Farkında mısınız bilmiyorum, artık uçak yolculuğunda, otobüs yolculuğunda kulaklarımızı tırmalayan, kimi zaman kızıp kimi zaman da kucağımıza alıp severek susturmaya çalıştığımız bebek ve çocuk seslerini duymuyoruz.
Çok zamandır aklımdaydı bu konu. Önceki ay Azerbaycan’dan Nahçıvan’a gelirken uçakta birkaç yerden çocuk sesi duyunca garipsedim. Oysa daha birkaç gün önce İstanbul’a, Ankara’ya uçakla gitmiş, hiç çocuk sesi duymamıştım.
Aslında yıllardır bunun farkındayız.
Ülke olarak övündüğümüz genç nesil artık yaşlanıyor.
Hatta Doğu ve Güneydoğu’da bile kırsalda, tarlada, tapanda çalışan, köyde yaşayan insanlarda dahi genç nüfus hızla azalıyor.
Bir zamanlar Avrupa’nın yaşadığını yaşıyoruz.
Avrupa bizleri işçi olarak götürüyordu, şimdi Türkiye’de Suriyeli, Afgan ve Afrikalılar olmasa fabrikalar kapanacak duruma gelecek.
Hatta bu gidişle 50 yıl sonra ülkede geri kalan yaşlılara bakacak insan bulunamayacak.
Herkes düşmüş siyaset derdine, insanlar geçim ve gelecek derdine düşmüş. Gençler, “İşim yok ki evleneyim.” demeyi artık bir ilke haline getirmiş. İşsiz birinin evlenmesi ayıp gibi algılandığı gibi, kimse de evladının işsiz biriyle evlenmesini tercih etmiyor.
Evlenme oranları azaldığı gibi, boşanma oranları da artmış durumda.
Sağlıklı bir aile kurmak zorlaşıyor. Genç nesil her geçen gün evinden, mahallesinden, akrabalarından ve aile yapısından uzaklaşıyor.
Teknoloji de insanları uyuşturdu. Herkesin elinde telefon, gözü de telefonda. Kısa videolar, görseller ve insanı kendine çeken her türlü tuzakla insanımız hantallaşıyor, yalnızlaşıp giderek hayattan kopuyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “3 çocuk” dediğinde birçoğumuz dudak büzmüştük. Aslında Cumhurbaşkanı tehlikeye işaret ediyordu. Ama dudak büzenler, “Evlenebiliyor muyuz ki 3 çocuk da yapalım?” diye homurdandılar.
Beklerdim ki muhalefet de çıkıp bu tezi savunsun ve “Biz iktidara gelirsek 3 çocuk yapana bir ev vereceğiz ya da bir araba, bir iş veya bir çeyrek altın vereceğiz.” desin. Ama bunların hiçbirini hiç kimse demedi. Gençlere güven verilmedi. Gençlere sadece üniversite okusun denildi ve milyonlarcası okudu, devletten iş beklemeye başladı.
Aslında planlama yapılabilirdi.
Sokak dinlenebilirdi.
İnsanların talepleri giderilebilirdi.
Nüfusumuz inanılmaz bir hızla yaşlanıyor.
İnternette video izlemeyi bırakıp azıcık araştırma yapılsa, nüfusumuz artsa da doğurganlık oranımızın ne kadar düştüğünü görecek ve belki de korkuya kapılacağız.
Sokakta, toplu taşımalarda, mahallede etrafınıza bakın lütfen. Bir çocuk göremezsiniz, bir de hamile kadın.
Bir de insanların yüzüne bakın. Gülen insan göremezsiniz, herkes somurtuyor.
Bu olumsuz tablodan çıkmamız gerekiyor.
Toplum kendi kendini tedavi etmenin yolunu aramalı, yaşama tutunmalı, çocuk sevgisini yeniden kazanmalı. Kimse aç kalmaz, açlıktan ölmez. Eğer şu anda sokakta, çarşıda, pazardaysak yaşıyoruz demektir. Biz yaşıyorsak çocuklarımız da yaşar. Ümitsiz olursak hepten kaybederiz.
Evet, ekonomik kriz insanları demoralize edebilir.
Ama bu dünyanın sonu değildir.
Bakın İran’a. 50 yıldır emperyalistlerin, siyonistlerin ambargosu altındalar. Bir dolar 180-200 tümen. Ekonomi berbat, ülke savaşta. Buna rağmen halk diri, ayakta ve ülkesine sahip çıkıyor. ABD ve İsrail İran’a karadan girmeye cesaret dahi edemedi.
90 milyonluk koca bir ülke olarak duyarlı olmalıyız. Ülkemize sahip çıkmalı, üretmeli ve yarınlarımızı garanti altına almak için çocuklarımızı sevmeliyiz.
Çünkü bugün çocuk sesi duymuyorsak, bunun sadece ekonomik sebepleri yok. İnsanlar yarınlara güvenmiyor, geleceğe umutla bakmıyor. Geleceğinden umut kesen insan da çocuk sahibi olmaktan kaçıyor. Çocuğunun nasıl bir ülkede, nasıl bir dünyada yaşayacağını düşünmeden edemiyor.
Çocuk sesi yeniden duyulacaksa önce geleceğe dair umudumuzu yeniden kazanmalıyız.