Amerika yıllardır şımarık bir çocuk edasıyla hareket ederek önüne geleni haraca bağlıyor, çöküyor, ülkeleri tarumar edip tüm mal varlıklarını ellerinden alıyor ve sömürüyor.

Bu dünyanın yabancı olduğu bir durum değildi. Herkes ABD’nin böyle bir güce sahip olduğuna inanmış, zira teknolojik üstünlüğü de bilindiğinden kimse bu haydutluğa ses çıkaramıyordu.

Çıkaramıyordu ifadesini, ABD ve İsrail’in İran’a yaptığı saldırının ardından beklenmedik bir karşılık görmesi ve adeta alabora olması nedeniyle kullandım. Bundan sonra aynı haydutluğu yapacak cesareti bulamayacaklarını düşünüyorum.

ABD kendini dünyanın jandarması olarak konumlandırmış, Pentagon’un planları doğrultusunda ülkeleri karıştırıp iç karışıklıklar çıkararak, tek kurşun atmadan ülkeleri işgal etme devrini sürdürüyordu. Ancak bu devir artık kapanmıştır. Çünkü takke düşmüş, kel görünmüştür.

Şimdiye kadar kendilerini gizemli bir güç gibi göstererek ülkenizi başınıza yıkarız tehdidiyle hareket ediyorlardı. Ancak İran savaşıyla gerçek yüzleri ortaya çıktı. Karşılarında direnebilecek gerçek bir devlet gördüklerinde neye uğradıklarını şaşırdılar.

İşte bu noktada alınması gereken bazı dersler var.

Birincisi her ülke kendine yetecek kapasitede olmalıdır. Silah, gıda, teknoloji, tarım, hayvancılık ve sanayi gibi alanlarda kendi kendine yetebilmeli, stratejik alanlarda dışa bağımlı olmamalıdır. Elbette bazı alanlarda dışa bağımlılık olabilir ancak bu alanlar stratejik olmamalıdır. Uçak ve füze gibi savunma gereçlerinde dışa bağımlı olunursa kumanda başka bir ülkenin elinde olur.

İkincisi kim hangi ülkede yaşıyorsa orayı vatan saymalı, vatanına sahip çıkmalı, ihanet etmemeli, satmamalı, vatanını ve bayrağını namusu bilerek sahiplenmelidir.

İran halkı bunu başardı. İktidara muhalif olanlar bile İran için kenetlendi. Biz kendi içimizde tartışabiliriz ama konu vatansa birlik oluruz dediler ve ülkelerine sahip çıktılar.

ABD, İsrail ve müttefikleri İran’a neden kara harekatı düzenleyemiyor? Bu durum ordudan mı kaynaklanıyor yoksa halkın kararlı duruşundan mı? Net söylüyorum, halk sokaklara çıkmasaydı bu direnci göstermeseydi şimdiye kadar kara harekatı başlatılmıştı.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının öncülüğünde Kurtuluş Savaşı’nı halkın da desteğiyle kazanmadık mı?

Arap Baharı adı altında Ortadoğu’nun yeniden şekillendirilmesi sürecinde yıkılan Suriye, Irak, Afganistan, Libya ve Mısır gibi ülkelerin bu hale gelmesinin en önemli sebeplerinden biri, halkın vatanına yeterince sahip çıkmamasıdır.

İran’ın yıkılamamasının temel nedeni İran halkıdır. Bugün ABD ve İsrail’de insanlar yöneticilerini protesto ediyor, komutanlar ve yöneticiler istifa ediyor, ekonomik ve siyasi kriz giderek derinleşiyor.

Kendi kendimize yetebilmek için bilime önem vermeliyiz. Bilim insanlarının yurt dışına gitmesini engellemek için onları desteklemeli, üniversiteleri liyakat sahibi kişilerle doldurmalıyız. Siyasi görüşü bizden farklı olsa bile yetenekli insanları değerlendirmeliyiz.

Selçuk Bayraktar örneği bu anlamda önemlidir. Yaptığı çalışmalar ülkemiz için stratejik öneme sahiptir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın desteğiyle önü açılmış ve bu fırsatı başarıyla değerlendirmiştir. Her damat böyle bir yeteneğe sahip olmayabilir. Önemli olan bu yeteneği görüp desteklemektir.

Bu doğrultuda stratejik hamleler yapan girişimcilerin önü açılmalı, özellikle savunma sanayinde teknolojiye yatırım yapılmalı, beyin göçü tersine çevrilmelidir. İran örneğinde olduğu gibi savunmamız milli imkanlarla güçlendirilmelidir.

Cantürk Alagöz’ün sahibi olduğu Alagöz Holding bünyesindeki Keymen aşı fabrikasının açılması da bu açıdan önemlidir. Bu tesis Çin ortaklı stratejik bir yatırımdır. Savaş veya pandemi gibi durumlarda ülkemiz insanının hayatını kurtarabilecek kapasiteye sahiptir.

Pandemi dönemini hatırlayın. İnsanlar çaresizlik içinde aşı bekliyordu. Bu tür tesisler daha önce kurulmuş olsaydı aşı kısa sürede tüm yurda ulaştırılabilir, birçok sorun da hiç yaşanmazdı.

Sonuç olarak ülke olarak stratejik yeteneklere sahip olmalı, bilim ve teknolojiye daha fazla yatırım yapmalıyız.

İran bir İslam Cumhuriyeti olmasına rağmen üniversitelerinde bizdeki kadar cemaat yapılanması bulunmamaktadır. Biz ise laik bir cumhuriyet olmamıza rağmen üniversitelerimiz bilimden uzaklaşmış, alanında uzman olmayan kişiler önemli görevlere atanmıştır.

İmam hatip liseleri elbette olmalıdır ancak mesleki ve teknik liselere daha fazla önem verilmelidir. Eğitim sistemi üretime, bilime ve teknolojiye katkı sağlayacak şekilde yeniden yapılandırılmalı, liyakat esas alınmalı ve ülkenin geleceği ideolojik tartışmalara kurban edilmemelidir.

Aksi halde bugün eleştirdiğimiz ülkelerin düştüğü hatalara yarın bizim de düşmemiz kaçınılmaz olacaktır.