Sevgili okuyucular,

Kaç gündür İran’da yaşanan protestolar ülkemizde ve dünyada dikkatle izleniyor. Kimi çevrelerde “oh, iyi oldu”, “bu mollalar gitsin”, “İran Şii devleti tezlikle yıkılsın” gibi duygular açıkça dile getiriliyor ve bu düşünceler sosyal medya ile televizyon ekranlarından çekinmeden paylaşılıyor.

Elbette insanı anlamak kolay değil. Her bireyin ruh hâli, psikolojisi ve olaylara bakış açısı oldukça farklıdır. Gündem de bu farklı pencerelerden yorumlanmaktadır.

Ancak İran’a gelene kadar Irak’ta, Libya’da, Suriye’de, Afganistan’da; yani Ortadoğu’nun tamamında yaşananları görüp hâlâ ders çıkarmamak mümkün değildir. O ülkelerin başına gelenleri görmezden gelip yalnızca hırs ve düşmanlıkla konuşanları anlamak zordur.

Hani derler ya, “Komşumun iki gözü çıksın da benim bir gözüm kalsın.” Gelinen nokta tam olarak budur.

Ben bu kişilere klasik mezhepçi ya da klasik ırkçı demiyorum. Düpedüz satılmış diyorum. Çünkü bunca yaşananın ardından hâlâ safça bir tutum sergilenmesi inandırıcı değildir.

ABD’nin “demokrasi götürüyorum” diyerek girdiği ülkelerde yaptıklarını görmezden gelenler, aynı kaderi yaşamaya mahkûmdur. Suriye’den, Irak’tan, Afganistan’dan ülkemize milyonlarca mülteci geldi. Bu süreçte devlet bütçesinden çok büyük paralar harcandı. Demografik yapı bozuldu, suç oranları arttı, uyuşturucu kullanımı tavan yaptı. Kolluk kuvvetleri gece gündüz mücadele ediyor; ancak tablo ortadadır.

ABD ve İsrail, besleyip yönlendirdiği satılmışlar aracılığıyla İran’da halkı sokağa döküyor. Ekonomi bahanesiyle başlatılan protestolar farklı yönlere çekiliyor. Müdahale edilirse İran’a müdahale edeceklerini söylüyorlar. Yani sözde İran halkını çok seviyorlar, sözde demokrasiden yana tavır alıyorlar.

Elbette basiret gözleri kapalı olanlar, ABD’nin yaptığı katliamları da görmezler; İsrail’in Filistin ve Gazze’de yaptığı insanlık dışı vahşeti de görmezler.

Oysa aynı ABD; Irak’ta, Afganistan’da, Suriye’de insanların namusuna el uzattı. Binlerce kadın bu caniler yüzünden hamile kaldı. Ülkelerin altınlarını uçaklarla taşıdılar, yeraltı kaynaklarını kendi malları gibi sömürdüler. Buna rağmen hâlâ bunları görmeyen aptallar, üç beş satkının provokasyonuna kapılıp devletini yıkmaya çalışıyor.

Birincisi, İran bölünmez. Doksan milyonluk bir ülkede üç beş bin kişinin ayaklanmasıyla devlet yıkılmaz. Şayet İran bölünürse bu rüzgâr kasırgaya dönüşür. Bu kasırga bölgede hiçbir ülkeyi huzurlu bırakmaz. Bu gerçek ortadayken, “kör tuttuğunu bırakmaz” misali Siyonizmin değirmenine su taşımak akılsızlıktan başka bir şey değildir.

Size demokrasi vadeden ABD ve İsrail gerçekten demokrat mı? Aynı eylemler ABD’de yapılsa polisin tepkisi ne olurdu? Bunu her gün görüyoruz. ABD polisinin eylemcilere nasıl davrandığını, kadınların erkek polisler tarafından nasıl darp edildiğini, yerlerde sürüklendiğini herkes biliyor. Buna rağmen görmeyen bu aptal kalabalık, tasmalı Pehlevi’nin gelmesini istiyor.

Pehlevi, ABD ve İsrail tasmalı, içi boş bir figürdür. Konumu, Suriye’nin başındaki Colani’den farksızdır. Medet umulan bu kişi, İsrail’in sofrasının mezesi olmuş, iradesini teslim etmiş biridir. Pehlevi’den medet uman aptallar, yarın Pehlevi yine ortadan kaybolacak ve sizler kandırılmışlığınızla baş başa kalacaksınız.

Artık düşüncesiz ve aptalca işlerle uğraşmayı bırakmak gerekiyor. İran’da yaşanacak bir deprem, Türkiye’yi de sarsar. Çünkü kullanılmaya müsait milyonlar var. Herkesin kafasına farklı fikirler doldurulmuş. Çoğu teslim olmuş; kendinden bir şey katamayacak kadar basiretsiz, “ben amacıma ulaşayım da sonrası önemli değil” anlayışıyla hareket eden, İran’dakine benzer bir kitleye biz de sahibiz.

Onun için aklı başında, yarınları bugünden görebilen, dostu düşmanı tanıyan toplumlara kulak verelim; ihanet içinde olanlara da gereken dersi verelim.

Atatürk’ün kurduğu ülkede Atatürk’le hesaplaşma derdine düşenlere, Atatürk’e hakaret ederek taraftar toplayanlara, millî duyguları ayaklar altına alıp “keşke Yunan galip gelseydi” diyebilenlere prim verilirse bu ülke emin ellerde olmaz.

ABD ve İsrail’in size vadettiği sahte demokrasi, sizin köleliğinizdir. Köle olursanız sizi severler; köle olmazsanız her zaman düşmanınızdır.

İran’a karşı antipatisi olan kişilerin kafalarında sürekli geliştirdikleri bir anti-İrancılık vardır. Emin olun bunun altında mezhep yoktur; bunun altında ABD ve İsrail’e hizmet vardır.

Ne demişti bir zamanların halife gibi görüneni Fetullah Gülen:

“Cennetin yolu İran’dan geçse, ben etrafından dolanırım.”

Niye dedi? Mezhep taassubundan ötürü mü söyledi?

Hayır, kesinlikle onun için söylemedi.

Hatırlarsanız, Gazze’ye doğru yola çıkan Mavi Marmara gemisine İsrail askerleri müdahale etmiş, vatandaşlarımızı katletmişti. Buna rağmen Fetullah Gülen, Pensilvanya’dan yaptığı açıklamada Mavi Marmara’dakiler için “Bu, otoriteye başkaldırıdır” demişti.

Yani ABD ve İsrail’i otorite kabul eden bu şahıs, bir dönem din adına ülkenin her kurumuna sızmıştı.

Şimdi o gitti; ancak kalıntıları çeşitli cemaatler içinde aynı fikirleri savunarak yollarına devam etmektedir.

Sevgili okuyucular,

Ülkemizde ihanet içinde olan çok insan var. Beyinleri yıkanmış, akılları başlarından gitmiş, at gözlüğüyle bakıp “ben amacıma ulaşayım da gerisi ne olursa olsun” düşüncesiyle hareket ediyorlar.

Devlet büyükleri bu olumsuzlukları tezlikle fark etmeli, gerekli önlemleri almalı; Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlarına gereken dersi vermelidir.