27 gündür ABD ve İsrail, İran’a karşı bir savaş yürütüyor ve İran’dan hiç beklemedikleri bir karşılık görünce neye uğradıklarını şaşırdılar.

Doğrusunu söylemek gerekirse dünya da şaşkına döndü. Çünkü İran’ın böyle bir direnç göstereceği, halkının muhalifiyle ve rejimi destekleyeniyle böyle bir birlik sergileyeceği kimsenin hesabında yoktu.

Hele ki “bir haftada mühimmatları biter, teslim olurlar, biz de rahatça gider İran’ı teslim alırız” düşüncesini taşıyan Trump ve Netanyahu şu an panik içinde.

Evde yaptıkları hiçbir hesap savaş meydanına uymadı ve şaşkınlık içinde ne yapacaklarını bilemez hale geldiler.

İran vurdukça Trump tutarsız açıklamalar yapıyor, ne dediği anlaşılmıyor. Kendi ülkesindeki insanlar bile olaylardan kopuk bir şekilde yaşıyor.

Netanyahu ise arada bir kamuoyunun karşısına çıkıp “her şey kontrolümüz altında” imajı vermeye çalışıyor.

Tüm bunlar olurken ülkemizde neler yaşanıyor, ona da bir bakalım.

Savaşın ilk günlerinde MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Şia da Sünni de Müslümandır, bu savaşta biz İran’ın yanındayız” minvalinde bir açıklama yaptı ve gündem oluşturdu.

Hemen ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Netanyahu’nun katil olduğunu, Sünni ve Şii diye bir dinimizin olmadığını, dinimizin İslam olduğunu ifade etti ve mezhep üzerinden kışkırtma yapanları sert şekilde eleştirdi.

Bu arada ülkemizin her bölgesinden milyonlarca kişi İsrail ve ABD’yi kınayarak İran’a destek verdiklerini açıkladı. Halen televizyonlarda, sosyal medyada ve meydanlarda bu tutumlarını sürdürüyorlar.

İran yıllarca bir öcü gibi gösterilmeye çalışılıyordu. Bu savaşla birlikte bazı tabular yıkıldı ve birçok kişi “Biz İran’cı değiliz, İran’ın ta kendisiyiz” demeye başladı.

Bunu neden söylüyorlar biliyor musunuz?

ABD ve İsrail etkisindeki anlayışın ve bir dönem FETÖ’nün talimatlarıyla İran’dan uzak tutmak amacıyla yürütülen “İran’cı” yaftalama politikasının kırılmasından kaynaklanıyor.

İnsanlar “İran’cı” denilerek aşağılanıyor, ajan ya da Hizbullahçı olmakla suçlanıyordu ve bu yöntem bir ölçüde etkili oluyordu.

Bir yandan Arap diktatörlerini ve emperyalist uşaklarını desteklemek prim yaparken, diğer yandan bu güçlere karşı duran İran’ı övmek neredeyse suç sayılıyordu.

Bu süreçte İran kendini anlatmaya çalışsa da herkes görmek istediği gibi gördü. Dini liderlerin ve müçtehitlerin sözleri ise dikkate alınmadı.

ABD-İsrail-İran savaşıyla birlikte dengeler bir anda değişti. Alışkanlıklar sarsıldı, taraflar netleşti, kimin kimle olduğu ortaya çıktı.

Bunu defalarca yazdım ama maalesef insanlar okumuyor.

İngiltere’de bir bina var ve bu binada birkaç televizyon kanalı yayın yapıyor. Burada kimi Şii, kimi Sünni görünümlü kişiler tartışma programlarına çıkıyor. Sünni görünümlü olan Şii’ye, Şii görünümlü olan da Sünni’ye küfürler, hakaretler ediyor.

İngiltere bunu elbette ki tebliğ amacıyla yapmıyor. Amaç Müslümanları birbirine düşürmek. Bu doğrultuda ABD ve İsrail ile birlikte sistemli bir şekilde çalışıyor.

