik ve görsel dışavurumlarından biri olan halk dansları, yalnızca ritim ve hareketten ibaret değildir; bir milletin sevincini, hüznünü, kahramanlığını ve asaletini barındırır. Son yıllarda Iğdır yöresine ait halk danslarının isimlendirilmesinde yaşanan terminolojik karmaşa, bu zengin mirasın doğru aktarılması adına üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir mesele haline gelmiştir. Iğdır’da oynanan oyunları genelleyici ifadelerle geçiştirmek ya da geniş coğrafi terimlerin arkasına gizlemek, kültürel bir kimlik erozyonuna zemin hazırlamaktadır.

Günümüzde Iğdır’da oyunları sıklıkla "Kafkas Halk Dansları" başlığı altında zikredilmektedir. Coğrafi bir terim olarak Kafkasya; Gürcülerden Çerkeslere, Çeçenlerden Dağıstan halklarına, Ermenilerden Azerbaycan Türklerine kadar onlarca farklı milleti ve kültürü barındıran devasa bir havzadır.

Bu geniş coğrafyada yaşayan her milletin kendine has bir müzik yapısı, ritmi, estetiği ve giyim kuşam kültürü vardır. Dolayısıyla, Iğdır’da icra edilen oyunları sadece "Kafkas Dansı" olarak adlandırmak, bu zengin coğrafyanın içindeki özgün bir kimliği silikleştirmek demektir. Nasıl ki Ege yöresi oyunlarına sadece "Akdeniz Dansları" demek o kültürün özünü (Zeybek kimliğini) yansıtmıyorsa, Iğdır oyunlarına da sadece "Kafkas" demek aynı derecede eksik ve hatalı bir yaklaşımdır.

Yanlışın Telafisi: Doğru İsim "Azerbaycan Halk Danslarıdır. Ya da Halk Oyunları/ Reksleridir.

Iğdır, tarihsel bağları, nüfus yapısı ve kültürel kodları itibarıyla Azerbaycan kültür sahasının doğrudan bir parçasıdır. Iğdır’da düğünlerde, bayramlarda ve toy merasimlerinde büyük bir gururla oynanan; Azerbaycan Suitası, İncelik Reksi, Nay Eyleme, Şenlik Suitası, Köroğlu, Şalaxo, Çit tuman, yallı gibi oyunların tamamı kökeni, ritmi ve estetik ruhuyla Azerbaycan Halk Danslarıdır.

Bu danslardaki figürler incelendiğinde;

· Erkek figürlerindeki dik duruş, çeviklik, diz üstü çöküşler ve kartal gibi süzülüşler Türk’ün alp ve savaşçı ruhunu;

· Kadın figürlerindeki zarafet, süzülme, el ve kol hareketlerindeki asalet ise Doğu Türk dünyasının kadına verdiği değeri ve estetik anlayışı yansıtır.

Bu danslar, Azerbaycan Türk kültürünün Iğdır toprağındaki filizleridir. Bu gerçeği halı altına süpürmek ya da genelleyici ifadelerle geçiştirmek yerine, hakkını teslim etmek bir kültür namusu gereğidir.

Kültürümüzü korumak, onu doğru kelimelerle ve doğru kimliğiyle gelecek nesillere aktarmaktan geçer. Iğdır’da yankılanan tarın, kemençenin, nağaranın, garmonun sesi ve bu sesle coşan adımlar, doğrudan Azerbaycan Türk kültürünün sesidir.

Kültürel kafa karışıklıklarına son vermek, festivallerde, yarışmalarda ve akademik çalışmalarda bu dansları Azerbaycan Türk Halk Dansları" olarak tescili yapılmıştır. Bu isimle zikretmek hem tarihe hem de bu kültürü yaşatan ecdada olan vefa borcumuzdur. Kültür, kendi adı anıldığında güzeldir ve Iğdır'ın danslarının (halk oyunlarının) adı da bellidir.