Geçtiğimiz gün beni onurlandıran bir makale yayımlandı. Makalenin yazarı ve aynı zamanda gazetemiz yazarlarından Araştırmacı Yazar Ziya Zakir Acar'dı.

Ziya hocamın benimle ilgili kaleme aldığı yazıyı okuduğumda doğrusu çok duygulandım. Kendi kendime, söylediklerini hak ediyor muyum diye düşünmedim de değil. Yine de hocama bu güzel düşüncelerinden dolayı teşekkür ediyorum.

Azerbaycan benim için gerçekten de bir sevdadır.

Gençlik yıllarımdan itibaren çıktığım bu yolda, günümüze kadar durmaksızın yürüdüm. 1992 yılı öncesinde uzaktan uzağa başlayan bu sevda, 1992 yılında açılan Hasret Köprüsü ile bambaşka bir boyuta taşındı. Azerbaycan'ın bağımsızlığını kazanmasının ardından da gece gündüz demeden, elimden ne geldiyse yaparak katkı sunmaya çalıştım.

Birileri her şeye ve her konuya muhalefet ederek şöyle diyebilir:

"Azerbaycan bunları para pula boğdu, bunlar da sözde hizmet ediyoruz diyerek gidip gezip geldiler."

Elbette kimsenin düşüncesine engel koyamayız.

Gezdiğim doğrudur. Ancak savaş cephelerinde, mermilerin, barut kokularının, şehit cenazelerinin ve kül olmuş bedenlerin arasında gezdiğim de doğrudur.

1992 yılında Hocalı Katliamı yaşandığında, Azerbaycan'ın en zor dönemlerinden birinde oradaydım. Sokakların hiç güvenli olmadığı, Rus yanlısı Ayaz Mutallibov'un Cumhurbaşkanı olduğu, insanların kaçırıldığı, vurulduğu, soyulduğu ve yağmalandığı bir dönemde Azerbaycan'da bulunuyordum.

Bazı konularda iddialı olmak, insanın özüyle ilgili bir durumdur.

1992 yılında Ermeniler Nahçıvan'ın Sederek kasabasına saldırdığında ben 23 yaşındaydım. Savaştan 10 gün önce savaş bölgesi olan Mil Tepesi'ne gittiğimde izin yazısını bizzat merhum Umummilli Lider Haydar Aliyev'den almıştım.

Umummilli Lider Haydar Aliyev ile tanıştığımda da 23 yaşındaydım ve kendisiyle her hafta görüşürdüm.

O günden bugüne bir manatlık ticaret yapmadım.

Bir manat destek görmedim.

Bir manat talep etmedim.

"Bu bir sevdadır, bu bir gönül işidir" dedim ve yoluma öyle devam ettim.

Ben o günün şartlarında üstlendiğim misyonu yerine getirmeye çalışıyordum. Bunu büyük ölçüde yerine getirdiğime de inanıyorum. Merhum Haydar Aliyev'in talimatları doğrultusunda birçok haber yaptım ve dünya kamuoyunun bilgilendirilmesine katkı sundum.

Bilen bilir, bilmeyen de bilmesin. Hiç sorun değil.

Çünkü bugün, o günün Azerbaycan'ı değildir.

Şimdi zaman zaman toplantılara davet ediyorlar. Ben de iştirak ediyor, yapılan yenilikleri görüyor, fikrimiz sorulduğunda görüşlerimizi paylaşıyor ve kamuoyunu gücümüz yettiğince bilgilendirmeye çalışıyoruz.

Elbette Azerbaycan'ın yönetiminde ve bürokrasisinde çok donanımlı insanlar görev yapıyor. Cumhurbaşkanı İlham Aliyev göreve geldiği günden itibaren eğitime, eğitimli kadrolara ve genç yeteneklere önemli fırsatlar sundu. Azerbaycan'ın kalkınmasının hız kazanmasında da bu kadroların büyük payı vardır.

Şunu özellikle belirtmek isterim.

Ben hiçbir dönemde Azerbaycan'ın iç siyasetine karışmadım.

Benim için asıl olan Azerbaycan'dır.

Bugün Azerbaycan'ın Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'dir. Kendisine saygı duyar, başarılı olmasını isterim. Sonuçta Azerbaycan bir devlettir. Kendi devlet çıkarlarını gözetme hakkına sahiptir ve hiç kimse de bir devletin kendi çıkarlarını korumasını eleştiremez.

Eleştirenler önce tam teslimiyetçi olup ülkelerinin bütün değerlerini teslim edenleri eleştirsinler.

Kız çocuklarını şov malzemesi haline getirenleri eleştirsinler.

Ülkelerinde yabancı üsler kurdurup Müslümanlara savaş açanları eleştirsinler.

SOCAR bir şirkettir. Dünyaya mal satmaktadır. Sattığı ürünü "İsrail'e satmıyorum" deme lüksüne sahip değildir. Bu nedenle meseleye yalnızca duygusal açıdan bakmamak gerekir.

Elbette bizler İran'ın bu savaşta başarılı olmasını ister, destekleriz. Ancak bugün İran ile Azerbaycan arasında da güçlü ticari bağlar bulunmaktadır. Siyonist ve emperyalist çevrelerin oyununa gelerek İran ile Azerbaycan'ın arasını açmaya çalışanlara katkı sunmak doğru bir yaklaşım değildir.

Nitekim İran Cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkiyan da yaptığı konuşmalarda Azerbaycan'a desteklerinden dolayı teşekkür etmiştir.

Benzer durum Türkiye için de geçerlidir. İsrail'i kınıyoruz ancak ticari faaliyetleri de sürdürüyoruz.

Tekrarlıyorum. Ülke yönetmek duygularla değil, gerçeklerle olur.
Gerçekçi olmak zorundasınız.

Neyse, konumuzdan uzaklaşmayalım.

Azerbaycan bir sevdadır.

Biz bu sevdanın peşine düştüğümüzde her şeyi göze aldık. Her şartta sözümüzü söyledik. Kimi zaman eleştirildik, kimi zaman takdir gördük. Ancak hiçbir koşulda da inancımızdan ve değerlerimizden vazgeçmedik.

Ben yıllarımı bu sevdaya verdim. Aynı şekilde yıllarını Azerbaycan'a adayan, Iğdır'ın tarihini yazdığı eserlerle kayıt altına alan, ömrünü Azerbaycan'a ve Türk dünyasına adayan kıymetli yazarımız Ziya Zakir Acar hocamıza, kaleme aldığı güzel yazı için bir kez daha teşekkür ediyorum.