Böyle bir ortamda ülkemizde de devletten maaş alan imamından üniversitedeki hocasına, bazı siyasetçilerden bürokratlara kadar birçok kişi açıkça kin ve nefret dili kullanarak Sünni-Şii çatışması çıkarmaya çalışıyor.

İran İsrail’e ne kadar füze atarsa, bunlar da o kadar mezhebi dinin önüne koyarak saldırıyor.

Bu söylemlerin ne kabul edilebilir bir yanı var ne de İslam ile bağdaşır bir tarafı.

Elbette bu zihniyete sahip olanların sayısı çok az. Şiiler bu tür aşırı davranışlar sergileyenleri “Gulat” olarak tanımlar ve kabul etmez. Aynı şekilde bunlar da Sünniliğin Gulat’ıdır.

Ama ülkemiz 90 milyon. Açıkça söylüyorum, bu savaşta kimi destekliyorsunuz diye bir anket yapılsa büyük çoğunluk “İran’ı destekliyorum” der.

Çünkü bu savaş hak ile batılın mücadelesidir. Dışişlerinin İran’ı kınayan metnine bakmayın, bu daha çok uluslararası baskının sonucu ortaya çıkan bir durumdur.

O imzayı atanlar da bir gün dönüp yıllardır nasıl bir düzen içinde yer aldıklarını daha net göreceklerdir.

Yahudileri dost edinenlerin peşinden gidenler, kusura bakabilirler ama benim gözümde Müslüman değildir.

Bir dönem sağ kesimde Farsların Türklere zulmettiği anlatılırdı. Bunun ABD ve İsrail kaynaklı bir algı olduğunu söylediğimizde kimseyi inandıramazdık, aksine bize de “İran’cı” denirdi.

Bugün ise ABD ve İsrail saldırısı sonucu şehit olan İranlı önemli isimler arasında Ayetullah Ali Hamaney de dahil Türk kökenli olanlar da var. Bombalanan yerler arasında Tebriz tamamen Türk nüfusludur, İsfahan’da ciddi bir Türk nüfusu vardır, Tahran’ın da önemli bir kısmı Türklerden oluşur.

Umarım geçmişte farklı düşünenler bugün yaşananları daha net görüyordur.

Yani Allah korusun, benzer bir savaş bizim ülkemizde yaşansa, bu zihniyetteki insanlar şehitlerimiz için bile saygısız ifadeler kullanmaktan çekinmez.

Bunlar, Kurtuluş Savaşı’nda cepheye gitmemek için medreseye sığınanların, din öğreniyoruz diyenlerin torunlarıdır.

“Keşke Yunan galip gelseydi” diyenlerin bugünkü temsilcileridir.

Allah adına konuşacak kadar ölçüsüz, doğruyu terk etmiş, insanlıktan uzak bir toplulukturlar.

Kendilerini siyonist ve emperyalist güçlere teslim eden bazı Arap ülkeleri biraz bağımsız düşünebilse, İran’ın aslında kendi onurlarını savunduğunu görebilirlerdi.

Ama ne yazık ki ne onur var ne de duruş.

Mekke müftüsü “İsrail’le savaşmak haramdır” derken, ülkemizde bazı kişiler de “İsrail İran’a vuruyorsa vardır bir sebebi” diyebiliyor.

İşte bu yaklaşım insanları dinden uzaklaştırdı, camileri boşalttı.

Sözde Sünnilik yapıyorlar ama Filistin ve Gazze Sünni olmasına rağmen en küçük bir tepki göstermiyorlar.

Kim hakkı inkar eder, güce tapar ve haksızın yanında durursa, bunun karşılığını er ya da geç görür.

Unutulmamalı ki İran bu savaşta kimseyi yanında savaşmaya çağırmıyor, sadece aleyhte konuşulmamasını istiyor. Bunun hesabı da hem dünyada hem ahirette sorulur.

Hz. Hüseyin, Kerbela’da 72 kişiyle birlikteydi ve 1400 yıldır unutulmadı.

Yezid ise büyük bir orduya, on binlerce askere sahipti ama tarihin çöplüğünde kaldı.

Vesselam.