İnsanın aklı almıyor. Hiçbir suçu, günahı yokken bir zorbanın, bir akıl hastasının, bir şizofrenin, bir alçağın, bir namussuzun kurşunuyla canımızdan çok sevdiğimiz insanları kaybediyoruz.

Geçtiğimiz gün Urfa ve ardından Maraş’ta yaşanan olaylar, ülke olarak hepimizi yasa boğdu.

Edirne’den Iğdır’a, Trabzon’dan Hakkari’ye kadar her evde hüzün var.
Aileler sabah uyanıp çocuklarını okula göndermekte tereddüt etti, birçok çocuk okula gidemedi.

Ateş sadece düştüğü yeri yakmakla kalmadı, ulusumuzun bağrını da yaktı. İnsanlar yüksek sesle itiraz ederek tepkilerini dile getirdi.

Milli Eğitim yıllardır sürekli değiştirilip durdu.
Eğitim müfredatı sürekli yenilendi. Çocuklar neye uyum sağlayacağını, öğretmenler hangi metoda göre eğitim vereceğini şaşırdı.

Bir yandan eğitim sistemi değiştirilirken, diğer yandan sınavlar inanılmaz derecede zorlaştırıldı.

Kapasitesi olmayan öğrenciler yıllarca hiçbir yere yerleştirilemediği için isyan etti.

Yerelden akademik çevrelere kadar herkes yaklaşan sorunun ayak seslerini dile getirdi ama kimse kulak asmadı.

Eğitim sistemini dindar nesil söylemiyle şekillendirmek yerine mesleki yeteneğin esas alınmasını, çocukların kendi yeteneklerine göre eğitim almasını savunduk.
Sanayilerde, fabrikalarda ara eleman ve geleceğin ustaları yok oluyor, yerleri doldurulmazsa ülke zarar görür dedik.
Sanat okulları, teknik okullar artsın dedikçe, buna rağmen imam hatipler artırıldı.

Televizyon ekranlarında mafya dizileri kaldırılsın dedikçe, aksine her dizide silahlar çekildi, katiller adeta duyarlı bireyler gibi gösterildi.

Sokaklar güvenli değil. Çocuklar tetikçi haline geliyor, motosikletli çeteler hızla büyüyor, ülke adeta uyuşturucu cennetine çevriliyor.
Sosyal medya çetelerin hesaplaşma alanına dönüştü. Raconlar orada kesiliyor, infazlar orada yapılıyor, çocuklar oradan etkileniyor dedikçe, birileri bunu görmezden geldi.

Milli Eğitim Bakanı’nın çocuğu, güvenliği ve disiplini devlet okulundan daha iyi olan özel bir okulda okuyorsa, söylenecek pek bir şey kalmıyor.

Devlet büyüklerinin çocukları korumalarla okula gidip geliyorsa, vatandaşın çocuğu kendi haline bırakılıyorsa, sözün bittiği noktadayız demektir.

Sabah öperek okula gönderilen bir evladın, akşam cansız bedeniyle karşılaşmanın hiçbir açıklaması yoktur.
Kimin, hangi sokakta bir tehlikeyle karşılaşacağını kimse bilmiyor.

Ülkede gaspçıları, yankesicileri, uyuşturucu satıcılarını ya da çete üyelerini ararsanız, çoğunu uzaklara gitmeden sosyal medyada bulabilirsiniz.
Üstelik suçu işleyenler çoğu zaman kahramanlaştırılıyor.

Mahallede, köyde, ilçede, şehirde suçlular alkışlanıyor.
Suçlunun polisle kavga edecek cesareti kendinde bulduğu görüntüler artık sıradan hale geldi. Polisten korkulmuyor. Cezaevleri ise onlar için rahat bir yer gibi görülüyor.

Cezaevlerinde istediklerini yaptıramadıkları görevliler, dışarıdaki aileleri üzerinden tehdit ediliyor ve bu yerler adeta kontrolsüz alanlara dönüşüyor.

Yani açıkça görünen şu ki, ülke suçluların baskısı altında kalmış durumda.

Suç işleniyor, cezaevine giriliyor, kısa süre sonra unutuluyor, ardından bir afla serbest kalınıp aynı topluma geri dönülüyor.

Okullar ise adeta sahipsiz bırakılmış durumda.
Güvenlik yok, temizlik görevlisi yok, teknik personel yok, bekçi yok.

Okullarda öğrencilerden oluşan bir nöbet sistemi kurulmuş durumda. Yani öğrenciler nöbet tutuyor.

İŞKUR’dan gelen personel varsa, çoğu zaman temizlik işlerinde çalıştırılıyor.

Okullar bir yük gibi görülüyor. Bina yapılıp okul müdürüne teslim ediliyor, sonrasında ilgilenilmiyor.

Öğrenciden para toplamak yasak ama gerekli ödenek de sağlanmıyor.

Bazı müdürler, velilerin desteğiyle geçici çözümler üretmeye çalışıyor. Temizlik görevlisi tutuyor, eksikleri gidermeye uğraşıyor, hatta zaman zaman bu kişileri güvenlik gibi kullanmak zorunda kalıyor.

Bu şekilde bir düzen sürdürülemez.

Her okula en az iki güvenlik görevlisi olmalı.
Her okula büyüklüğüne göre yeterli sayıda temizlik görevlisi sağlanmalı.
Doğalgazı olmayan her okula kaloriferci verilmelidir.

Geleceğimizi emanet ettiğimiz çocukların daha iyi eğitim alabilmesi için, Diyanet’e verilen önem kadar Milli Eğitim’e de önem verilmelidir.

Eğitim kalitesi yükseltilmeli, bu alan farklı yapıların, tarikatların etkisine bırakılmamalıdır.

Toplum zaten bunun farkında, ancak daha fazla farkındalık gerekiyor.
Din adına ortaya çıkan bazı yanlış uygulamalar ve suistimaller, insanları inançtan uzaklaştırıyor.

Lüks içinde yaşayan, gösterişli ortamlarda konuşan ve fakirliği öven kişilere bakıp kimse samimi bir şekilde inanmaz. Aksine bu durum insanları uzaklaştırır.

Sevgili okuyucular,

Urfa ve Maraş’ta yaşanan bu acı olay hepimizi derinden yaraladı.
İnsanlar sorguluyor, tepki gösteriyor ve yaşananları kabullenmekte zorlanıyor.

Umarız bu tepkiler ve talepler dikkate alınır ve gereken adımlar bir an önce atılır.