1992 yılında, 9. Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı Merhum Haydar Aliyev tarafından görkemli bir törenle açılışı yapılan Nahcivan hasret köprüsü ile talihi değişmeye başlayan Iğdır, kalkınmaya yüz tutmuş, yüklü paraların el değiştiği bir il olmuştur…
Bölgenin yükselen değeri olan ve tercih edilen Iğdır’ın geçmişinden günümüze birçok şeyinin değişime uğradığını, farklılaştığını görmemiz mümkündür…
Şöyle bir analiz yapacak olursak; Ne oldu da Iğdır 15-20 yıl içersinde değişime uğradı, farklılaşmaya başladı ve bölgenin çekim merkezi oluverdi…
1992 yılında Nahcivan kapısı açıldığında, başlayan Mazot ticareti bölgede çok ciddi para hareketine neden oldu. Bölge illeri bu para hareketini görünce, Iğdır’a akın etmeye ve pastadan pay almaya geldiler… Mazot işi durunca kimi geri gitti, kimide Iğdır’a yerleşerek yaşamını burada devam ettirmeye başladı…
Yıllardır Iğdır’ın taşının toprağının değerleneceğini, bölgenin ciddi bir ticaret merkezi olacağını söylenir dururum. Gelinen noktaya baktığımızda Iğdır’ın yıllara dayanan tarımsal zenginliğine, 1992 yılında açılan Nahcivan kapısının katkısını da eklediğimizde doğal olarak hareketli bir bölge olma yolunda ilerlediği görülmektedir…
Tarım zenginliği ve ardından Nahcivan kapısının açılmasıyla başlayan sınır ticareti hareketliliğinin bölgeyi cazip hale getirmesinin yanında, Ermenistan ve İran kapılarının açılacağı dedikodularının da bölgede iştah kabartıcı bir durum yaratmıştır…
Iğdır Hava Alanı 2011 yılının Nisan ayında açılışı yapılacak, Demir yolu altyapı çalışmaları hızla devam ettiriliyor. İran ile ortak yapılması planlanan Serbest Sanayi bölgesi her an olabilecek muhteşem bir yatırım listesinin başında öylesine bekliyor…
Tüm bunları göz önüne aldığımızda, Iğdır’ın tercih edilen bir il oluşunu normal karşılamak gerekmektedir…
29 Mart yerel seçimlerinde Iğdır’ın BDP tarafından kazanılması durumunda özellikle gayrimenkul fiyatlarının düşeceğini, Iğdır’ın göç veren bir il olacağını siyasi propaganda malzemesi olarak kullananların yanıldığını görmekteyiz… Yanı başımızda ki Doğubayazıt ilçesinden Iğdır’a gelen ve Iğdır’da mülk edinmeye çalışan kişi sayısının hiçte küçümsenmeyecek kadar çok olduğu bilinen bir gerçektir…
Bu gelişlerin altında iki neden yatmaktadır…
Biri bölgenin gelişmeye açık oluşu, ikincisi komşu illerde olan terör huzursuzluğunun Iğdır’da yaşanmıyor olması… Bu iki sebep Iğdır’ın göç veren değil göç alan şehir olmasını sağlamaktadır…
Iğdır il Nüfusunun 76000 bin olduğu tabelasından anlaşılsa da, adrese dayalı Nüfus sayısına baktığımızda bu rakamın 80 binin üzerine çıktığını görülmektedir…
Bu artışta bilinçli nüfus çoğaltma politikası da var, kendiliğinden ticari olarak düşünüp yerleşenlerde…
Iğdır’ın en gözde bölgesi Topçular ile Bağlar mahallesine gösterilen ilgi bu değişimin net göstergesidir… Yapılan yeni ve güzel binaların yüzde 80’nini Kürt almaktadır… Bu Kürtlerin birçoğunun başka illerden gelen işadamı ve bürokrat olduğu da bilinmekte görülmektedir…
Iğdır’ın yükselen değer olduğunu vurguladığımızda, insanların yaşam kalitesini artırmak ve daha huzurlu bir yaşamı seçmek istediği görülmektedir…
Kürt halkının Topçular ve Bağlar mahallesine akın edişi de bu sebepten olsa gerek… Bence iktidardaki BDP belediyesi Valilik yoluna alternatif bölgeler oluşturmalıdır… 7 Kasım, Konaklı mahallelerinde 18. Madde uygulanmalı, geniş ve güzel yollar açmalı, büyük parklar yapmalı ve alternatif oluşturmalıdır…
Iğdır’ın tek taraflı kalkınması doğru değildir.
Iğdır bir bütün olarak bizimdir. Burası yakın gelecekte çok farklı bir şehir olacak ve Iğdır’ın gecekondu yapısından çıkması şarttır…
Bunun için siyasi kaygılardan kenar durarak, insanlara size bir şey vermiyorlar politikasından vazgeçerek elimizde olan imkânları kullanmamız gerekmektedir…
Cabbar Şıktaş
Aylardır İran etrafına yığınak yapan sırtlan sürüsü ABD ve İsrail, dün gece saldırıya geçti.
