Nasıl bir virüstü hala anlamış değilim. Bir anda yakaladı. Saatler içinde dünyayla bağımı kesti.
İlaç aldım, ayağa kalktım sandım. Etkisi geçti derken tekrar yatağa düşürdü.
Kemiklerim ağrıyordu. Odaklanamıyor, okuyamıyor, yazamıyordum. ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı’na yaptığı alçaklığı bile tam olarak idrak edemiyordum.
Arada baktığım haberlerde gördüklerimin, hastalığın etkisiyle gördüğüm bir kabus olduğunu sandım.
Bir an için aynı şeyin bizim ülkemizde, bizim Cumhurbaşkanımıza yapıldığını düşündüm.
Açık konuşayım, düşüncesi bile berbattı.
Bir ülkeyi toptan esir almak demek bu.
Bir milletin onurunu, haysiyetini, gururunu yerle bir etmek demek.
“Sen artık yoksun” demek.
“Dünyada hükmün kalmadı” demek.
Karabağ, otuz yıl boyunca Ermeni işgali altındayken başımız hep öndeydi.
Nerede olursak olalım, en hararetli tartışmada bile önümüze atılan ilk cümle şuydu:
“Önce gidin kendi topraklarınızı kurtarın.”
Düşünsenize.
Yedi kıtaya hükmetmiş bir imparatorluğun son Cumhurbaşkanı, ABD operasyonuyla ülkesinden kaçırılıyor.
Sen de elin kolun bağlı izliyorsun.
Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun ABD askerleri tarafından yatak odasından alınıp götürülmesi aklın alacağı iş değil.
Bu ülkenin askeri yok muydu?
Polisi yok muydu?
Halkı yok muydu?
Onlar onca tantanayla gelip bombalar yağdırırken Maduro hiçbir şey duymadı mı?
Hırsız evin içinden olunca kapı kilit tutmaz derler.
Belli ki doğruymuş.
Ama hiç mi vatan derdi olan biri çıkmadı?
Siyasi hırs uğruna yapılan muhalefet, ülkenin yok oluşuna hizmet ediyorsa bunun adı siyaset değildir.
Bu, açık bir ihanettir.
Benim kanıma dokunan da tam olarak bu.
Maduro’nun Hristiyan olması ya da olmaması önemli değil.
Yapılan şey doğrudan insanlığa karşı işlenmiş bir kanunsuzluktur.
Dünyada adalet diye bir şey kalmadığının açık göstergesidir.
Gücü yetenin güçsüzü ezdiği bir düzenin ilanıdır.
Kovboy filmlerinde izlediğimiz o vahşi haydutlar vardı ya.
Kızılderilileri katledenler.
Atalarının izinden gidiyorlar.
Ülkeleri soyuyorlar.
Sömürüyorlar.
Köleleştiriyorlar.
Karşı duranları yıkıyorlar.
Boyun eğenleri ise sözde koruma altına alıp her şeyleriyle kontrol ediyorlar.
Saddam, Kaddafi, Mursi, Esad.
Hepsi ortadayken bile küçük çıkarlarını putlaştıran kitlelerin desteğini almaya devam ediyorlar.
Bugün ABD ve saz arkadaşlarının önünde iki temel hedef var.
Bunlardan biri İran.
İran’ın varlığı onları yıllardır rahatsız ediyor.
Elli yıldır ambargo uyguluyorlar ama diz çöktüremediler.
İsrail üzerinden savaş denediler, sonuç alamadılar.
Halkı ayaklandırmak istediler, başaramadılar.
İç savaş çıkarmak için binlerce satkını beslediler, yine olmadı.
Türkiye ise NATO üyeliği üzerinden ABD ile temas hâlinde.
Zaman zaman tehditler savruluyor.
“Fişinizi çekerim” deniyor.
Ama çevresindeki hesaplar bitmediği için bizi şimdilik erteliyorlar.
FETÖ üzerinden başlatılan hamle şu an askıda.
Casus da var.
Vatan haini de var.
Hem dışarıdan beslenenler hem içeridekiler.
Bu yüzden yaşanan her gelişmeden ders çıkarılmazsa, yarınlar bizim için de karanlık olabilir.
Türkiye’de de İran’da da yönetimler halktan yükselen sesleri yok saymamalı.
Halkı küçümseyerek ayakta kalınmaz.
Gerekli önlemler zamanında alınmazsa bedeli ağır olur.