Hayat şartları her geçen gün daha da ağırlaşıyor. Vatandaşın cebindeki para azalırken, temel giderler artmaya devam ediyor. Akaryakıt fiyatlarının yaklaşık 104 TL seviyelerine yaklaşması, araç sahiplerini olduğu kadar üreticiyi, özellikle de çiftçiyi de doğrudan etkiliyor.

Bugün bir aracın deposunu doldurmak bile ciddi bir maliyet haline gelmiş durumda. Ancak meselenin asıl ağır tarafı, mazotun yalnızca vatandaşın ulaşım giderini artırması değil; tarlaya giren traktörden biçerdövere, sulamadan taşımaya kadar tarımsal üretimin neredeyse her aşamasını doğrudan etkilemesi.

Çiftçi zaten zor şartlar altında üretmeye çalışıyor. Gübre, ilaç, tohum, işçilik, sulama, bakım, yedek parça ve ekipman giderleri artarken şimdi bunların üzerine yüksek akaryakıt maliyeti de ekleniyor.

“BAŞKA ÜLKELERDE DAHA PAHALI” DEMEK YETERLİ Mİ?

Akaryakıt fiyatları konuşulurken sık sık başka ülkelerdeki litre fiyatları örnek gösteriliyor.

“Onlarda akaryakıt 150 TL, bizde 104 TL. Biz daha avantajlıyız.”

Peki gerçekten mesele yalnızca litre fiyatını karşılaştırmak mı?

Asıl bakılması gereken, vatandaşın kazancıyla kaç litre yakıt alabildiğidir.

Örneğin, verilen rakamlar üzerinden yapılan karşılaştırmalarda, yüksek gelirli Avrupa ülkelerinde asgari ücret ile alınabilen mazot miktarı ile Türkiye’de asgari ücretle alınabilen mazot miktarı arasında ciddi fark ortaya çıkıyor.

Yani mesele sadece “litresi kaç lira?” değildir.

Mesele, vatandaşın kazancının ne kadarının yakıta gittiğidir.

Millet hesap yapmayı biliyor. Markete gittiğinde, aracına yakıt aldığında, elektrik ve doğalgaz faturası geldiğinde, çocuğunun okul masrafını karşılarken zaten hayatın hesabını yapıyor.

ÇİFTÇİNİN HESABI DAHA DA AĞIR

Çiftçinin hesabı ise çok daha farklı.

Çiftçi bir dönüm araziyi ekip biçerken yaptığı masrafı kuruş kuruş hesaplamak zorunda.

Mazot, Gübre, Tohum, İlaç, Sulama, İşçilik, Traktör bakımı, Ekipman, Hasat, Nakliye

Bütün bu giderlerin sonunda çiftçinin eline geçen para, yaptığı masrafı karşılamıyorsa ortada büyük bir sorun var demektir.

Özellikle kendi traktörü ve ekipmanı olmayan çiftçinin yükü daha da ağırlaşıyor. Kendi tarlasını kendisi işlemek yerine traktörü, biçerdöveri veya gerekli ekipmanı bulunan başka üreticilerden hizmet almak zorunda kalıyor.

Dışarıdan alınan ekipman ve tarla hizmetlerinin fiyatları yükseldikçe çiftçinin üretim maliyeti de katlanıyor.

BALYANIN BİLE MALİYETİ ARTIYOR

Bugün hayvancılığın önemli girdilerinden biri olan saman ve yonca balyasının üretiminde dahi ciddi bir maliyet zinciri oluşuyor.

Tarlanın hazırlanması, ekim, biçim, kurutma, balyalama, taşıma ve depolama...

Bunların tamamında yakıt ve makine kullanılıyor.

Mazot pahalılaştığında yalnızca akaryakıt istasyonundaki fiyat yükselmiyor.

Tarladaki ürünün maliyeti de yükseliyor.

