Doğrusu, bazen de rahatsız etmek gerekiyor.

Çünkü burası dingonun ahırı değil.

Buraya her gelen keyfekeder, zevküsefa içinde yan gelip yatacak değil ya…

Öncelikle şunun altını çizmek gerekiyor. Devlet memuru, devletin tanımladığı görev sınırları içerisinde kendisine verilen görevi yapmakla yükümlüdür. Bu görevi yaparken de birilerine minnet etme hakkı yoktur.

Devletin verdiği görevi yapmak bir lütuf değildir. Kimse vatandaşın işini çözerek ona iyilik yapmış olmaz. Çünkü zaten o görev, bulunduğu makamın ve taşıdığı sorumluluğun gereğidir.

Ya da “Kimsenin akına, karasına karışmayayım, azıcık aşım, ağrısız başım.” sözünü kendisine ilke edinmiş gibi davranması elbette ki doğru değildir.

Çünkü herkes kendi görevini gereği gibi yapsa, vatandaş en basit işi için kapı kapı dolaşmak zorunda kalmaz. Bir kurumda çözülebilecek mesele için milletvekilini, il başkanını ya da valiyi arama ihtiyacı da duymaz.

Iğdır’a daha yeni atanan Vali M. Fırat Taşolar, şu ana kadar 5 bine yakın kişiyle telefonda görüştü.

Bu bilgiyi Vali Bey’den almadım. Hiç böyle bir muhabbetimiz de olmadı. Hatta Iğdır’da kamu kurumlarında işleyişin nasıl ilerlediği konusu da görüşmelerimizde dile gelmedi.

Şunu anlatmak için bu sayıyı veriyorum:

Iğdır Milletvekili Cantürk Alagöz ve AK Parti İl Başkanı Ali Kemal Ayaz’a gelen yoğun telefon trafiğine benzer telefonlar, Vali M. Fırat Taşolar’a da geliyor.

Peki neden?

Çünkü vatandaş, çoğu zaman mahallinde çözülebilecek bir sorun için çözüm bulamadığında çareyi daha üst makamlara ulaşmakta görüyor.

Gelen taleplerin çoğunluğu da aslında il içinde, ilgili kurumlarda ve mahallinde giderilebilecek sorunlar.

Elbette giderilemeyecek sorunlar için diyecek sözüm yoktur. Öyle konular var ki hiçbir memurun bunu çözmeye ne yetkisi vardır ne de olanağı.

Ama yetkisi olanın yapabileceği bir işi yapmaması ya da sürüncemede bırakması başka bir meseledir.

Mahallinde çözülebilecek sorunları kulağı arkadan tutup göstermenin hiç gereği yoktur. Vatandaşın çözülebilir sorunlarını çözüp, sürüncemede bırakmadan yolcu etmek gerekir.

Kurumlar görevini düzgün yaptığı, memur üzerine düşen sorumluluğu yerine getirdiği vakit, vatandaş da basit bir iş için valiyi, vekili ya da başkanı aramak zorunda kalmaz.

Dahası, valinin, milletvekilinin ya da başkanın ilgilenmesi gereken çok daha önemli meseleler varken, mahallinde çözülebilecek işlerin onların önüne kadar taşınmasına da gerek kalmaz.

Birtakım olumsuzluklar görüldüğünden ve dile getirildiğinden, ben de “Bazı müdürlerin gitmesi, kalmasından iyidir.” diye bir haberin içinde söylemiştim.

Bu söze kırılanlar olmuş.

Valla, ben sözümü falanca diye belirtmedim, genel yazdım. Kırılan da kendini açık eder.

Ben şehrimizde olabildiğince her şeyin güzel gitmesini isterim. Güzel olan her şeyi de toplumun tüm kesimleri beğenir.

İstisnaları saymıyorum.

İstisnalar, ne yapsanız bir pütür bulur, dudak büker, beğenmez, kendini kusursuz zanneder.

Ben, her insanın mutlaka bir kusurunun olduğunu düşünenlerdenim.

Ama bu kusur topluma zarar verecek boyuta ulaşırsa sorun olur. Yoksa topluma zararı olmayan küçük kusurları görmenin, abartmanın hiç gereği yoktur.

Ancak başında bulunduğu kurumda çalışanlar arasında ayrımcılık yapıyorsa idareci, kendi kurumunda fitne çıkarıyorsa, çalışanların ahenk içinde olmasını sağlamak yerine onları birbirine düşürüp aradan kendine alan oluşturmaya çalışıyorsa, o kurumdan sağlıklı bir hizmet de çıkmaz, proje de üretilmez, yatırım da yapılmaz.

En önemlisi de vatandaşın işi görülmez.

Halbuki bütün bunlara hiç gerek yoktur.

Kurumlar görevini yapsın, idareciler kurumlarını düzgün yönetsin, memur kendisine verilen sorumluluğu yerine getirsin. Vatandaşın işi de ilk başvurduğu yerde çözülsün.

O zaman ne vekile bu kadar telefon gider, ne başkana, ne de valiye.

Velhasıl, kimse kendini alternatifsiz sanmasın.

90 milyonluk ülkede herkesin binlerce alternatifi vardır.

“Ben olmasam bu kurum, şirket, okul vs. batar” havasında olan yanılgıya düşer.

Şunu da not edelim:

Devlet sürekli 18 yaşındadır.

Her şeyi hafızaya kaydeder.

Şımaranı da, kendini bir şey sayanı da, ne oldum delisi olanı da…

Görevini hakkıyla yapanı da, yapmayanı da…

Benden söylemesi…