Allah nasip etti, bir Ramazan ayına daha kavuşmanın huzuru içindeyiz. Rahmet ve bereket ayı olan Ramazan’ı, ruhuna uygun şekilde yaşayabilmeyi hepimize nasip etsin Yaradan.
Ramazan’ın en önemli anlamlarından biri, insanın nefsini terbiye etmesidir. Bu ay, kendini frenleme, arzularını kontrol altına alma ve iç muhasebe yapma zamanıdır. Asıl olan ise bu terbiyeyi sadece bir ayla sınırlamamak Ramazan’dan sonra da hayatın geneline yayabilmektir.
Elbette sağlık sorunu olanlar, oruç tutmayanlar, tutmak istemeyenler ya da Ramazan’a inanmayanlar vardır. Herkes kendi inancı ve tercihi doğrultusunda yaşar. Buna saygı duymak zorundayız. Mustafa Kemal Atatürk’ün ortaya koyduğu laiklik anlayışı da tam olarak bunu ifade eder. İsteyen inancını yaşar, isteyen inanmaz. Önemli olan birbirimizin hayat tarzına müdahale etmeden saygı gösterebilmektir.
Oruçlu insan nefsini gerçekten terbiye edebiliyorsa ne mutlu ona. Hem oruç tutup hem kul hakkı yemek ise büyük bir çelişkidir. Eğer bir insan başkasının hakkına giriyorsa, tuttuğu oruç şekilden ibarettir.
Allah rızası için oruç tutan kişi sadece aç ve susuz kalmaz. Kalbiyle, diliyle ve davranışlarıyla da oruçlu olur. Yalan söylemez, iftira atmaz, kimseye eziyet etmez, kul hakkına girmez, topluma fitne yaymaz. Kendine yalan gerekçeler üretip kötülüğü meşrulaştırmaya çalışmaz.
Aslında bu erdemler sadece oruç tutanlara değil, insanım diyen herkese yakışır. Ancak kimi zaman oruç tutanlar, tutmayanlara tepeden bakabiliyor. Oruç tutmayanın ya da namaz kılmayanın sözüne güvenilmez gibi bir anlayışa kapılabiliyorlar. Bu yüzden sözüm öncelikle ibadet ettiğini söyleyenleredir.
İyi olmak bir ibadet gününe ya da bir aya sığmaz. İyilik bir hayat biçimi olmalıdır. İbadet ise kul ile Allah arasındadır. Dileyen eder, dileyen etmez.
Kendisinden emin görünen bazı insanlar vardır. Oruç tutar, namazını aksatmaz, hacca gider, umreye gider, Kerbela’ya ve Meşhed’e ziyaretlerde bulunur. Ama aynı kişi kul hakkı yer, zorbalık yapar, kalp kırar, iftira atar, iki yüzlü davranır, laf taşır, fitne çıkarır. İşte sözüm bu çelişkiyedir.
Ramazan’da sadece midenizle değil, bütün benliğinizle oruç tutun ve kul hakkından sakının. Öyle bir tutum geliştirin ki kalan on bir ayda da bu hassasiyet devam etsin.
Ramazan aynı zamanda yoksulu, kimsesizi, dara düşeni hatırlama ayıdır. Bugünün ekonomik şartları ağırdır. Pek çok insan açlık sınırının altında bir gelirle yaşam mücadelesi vermektedir. Alım gücü düşmüş, geçim derdi büyümüştür. Böyle bir dönemde dayanışma ve yardımlaşma daha da önem kazanır.
Ne oruç yiyin ne de kul hakkı. Kimse kimseyi zorla ibadete çağırmıyor. Oruç tutmak elbette güzeldir, insanın ruhunu arındırır. Ruhu arınan insanda merhamet artar, hoşgörü güçlenir, adalet duygusu derinleşir. Aç kalmakla imtihan edilen bedenimiz değil, kalbimizdir. Asıl mesele de tam olarak budur.