Hz. Peygamber, Hz. Hüseyin’i tanıtırken şöyle buyurmuştur: “Hüseyin bendendir, ben de Hüseyin’denim. Allah’ım, onu seveni sen de sev, ona düşmanlık edene sen de düşman ol.”
Hz. Peygamber’in torunu Hz. Hüseyin; dedesinin yolundan giden, çizgisinden şaşmayan, Allah’ın insanlara indirdiği dini ilk kabul eden Hz. Ali ile Hz. Peygamberimizin kızı Hz. Fâtıma’nın oğludur.
Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin anlatılırken genellikle çocukluk yıllarından bahsedilir; dedeleri Hz. Peygamber’in onları ne kadar sevdiği, Ehl-i Beyt’in birer üyesi oldukları aktarılır. Ancak onların yaşam tarzları, mücadeleleri ve örnek şahsiyetleri hakkında yeterince bilgi verilmez.
Bugün Tasuâ, yarın ise Aşûrâ’dır. Yani Muharrem ayının 9. gününün adı Tasuâ, 10. gününün adı ise Aşûrâ’dır.
Hz. Hasan, Muaviye’nin girişimleri sonucunda zehirlenerek şehit edilmiştir. Rivayetlere göre Muaviye, Hz. Hasan’ın eşini bir şekilde ikna etmiş ve yemeğine zehir koydurarak şehit edilmesine sebep olmuştur. Hz. Hüseyin ise Muaviye’nin oğlu Yezid tarafından Kerbelâ Çölü’nde 72 yakınıyla birlikte şehit edilmiştir.
Şimdi ortada garip bir durum vardır. Hz. Peygamber’in vefatından sonra Ehl-i Beyt’e karşı gayrimüslimler herhangi bir savaş açmamışlardır. Ancak acı olan şu ki; Hz. Peygamber’in Ehl-i Beyt’ine, yani evinin içine savaş açanlar, “sözde” İslam’ı kabul etmiş kişilerden oluşmaktadır.
Muaviye’nin babası Ebû Süfyan, Hz. Peygamber ile savaşmıştı. Muaviye ise Hz. Ali ile savaştı. Hz. Ali’den sonra oğlu Hz. Hasan mücadele etti; sonunda ise hakeme gidip sulh yaptıktan sonra Muaviye onun zehirlenerek şehit edilmesine zemin hazırladı. Oğlu Yezid ise Hz. Hüseyin’i, ele geçirdiği İslam halifeliğinde biata zorladı. Hz. Hüseyin, “Benim gibi birisi senin gibi birisine asla biat etmez,” deyince sürekli tehditler, suikast girişimleri ve çeşitli baskılarla karşı karşıya kaldı.
Kûfelilerin yoğun mektup trafiği sonrasında, kendisini güvende hissedebileceği düşüncesiyle Kûfe’ye doğru yola çıktı. Ancak Kûfe’ye varmadan Kerbelâ denilen çölde yolu kesildi ve önüne “Ya biat edeceksin ya da öleceksin,” şartı konuldu.
Hz. Hüseyin ve beraberindeki kafile, Muharrem ayının birinci gününden onuncu gününe kadar Kerbelâ Çölü’nde kuşatma altında tutuldu. Kızgın güneş altında çoluk çocuk, genç yaşlı demeden herkes susuz bırakıldı. Kerbelâ Çölü’nde etrafları sarılan Hz. Hüseyin kafilesi ile Fırat Nehri arasında kısa bir mesafe olmasına rağmen su yolları tutuldu ve su almalarına izin verilmedi.
Hz. Peygamber’in evlatlarına yapılan bu düşmanlık, aradan yaklaşık 1400 yıl geçmesine rağmen hâlâ mantıklı bir şekilde izah edilebilmiş değildir.
Muaviye, Hz. Ali şehit olduktan sonra uzun yıllar camilerde Hz. Ali’ye lanet okutmuş, onu İslam düşmanı gibi göstermeye çalışmıştır. Yani demem o ki; Hz. Peygamber’in Gadir-i Hum’da elini havaya kaldırıp “Ben kimin mevlası isem Ali de onun mevlasıdır,” dediği o yüce kimse hedef alınmıştır.
Peygamberimiz, “Hüseyin bendendir, ben de Hüseyin’denim,” demiştir; Hüseyin katledilmiştir. Hz. Hasan katledilmiştir. Yani aslında bu cinayetler, katliamlar ve intikam girişimleri, Hz. Peygamber’in bizzat kendisine yapılmış sayılmalıdır.
Bu olayları sıradan bir iktidar yarışı gibi göstermeye çalışmak, İslam’la hesaplaşmanın farklı bir yöntemi olarak değerlendirilebilir.
Hz. Hüseyin ve Kerbelâ şehitlerinin şehadet yıl dönümünde; Kerbelâ’yı iyi tahlil edenlerin, matemini hissederek yaşayanların ve mesajını bilmeyenlere anlayacakları şekilde anlatanların ibadetleri kabul olsun.
Dertlere derman Hüseyin, adına kurban Hüseyin.