Hangi ara bu kadar ketum olmaya başladık? Hangi ara anlamadan yargılayan, bilmeden konuşan, dinlemeden hüküm veren insanlar haline geldik? Birbirimizi beğenmemeye, sürekli kusur aramaya, havadan nem kapıp eleştirmeye, karşımızdakini küçümsemeye ne zaman başladık? Sahi, hangi ara bu hale geldik?
Nedir bu ön yargılar? Nedir bu çekememezlikler? Nedir yanında olmayan herkese kin kusmalar, insanları dedikodu malzemesi yapmalar? Nedir bu sürekli birilerini hedef tahtasına koyma merakı?
Okuduğunu anlamayan, hatta okumadan fikir sahibi olan insanlar çoğaldı. Kendi kişisel egoları için sürekli gündem üretmeye çalışanlar çoğaldı. Kimi kıskançlıktan, kimi hazımsızlıktan, kimi de sırf muhalefet etmek için ona buna çamur atıyor. Vallahi insan soruyor artık, yorulmadınız mı?
Sosyal medyadan insanlara saldırmak, iftira atmak, aileyi hiçe sayıp insanların huzurunu bozmak, karalamak, suçlamak yetmedi mi? Bir insanı eleştirirken annesi var, babası var, çocuğu var, ailesi var diye düşünmek bu kadar mı zor?
Yıllardır bu şehirde karanlıktan taş atılıyor. Hep birileri hedef gösteriliyor. Hep birilerine saldırılıyor. Peki amacınız ne? Gerçekten ne istiyorsunuz? Bir liste yapın, şehri terk etmesini istedikleriniz çekip gitsin, siz de rahat edin. Madem mesele bu, açık açık söyleyin.
Mesela kaç kişi Iğdır’ı terk ederse huzura ereceksiniz? Kaç kişi daha bu şehirden soğursa mutlu olacaksınız? Beklentiniz nedir, derdiniz nedir, söyleyin de insanlar bilsin.
Yıllar önce dağıtılan bildiriler vardı. O bildirileri dağıtanlar şimdi yaşlandı. Ama zihniyet değişmedi. Şimdi de gizli hesaplar çıktı ortaya. İnsanlar sahte isimlerle oturdukları yerden herkese saldırıyor, herkesi karalıyor. İyi de bunun sonu nereye varacak? Bu iş hiç bitmeyecek mi? Toplum böyle mi disipline edilecek sanıyorsunuz? Peki bu yaptıklarınızın şehre verdiği zararın farkında mısınız?
Bir de yeni bir moda çıktı. Birisi bir şey yazınca hemen “Cabbar sen niye cevap vermiyorsun?” furyası başlıyor. İyi de kardeşim ben ne yapayım? Ben tabii ki yazıyorum. Ama benim yerim belli, yurdum belli, kimliğim belli. Ben toplumsal düşünmek zorundayım. Her önüne gelene hakaret edecek, insanları hedef gösterecek değilim. Haddimi de bilirim.
Toplum birbirine öfkeli. Herkes birbirinin kuyusunu kazıyor. Herkes karşısındakini suçluyor. Herkes birilerine suç atıyor. Böyle bir ortamda kime ne anlatabilirsin? İnsanlar dinlemek için değil, saldırmak için bekliyor.
Sevgili okuyucular, vallahi ne yalan söyleyeyim, çok yoruluyorum. Mesleği bırakmak için can atıyorum artık. Hep söylüyorum, şu an okuduğunuz bu gazete 71 yaşında. Ama birilerine göre ben bu gazeteden holding olmuşum. E bırakayım o zaman. Başkaları gelsin, onlar da holding olsun. Devralmak isteyen varsa bugün devredeyim. Devretmeyen de namerttir.
Yeter artık. Okuduğunu anlamayandan yoruldum. Okumadan hüküm verenlerden yoruldum. Sahte isimlerin arkasına saklanıp küfür edenlerden, hakaret edenlerden yoruldum.
Doğrusu bu şehri sevmeyenlerden yoruldum. İnsanı sevmeyenlerden yoruldum. İnsanlıktan nasibini almamış, eline fırsat geçtiğinde karşısındakine saldırmayı marifet sanan insan kılıklılardan yoruldum.
Ne yapalım, kaderimiz diyoruz. Ama insan bazen korkuyor da. Çünkü bu kadar öfke birikirse sonu iyi olmaz. Bir anlık bir olay olur, bir anlık bir öfke olur, geri dönüşü olmayan şeyler yaşanır.
Öfke balon gibidir. Üflersin, şişer, büyür, büyür… Sonra bir yerde patlar. Patladığında da sadece bir kişiye değil, herkese zarar verir.
Birçok insan ölümü uyku sanıyor. Uyanacağını düşünüyor. Dünyanın kendi etrafında döndüğünü zannediyor. Oysa insan biraz durup düşünse, yarının garantisi olmadığını anlasa, belki bu kadar hoyrat davranmaz.
Ben yıllardır bütün yazılarımda hoşgörü çağrısı yaptım. İnsanlar birbirini kırmasın, birbirine düşman olmasın diye yazdım. Bunu yaparken de kimseden bir karşılık beklemedim. Gazeteyi okuyan para vermedi. Siyasetçiler dahil. Veren varsa çıksın söylesin. Misliyle iade etmeyen de namerttir.
Bu bir baba mesleği. Biz bu şehrin sorunlarını elimizden geldiği kadar dile getiriyoruz. İlgili makamlara iletiyoruz. Çözümüne katkı sunmaya çalışıyoruz. Bunun için de kimseden ücret istemiyoruz.
Ama bakıyorsun, sanki millete maaşlı eleman olmuşuz gibi hesap soruluyor. Hadi sor, başım üstüne. Ama bari oku da sor. Okuduğunu anla da konuş. Kulaktan dolma laflarla insan yargılamayın.
Sevgili okuyucular, gerçekten artık kabak tadı vermeye başladı. Şehri boğucu bir hava sardı. Ağzı olan konuşuyor ama kimse ne söylediğini bilmiyor. Kulak, ağzın dediğini duymuyor artık. İnsanlar birbirine muhabbetini kaybetti. Büyük küçük kalmadı. Haya kalmadı, ar kalmadı, edep kalmadı.
Herkes birbirinin açığını kolluyor. Herkes birbirinin düşmesini bekliyor. Kimse dönüp “Ben ne yapıyorum?” diye kendine sormuyor. Sonra da bu şehir neden gelişmiyor diye konuşuyoruz. Kusura bakmayın ama insanına tahammülü olmayan bir şehir büyümez. Sürekli kendi insanını yiyen bir memlekette huzur da olmaz, bereket de olmaz.
Bugün bir başkasına atılan iftiraya sessiz kalan, yarın aynı iftiranın kendi kapısını çalabileceğini unutmamalı. Çünkü nefret büyüdükçe hedef seçmez. Dün alkışladığın linç, yarın seni de içine çeker.
Bu gidişat iyi değil. İnsanlar artık birbirine selam verirken bile acaba yanlış anlaşılır mıyım diye düşünüyor. Güven duygusu kayboluyor. Samimiyet kayboluyor. Herkes diken üstünde yaşıyor.
Böyle giderse günün sonunda Iğdır’da kimse kalmayacak. Kalanlar da birbirine yabancı insanlar olacak. İşte o zaman kaybeden sadece bir kişi değil, koskoca bir şehir olacak.