TAŞ EVLERİN HÜZNÜ

Şehirler, yalnızca insanların yaşadığı yerleşim alanları değildir; bulundukları coğrafyanın, tarihinin ve medeniyet birikiminin aynasıdır kıymetli okuyanlarım. Ovaları, dağları, akarsuları ve iklimi bir şehrin fiziki karakterini oluştururken; kültürel mirası, tarihi yapıları, folkloru ve yaşam biçimi ise ona ruh kazandırır. Gerçek anlamda bir şehir olabilmek, sadece modern binalara sahip olmakla değil, geçmişle kurduğu bağı koruyabilmekle mümkündür.

Iğdır da tarihin hemen her döneminde farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış önemli bir yerleşim merkezidir. Tarihi göç yolları üzerinde bulunması, verimli ovası ve stratejik konumu nedeniyle yüzyıllar boyunca birçok kültürün buluşma noktası olmuştur. Ancak ne yazık ki bu zengin geçmişi gelecek kuşaklara taşıyacak tarihi eserler bakımından aynı ölçüde şanslı olduğumuzu söylemek mümkün değildir.

Köklü şehirleri düşündüğümüzde; Erzurum'un kümbetleri, Sivas'ın medreseleri, Kars'ın taş mimarisi, Konya'nın Selçuklu eserleri ya da İstanbul'un asırlık tarihi yapıları bize sadece taş ve topraktan oluşan binaları değil, yaşayan bir medeniyetin ruhunu hissettirir. İnsan o şehirlerde dolaşırken adeta tarihle sohbet eder.

Iğdır'da da geçmişin izlerini taşıyan çok kıymetli eserler bulunmaktadır. Kaleler, kervansaraylar, Kara kale Harabeleri, Ahura Harabeleri ve Koç başlı mezar taşları, yüzyılların yıpratıcı etkisine rağmen bugün hâlâ ayakta duran kültürel hazinelerimizdir. Bunlar, bu toprakların köklü geçmişinin sessiz tanıklarıdır.

Ancak bütün bunların yanında, Iğdır şehir merkezinde bulunan tarihi taş evlerin bugünkü hali gerçekten yürek burkmaktadır. Bir zamanlar estetik taş işçiliğinin en güzel örneklerini sergileyen bu yapılar, bugün zamana, ihmale ve bilinçsiz müdahalelere direnmeye çalışmaktadır. Ne yazık ki bir kısmı tamamen yok olmuş, bir kısmı ise her geçen gün biraz daha sessizce tarihe karışmaktadır.

Ömer Şark Evi, Foto Mehmet Evi, Aziz Güveren Evi, Cemalettin Güneş Evi, Iğdır Mavalı Kasım'ın Evi, Almancının Evi, Almancı Dindar'ın Evi, Sefter Sevinç Evi, Baycan Güneş Evi, İsmail Aras Evi, Hüseyin Aydın Evi, Resul Küçükaras Evi ve Kalafatların Evi... Bu isimler, sadece birer bina değildir. Her biri, Iğdır'ın sosyal hayatına, aile kültürüne ve şehir hafızasına tanıklık etmiş sessiz tarih sayfalarıdır.

Bugün bu taş evlerin çoğu ya yıkılmış durumda ya da yıkılmayı bekliyor. Oysa gelişmiş ülkelerde ve şehirlerde tarihi yapılar, geçmişin yükü değil; geleceğin en değerli sermayesi olarak görülmektedir. Çünkü kültürel miras, yalnızca geçmişe duyulan saygının değil, aynı zamanda sürdürülebilir kalkınmanın da önemli bir unsurudur. UNESCO ve birçok uluslararası kuruluşun da vurguladığı gibi, kültürel mirasın korunması şehirlerin kimliğini güçlendirirken turizm, ekonomi ve sosyal yaşam açısından da önemli katkılar sağlamaktadır.

Bu tarihi evlerden biri de uzun yıllar Merhum Cemalettin Güneş'in evi olarak bilinen, daha sonra el değiştiren taş evdir. Bugünkü harap halini görünce insanın içi gerçekten sızlıyor. Sadece bir bina yıkılmıyor; anılar, hatıralar ve bir dönemin yaşam kültürü de onunla birlikte kayboluyor.

Evin eski sahibi Ümit Güneş ile bu konuyu konuştuğumda onun da aynı hüznü yaşadığını gördüm. Duygularını şu sözlerle ifade etti:

"Bugün bu evi bana verseler, aslına uygun şekilde restore ederek yeniden ayağa kaldırmak isterim. Çünkü orada sadece bir ev değil, bir tarih ve çocukluğumuzdan kalan nice hatıra saklıdır." Bu cümle aslında birçok Iğdırlının ortak duygusunu özetliyor.

Geçtiğimiz haftaki köşe yazımda Iğdır'ın geleceğinde kültür ve turizmin taşıdığı stratejik önemine değinmiştim. İşte bu tarihi taş evler, o vizyonun en önemli yapı taşlarından biri olabilir. Acaba kapsamlı bir envanter çalışması yapılarak, hâlâ ayakta kalabilen bu evler asıllarına uygun biçimde restore edilemez mi? Kamu kurumları, yerel yönetimler, üniversite, sivil toplum kuruluşları ve hayırsever vatandaşlar ortak bir proje etrafında buluşamaz mı?

Böyle bir çalışma yalnızca birkaç binayı kurtarmak anlamına gelmeyecektir. Aynı zamanda Iğdır'ın şehir kimliğini güçlendirecek, kültürel hafızasını koruyacak ve gelecekte turizme önemli katkılar sağlayacaktır. Bugün Anadolu'nun birçok şehrinde restore edilen tarihi sokaklar nasıl binlerce ziyaretçiyi kendine çekiyorsa, Iğdır da sahip olduğu bu mimari mirası doğru değerlendirerek önemli bir kültür destinasyonu hâline gelebilir.

Ne yazık ki yılların ihmali, plansızlığı ve umursamazlığı yüzünden bölgemizde tarihi ve kültürel mirasın önemli bir kısmını kaybettik. Fakat elimizde kalanları kurtarmak için hâlâ geç değil. Taş evlerimizi koruyabilirsek, belki de sadece geçmişimizi değil, geleceğimizi de inşa etmiş olacağız.

Modern şehirler yalnızca yükselen beton yapılarla değil, korudukları tarihiyle de büyür. Çünkü kökü olmayan ağacın gölgesi olmaz.

Eğer gerçekten modern, yaşanabilir ve kimliği olan bir Iğdır hayal ediyorsak, işe önce geçmişimizi koruyarak başlamalıyız. Taş evlerin sessiz çığlığına kulak vermek, belki de bu şehre bırakacağımız en kıymetli miras olacaktır.