İran ile ABD-İsrail arasındaki savaş giderek şiddetleniyor.

İkinci ABD-İsrail-İran savaşında, Pakistan’ın öncülüğünde barışın sağlanması amacıyla ateşkes ilan edildi ve taraflar masaya oturdu. İran, en baştan öne sürdüğü şartlar kabul edilmediği takdirde barışın sağlanamayacağını belirterek masaya oturdu. Onurlu bir duruş sergileyen İranlı müzakereciler şartlarını ortaya koydu. “Savaşa da varız, barışa da varız.” diyerek rest çektiler.

Kendinden emin olan ve sözünün herkese geçeceğini sanan ABD, barış görüşmelerinin yapıldığı dönemde sözünü İsrail’e bile geçiremedi. İsrail ise barış sürecini sabote etmek için elinden geleni yaptı.

Çocuk tacizcisi, çocuk kanı içen insan kılıklı yaratık Trump, televizyon karşısına çıkıp İsrail’e hakaretler yağdırdı.

Elbette bunların hepsi hikaye. Hiçbirinde samimiyet, mertlik, dürüstlük ve ahlak yok. Bunu kendileri de biliyor.

Ancak şöyle bir durum var:

ABD, yıllardır dünyayı haraca bağladığı için kuyruğunu dik göstermek istiyor. İran ise ısrarla o kuyruğu ABD’nin bacaklarının arasına sokmak niyetinde. Elbette bunun bedelini ödüyor. Her şeye rağmen geri adım atmıyor, “Er mi yaman, bey mi yaman?” diyerek hodri meydan okuyor.

50 yıldır ambargo altında bulunan, sürekli taciz ve saldırıya maruz kalan, ticareti engellenen, yolu kesilen İran, tüm bu olumsuzluklara rağmen geri adım atmıyor, hiç eyvallah etmiyor.

Savaşın barışla sonuçlanması için kırmızı çizgisinin Lübnan, Filistin ve Yemen olduğunu söylüyor. Bu düşüncesinden de hiç taviz vermiyor.

Üçüncü ABD-İsrail-İran savaşı başladı ve şiddetli çatışmalar sürüyor.

İran, ABD’nin sözde Müslüman ülkelerde bulunan üslerini bombalamaya devam ediyor. Elbette nefsi müdafaası bununla sınırlı değil. İsrail’i füze yağmuruna tutuyor, ABD’nin gemi, uçak ve helikopterlerini vurarak imha ediyor.

Elbette ABD saldırdıkça İran da zarar görüyor. Ancak İran’ın çok da kaybedecek bir şeyi yok. Ya ölecek ya da düşmanını bertaraf ederek varlığını sürdürecek.

ABD-İsrail-İran savaşında, birinci ve ikinci savaşlarda olduğu gibi İran yine yalnız. Aslında bu yalnızlık Müslüman ülkelerden kaynaklanıyor, yoksa esasta yalnız değil. Çin, Rusya ve Kuzey Kore fiilen olmasa da İran’ın yanında yer alıyor ve gerektiğinde teknik destek sağlıyor.

Bunu aslında dünya da biliyor. Devletler, kendilerinde olmayan teknolojiyi başka ülkelerden temin ederler. İran da bunu yapıyor. Savaş halinde olduğu için destek aldığı ülkeler de daha belirgin hale geliyor.

Ancak İran’ın yanında fiilen duran Yemen, Lübnan ve Hamas var.

Üçüncü İran savaşının ardından sosyal medyada inanılmaz bir bilgi kirliliği ve algı operasyonu yürütülüyor.

Konuları biraz incelediğimizde ortaya çıkan sonuç şudur:

ABD-İsrail-İran savaşına illa Türkiye ve Azerbaycan’ı da dahil etme hevesi taşıyan çevrelerin var olduğunu görüyorum.

Elbette İran, girdiği savaşta dost bildiği ülkelerin yanında durmasını ister. Ancak hiçbir ülkenin silahını ateşlemesini istemez. Çünkü böyle bir durumda dünya savaşı başlamış olur.

Katar, Kuveyt, Bahreyn ve BAE gibi ABD üslerinin bulunduğu ülkelerden İran’a saldırılar yapıldığı için İran sadece o ülkelerdeki ABD üslerini hedef almakta, o ülkelerin halkına karşı ise asla bir saldırıda bulunmamaktadır.

Türkiye’de bulunan ABD üslerinden İran’a bugüne kadar en ufak bir saldırı söz konusu olmamıştır. Kaldı ki Türkiye, konu itibarıyla dengeleri korumaya yönelik adımlar atmaktadır.

Keza Azerbaycan’da ABD üssü bulunmamaktadır. Azerbaycan, bütün dünya ülkeleriyle dengeli bir diyalog sürdürmektedir. Ancak dediğim gibi, Türkiye ve Azerbaycan üzerinde hesap yapanlar, Azerbaycan’ı sürekli İsrail ile ilişkilendirerek İran ile arasını açmaya çalışmaktadır.

Azerbaycan bu oyuna gelmediği gibi İran da bu oyunun bir parçası değildir. Hatta İran, Türkiye ve Azerbaycan devletine ve yöneticilerine sergiledikleri tutumdan dolayı teşekkür etmeyi ihmal etmemektedir.

Yani devletler önce kendi çıkarlarını gözetir. Daha sonra dost bildikleri ülkelerin çıkarlarını korumak ister.

İran’ın bizim açımızdan önemli olan yönü ise öncelikle komşumuz olması, soydaşlarımızın yaşadığı bir ülke olması ve siyonizm ile emperyalizme karşı dik duruş sergilemesidir.

Şüphesiz ki İran’ı sevmeyen, emperyalizmin ve siyonizmin güdümüne girmiş, esir alınmış ya da paraya pula boğulmuş kişiler İran’ın yenilmesini isterler. Ancak ben ilk günden bugüne kadar İran’ın galip gelmesi için hem dua ediyor hem de sözümle ve yazımla İran’ın bu savaştan galip çıkmasını savunuyorum.