Bunca zaman psikolojik harp yaparak yıldırmaya çalışan siyonistler, her türlü hile, hurda ve aynı zamanda satın aldıkları ajanlar aracılığıyla İran’ı karıştırıp esir almaya çalıştılar ama başaramayınca vahşi yüzlerini gösterip savaş başlattılar.
İran, “Bana hangi ülkeden saldırı olursa karşılık vereceğim.” demişti.
Şimdi karşılık verince ciyaklamalar duyulmaya başlandı.
Irak, Katar, Ürdün, Kuveyt, Suudi Arabistan, Dubai gibi ülkelerde üssü bulunan ABD, o üslerden saldıracak, İran da durup seyredecek, öyle mi?
Birincisi, üssün kurulduğu yer o ülkenin değil, ABD’nin toprağıdır.
İkincisi, kendinizi bir gözden geçirin bakalım onurunuz, şerefiniz, haysiyetiniz var mı?
Sizin insanlığınız tartışılır.
Çünkü insan eti yiyenlerle, çocuk istismarcılarıyla aynı kulvarda yürüyorsunuz.
Vahşisiniz, insan değilsiniz.
Sizin adınıza Müslüman deniyor ama İbn-i Mülcem’siniz, Şimr’siniz, vahşisiniz. Ebu Süfyan’sınız, Muaviye’siniz, Yezid’siniz.
İran, sizin gibi onurunu, şerefini satmadığı için düşmanınız.
Sizler gibi el pençe divan esir olmadığı için düşmanınız.
İnsan eti yiyeni, Peygamber Ehlibeytine muhabbet besleyenlere tercih ediyorsanız, sizin inancınız yalandan ibarettir, sizin kıbleniz ABD ve İsrail, peygamberiniz de Trump ve Netanyahu’dur.
Allah, şu insan eti yiyen alçaklardan önce onurunu, şerefini ayaklar altına alanları, kızlarını sunanları kahretsin.
ABD ile İsrail, dünyanın gözünün içine baka baka zorbalık, hukuksuzluk, kanunsuzluk yapıyor ve herkes korkusundan susuyor.
İran 50 yıldır bu siyonist şer cephesinin karşısında duruyor, taviz de vermiyor.
Ama satılmış, her şeyini siyonizmin emrine vermiş olanlar, sömürülmeyi kabul ederek kul köle olmuşlardır.
İzzetli duruşu olmayanlar, tarihin çukurunda kaybolup gidecektir.
Hz. Hüseyin 1400 yıldır ilk günkü acıyla yad ediliyor.
Ama Muaviye ve Yezid lanetle anılıyor.
Muaviye ve Yezid sevgisi besleyen IŞİD kafalılar bile çocuklarına Muaviye, Yezid adı koyamıyorlar. Çünkü onların İslam’a nasıl darbe vurduklarını, Peygamber’e nasıl savaş açtıklarını biliyorlar.
Ama Şia sevmiyor diye sevenler, hakkı inkar edenlerdir.
Eğer bir dinin temsilcisi Cübbeli Ahmet ise, yazık o dine, yazık o yolda gidenlere.
İnsan izzetli durmalı, izzetli ölmelidir.
Ne kadar yaşarsan yaşa, sonu ölüm olan bir yolculuğun içindeyiz. Üç günlük dünyada izzetsiz yaşamaktansa şereflice ölmek evladır.
Hz. Hüseyin Kerbela’da Yezid tarafından muhafazaya alındığında ne demişti? “Heyhât mine’z-zille.” Zillet bizden uzaktır.
Zilletle yaşamaktansa ölmek evladır.
ABD ve İsrail’in kölesi olarak yaşamaktansa vallahi de billahi de ölmek şereflidir.
Bu savaşın galibi İran olacaktır.
İnsan eti yiyenler asla galip gelemeyeceklerdir.
Olur ya şayet galip gelirlerse, sırada Türkiye var diye bağıranları duymamak imkansızdır.
Türkiye ve İran, ABD ve İsrail’in elde etmek istediği önemli coğrafyalardır.
Eğer siyonizme hizmet edilirse, ac
- Yüreğimiz Yandı 16.04.2026
- Iğdır’da Gündem 14.04.2026
- Bak Oğlum, Biz Tüpün Kaçağını Çakmakla Kontrol Eden Bir Milletiz 12.04.2026
- Polis Teşkilatı Bizim Onurumuzdur 10.04.2026
- İRAN KAZANDI 08.04.2026
- İran Savaşından Alınması Gereken Dersler 05.04.2026
- İran’dan Türkiye’ye Füze Atıldı(!) NATO İmha Etti ve İran’ı Kınadı 31.03.2026
- Siz utanmasanız da olur, ben sizin yerinize utandım. 29.03.2026
- ABD-İsrail-İran Savaşında Siz Kimin Tarafındasınız? 26.03.2026
- Her Şey Çok Net 21.03.2026
Yorumlar