Çiftçi bu maliyetleri karşılayabilmek için balya fiyatını artırmak zorunda kalıyor. Ancak alıcı da yüksek fiyat karşısında zorlanıyor.

Böylece zincirin bir ucunda üretici, diğer ucunda tüketici sıkışıyor.

“HEMEN SATAYIM” DESE ZARAR, BEKLESE BORÇ

Çiftçinin karşı karşıya kaldığı en büyük sorunlardan biri de ürününü hangi zamanda satacağı.

Ürününü hasat zamanı hemen satarsa, fiyatların düşük olması nedeniyle zarar edebiliyor.

“Biraz bekleyeyim, fiyat yükselir” dediğinde ise bu kez depolama, borç, faiz ve yeni üretim sezonunun giderleri karşısına çıkıyor.

Borç birikiyor.

Borç büyüyor.

Ve sonunda çiftçi için borç, gerçekten de gırtlağa kadar dayanıyor.

Üretici ne yapacağını şaşırıyor.

TARLALAR KİRAYA VERİLİRSE NE OLACAK?

Daha da düşündürücü olan ise bazı çiftçilerin kendi toprağını işlemek yerine tarlasını kiraya vermek zorunda kalması.

Nedeni çok açık:

Traktör yok, ekipman yok, sermaye yetersiz, mazot pahalı, girdi maliyetleri yüksek.

Çiftçi kendi toprağında üretim yaparak para kazanamıyorsa, toprağını kiraya vermeyi tercih etmek zorunda kalabiliyor.

Bugün küçük üreticinin yaşadığı bu sıkıntılar yarın daha büyük bir yapısal probleme dönüşebilir.

Çünkü üretimden çekilen her çiftçi, yalnızca kendi ailesinin gelirini kaybetmiyor.

Ülkenin üretim gücü de azalıyor.

ÇİFTÇİ KAYBEDERSE MİLLET KAYBEDER

Bu nedenle tarım meselesine yalnızca “çiftçinin problemi” olarak bakmamak gerekiyor.

Çiftçinin ürettiği ürün sofraya geliyor.

Tarladaki maliyet marketteki fiyatı etkiliyor.

Mazot fiyatı tarladaki maliyeti etkiliyor.

Girdi maliyetleri yükseldikçe üreticinin ayakta kalması zorlaşıyor.

Üretici üretimden çekilirse dışa bağımlılık riski artıyor.

Sonunda bunun bedelini yine toplum ödüyor.

Bugün belki bir çiftçinin yaşadığı sorun gibi görünen mesele, yarın gıda güvenliği meselesi haline gelebilir.

ARTIK BİR “DUR” DENİLMELİ

Burada yapılması gereken, üreticinin nefes alabileceği bir ortamın oluşturulmasıdır.

Çiftçinin mazot, gübre, tohum, ilaç, sulama ve ekipman maliyetleri dikkate alınarak sürdürülebilir üretim şartlarının oluşturulması gerekiyor.

Çiftçi sadece üretim yaptığı için borçlanan bir kesim haline gelmemeli.

Ürettiğinin karşılığını alabilmeli.

Tarlasını ekmekten korkmamalı.

“Bu yıl zarar eder miyim?” endişesiyle üretim planlamamalı.

Çünkü tarım ertelenebilecek bir mesele değildir.

Bugün ekilmeyen tarla, yarın boş kalabilir.

Bugün üretimden çekilen çiftçi, yarın geri dönmekte zorlanabilir.

Ve unutulmamalıdır:

Çiftçi kaybederse millet kaybeder.

Üretici kazanırsa ülke kazanır.

Artık üreticinin, emekçinin ve vatandaşın sırtındaki yükün hafifletileceği, maliyetlerin kontrol altına alınacağı ve tarımsal üretimin yeniden güçlendirileceği bir döneme ihtiyaç var.

Çünkü bu toprakların bereketi var.

Bu ülkenin üretme gücü var.

Yeter ki üreticinin emeğinin karşılığı verilsin ve çiftçi toprağından koparılmasın.