Eminim benim gibi sizin de dikkatinizi çekmiştir.
Geçmiş yıllarda DEM Parti’den seçilen belediyelere terör bağlantısı dâhil, yolsuzluk gibi suçlamalarla kayyum atandığında ortalık ayağa kalkar, gösteriler yapılır, “Halkın iradesine ipotek konulamaz” sloganları atılırdı.
Kayyum ve benzeri durumlar aslında DEM Parti’nin kurtuluş simidiydi. Seçmene mağduriyet söylemleriyle gidiliyor ve bu söylemler üzerinden oy alınıyordu.
Şimdi durum tamamen değişti. Dün devletin görevden aldığı belediye başkanlarını şimdi DEM Parti kendisi görevden alıyor ve kayyumunu da kendisi atıyor.
Iğdır Belediye Başkanı Mehmet Nuri Güneş, seçildikten kısa bir süre sonra tutuklandı. Uzun süre cezaevinde yattıktan sonra tahliye oldu ve siyasi yasağının kalkmasının ardından tekrar belediye başkan adayı gösterildi ve seçildi.
Mehmet Nuri Güneş ve Doğu ile Güneydoğu’da birçok belediye başkanı bu kez DEM Parti tarafından sorgulanmakta; belediyelerdeki usulsüzlük ve benzeri olaylar sebebiyle parti içi soruşturmaya tabi tutulmakta, kimisi partiden ihraç edilmekte, kimisi izne ayrılmaya zorlanmakta, kimisi de yumurtalı protestoya maruz kalmaktadır.
Peki ne oldu da bir anda DEM Parti kendi partisinden seçilen belediye başkanlarına karşı katı bir tutum sergilemeye başladı?
Aynı şeyi devlet yaptığında protestolar, gösteriler, TOMA’lar, biber gazları havada uçuşuyordu. Ama şimdi kimseden ses çıkmıyor. Üstelik yapılanı destekleyen kitlenin sayısı da hiç azımsanmayacak düzeyde. Kimisi, “Biz siz orada yolsuzluk yapasınız diye mi bedel ödedik?” diyerek eleştiriyor, kimisi de seçilenlerin tabandan kopuk yönetim şekline tepki gösteriyor.
Elbette seçmen, oy verdiği kişi veya partiye eleştiri getirebilir, beğenmediği yönleri olabilir. Ama DEM Parti’de bu olumsuz bakışlar hiçbir zaman sandığa yansımaz. Seçmen, eleştirdiği kişi tekrar aday olduğunda yine oy verir.
Peki ne oldu da DEM Parti kendi seçilmişlerini sorguya çekiyor?
Malum, ikinci çözüm süreci biraz daha ciddi tutuluyor. İşin ilginç tarafı ise ikinci çözüm sürecinin baş mimarı olarak MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin gösterilmesi. Bahçeli’nin başlattığı süreç, Abdullah Öcalan ile devam etti.
Kürt halkının büyük çoğunluğu için Abdullah Öcalan’ın yeri ayrıdır. Bir sözü, birçok kişi tarafından talimat olarak kabul edilmektedir.
Öcalan, barış görüşmelerinde önemli bir aktör olarak öne çıkmış, DEM Parti de bu görüşmelerin tarafı olarak bir misyon üstlenmiştir.
Hatta ikinci çözüm sürecinin başlamasıyla birlikte halk arasında şöyle de denilmektedir:
“Cumhur İttifakı’na DEM Parti de katıldı.”
Vatandaşın yorumu ise şu şekilde:
“DEM Parti ile kapalı kapılar ardında nasıl bir anlaşmaya varıldı bilinmez ama devlet, ‘Biz gerekli işlemleri yapmayacağız, siz parti içindeki seçilmişlerinize gerekeni yapın, suç işlemiş olanları istifaya zorlayın. Biz yaparsak halk tepki gösterir.’ demiş gibi değerlendiriliyor.”
Bu sözler de şunun için söyleniyor:
Şu an CHP’li belediyelerde yaşandığı iddia edilen yolsuzluk soruşturmaları, görevden almalar ve devam eden davalar ortadayken, DEM Parti belediyelerinde DEM Parti’nin ortaya çıkardığı usulsüzlükler devlet tarafından görülmüyor mu? Elbette görülüyor. Ama “Biz dokunmayacağız, siz dokunun.” talimatı verildiği yönünde değerlendirmeler yapılıyor.
Aslında gelişmeleri her Türk vatandaşı kendince yorumlayabiliyor. Yapılan yorumların vardığı nokta da aşağı yukarı aynı paraleldedir.
Yani anlaşılan o ki büyükler arasında birtakım anlaşmalar var.
İlk yapılacak genel seçim sonrasında neyin ne olduğunu herkes görmüş olacaktır.