Bir Kentin Vicdanı 204 İnsan.”

Elinize kına yakın, toy çaldırın; gözünüz aydın olsun!
Komşusunun acısına sevinen, başkasının ekmeğiyle imtihan olmayı zafer sanan bir zihniyet var bu şehirde. Şimdi rahatladınız mı? Dinçlendiniz mi? 204 belediye işçisi, bir kalemde işinden edildi diye içiniz soğudu mu?

“300 bin verildi ya, daha ne!” diyenlerin sesi meydanlarda çınlıyor. Oysa kimse, o işçilerin evde aç bekleyen çocuklarını, kanser tedavisi gören arkadaşlarını, borç içinde debelenen ailelerini görmüyor.
Bir günlüğüne bile empati kurmayı aklından geçirmeyenler, bu insanların yaşadığı psikolojik çöküşü biliyor mu?

Her gün kapı kapı gezip “Bu işçilerin işine son verin” diye baskı yapanlar vardı. Şimdi o kapılar bir bir kapanıyor. Ama nedense kimse dönüp “Biz ne yaptık?” diye sormuyor. Çünkü hesap vermek zor, dedikodu üretmek kolay.

Pireye kızıp koskoca İğdır’ı ateşe atanlar…
Bu kirli, tozlu, çamura mahkûm edilmiş şehirde yaşamaktan gerçekten memnun musunuz? Yalan yanlış algı operasyonlarına kananlar, dedikoduya yaslanıp sandığa gitmeyenler… Şimdi içiniz rahat mı? Vicdanınız nasıl?

Bugün kentin kaderini belirleyecek anda sorumluluk almayanlar, aslında 204 işçinin ekmeğinde pay sahibi olduklarını görmezden geliyor.
Ve asıl ihanet…
“Ben yoksam kimse yok” diyen, kendini merkeze koyup kenti ateşe atanlardan geliyor. Sözde “bizden” olan ama günü gelince en büyük darbeyi vuranlardan…

Gerçeği açıkça yazalım:
İşçilerin çıkarılmasında belediye başkanının görevini uygulamaktan öte bir suçu yoktur. Asıl sorun; bu şehri sahipsiz bırakanlarda, sandığa gitmeyenlerde, siyasi hesapları kişisel hınçlarına kurban edenlerde, kimliğini ve vicdanını yitirmiş mankurtlaşmış zihinlerdedir.

Bugün 204 işçinin ahı vardır bu kentin üzerinde.
O ah kimin kapısını çalacak, kimin yakasına yapışacak, bekleyip göreceğiz.

Bir gerçek değişmez:
Ekmekle oynanan yerde bereket olmaz.
Sessiz kalanlar, bir gün kendi seslerini duyuracak bir yer bulamaz.
Ve tarih, bu şehrin gerçek sahiplerini de gerçek vebal sahiplerini de yazmaktan asla vazgeçmez.