Her halükarda belli bir okuyucu kitlemin olduğu bilinciyle, yorumlarımda mutabık olunabilecek konuları yazmayı ve ortak bir görüşü sunma gayreti içinde olduğumu belirtmek istiyorum…
Her ne kadar hassas davransam, dikkat etsem de, özen gösterip kırmadan, incitmeden konuyu anlatmaya çalışsam da, yinede aynı düşünemediğim kişiler tarafından eleştirilmekte, bazı okurlarım kırılıp incinmektedirler…
Toplum meselelerinde, kendi fikrimi sunmakla birlikte, yine toplumdan aldıklarımı yansıtmak durumundayım. Köşe benim diye, illa da benim dediğim olacak demiyor, ortak görüşün hâkim kılınması gerektiğini savunuyorum…
Hatırlayacaksınız, seçim sonrasında birkaç yazı kaleme almış, toplumun birlik ve beraberlik içinde hareket etmesi gerektiğini vurgulamıştım… Bunu söylerken bu hem kendi fikrim, hem de yine bu toplumdan almış olduğum görüşlerin kalemime yansımasıydı…
Yazılarım yayınlandıktan sonra çok çeşitli yorumlar yapıldı… Kimi yazımın altında başka muammalar aramaya başladı, kimi hak verip ayrıca da eklemeler yaptı…
Şunu herkesin tekrardan bilmesini isterim…
Ben herkes gibi kendime has özellikleri olan birisiyim… Yaltaklanmayı sevmem, kimseye tepeden de bakmam… Sözüm açık ve nettir… Bu sebepten ötürü sevenim de var sevmeyenimde… Ama ben her iki durumdan da etkilenmeyerek sözün doğrusunu söylemeye özen gösteririm…
Benim doğrum dayatması yerine, toplumun ortak doğrusunu kabullenme; görüş güzergâhımı belirler…
Yakın geçmişte seçimler yaşandı…
Gerek 22 Temmuz Milletvekilliği ve gerekse 29 Mart yerel seçimleri… Her iki seçimde de taraflar vardı ve tarafların tümü de kendince haklı taraflardı…
Kendisi bir taraf olan, kendinde bu hakkı nasıl görüyorsa, karşısındaki tarafın taraftarlığını da bir o kadar hak görmelidir…
Sen nasıl ki taraf olduğun kişiye ve partiye iyi ettim oy verdim diyorsan, değeri de aynı sözü deme hakkına sahiptir…
Gelinen sonuca bakalım…
29 Mart seçimlerinin üzerinden bir yıl geçti… Bu bir yıllık sürede insanların tansiyonu düştü, daha çok aklıselim düşünmeye ve olayları daha iyi tahlil etmeye başladılar…
Bir yıl önce hatalarını görmeyen ve görmek istemeyenler, artık hatalarını görebiliyor, bir daha aynı hatalara düşmemek içinde aklın yolunu tercih edeceklerini ileri sürüyorlar…
Hani derler ya, cahilin hatasıyla, âlimin hatası bir değildir…
Elbette ki, seçmen ile seçmeni yönlendirenler bir değildir…
Seçmen mevcutlar içersinden bir adayı tercih eder, oyunu da kaldırıp verir… Seçmen sadece oy vermekle yükümlüdür… Olabilsin ki gelişmeleri iyi tahlil edemesin, olabilsin ki kişileri iyi tanıyamasın, olabilsin ki çeşitli sebeplerden etkilenip oyunu hissi düşünerek verebilsin… Bu seçmenin suçluluğunu fazla artırmaz…
Seçmeni yalnızca iki yüzlülük ederse eleştirebiliriz, her gelen adaya oyum senindir, iyi ki sen varsı derse eleştirebiliriz, yerinden alkana, hiçbir liyakati olmayana alkış çalarsa eleştirebiliriz… Aksi halde asıl suçlu partiler ve adaylar olur… Eğer biz görünen köye kılavuz tutarakta gidemiyorsak bu seçmenin suçu değildir… Bu suç tamamen adaylarından…
Kandırılmış olan seçmendir…
Kandıranda adaydır…
Demek ki burada asıl görev seçmene değil adaylara düşer…
Adaylar bölünüp parçalanmazlarsa, seçmende oyunu bir noktada toplayabilir…
Yok, eğer adaylar geçmişte olduğu gibi ilada ben derde, benden sonra tufan olsunda ısrarcı olurlarsa bu seçmenin suçu değil, adayların suçu olacaktır… Zira geçmişten ders alıp, aklın yolunu takip ederde, kini, öfkeyi, nefreti rafa kaldırırlarsa bir nokta uzlaşabilir, birliği sağlamış olurlar…
Ne havalarda uçup hayal kursunlar…
Nede doğrulardan sapıp şaşırsınlar…
Biz istiyoruz ki birlik olup haklarını alsınlar…
Aksi halde bol bol konuşup çene yoracaklardır…
Cabbar Şıktaş
Aylardır İran etrafına yığınak yapan sırtlan sürüsü ABD ve İsrail, dün gece saldırıya geçti.
Bunca zaman psikolojik harp yaparak yıldırmaya çalışan siyonistler, her türlü hile, hurda ve aynı zamanda satın aldıkları ajanlar aracılığıyla İran’ı karıştırıp esir almaya çalıştılar ama başaramayınca vahşi yüzlerini gösterip savaş başlattılar.
İran, “Bana hangi ülkeden saldırı olursa karşılık vereceğim.” demişti.
Şimdi karşılık verince ciyaklamalar duyulmaya başlandı.
Irak, Katar, Ürdün, Kuveyt, Suudi Arabistan, Dubai gibi ülkelerde üssü bulunan ABD, o üslerden saldıracak, İran da durup seyredecek, öyle mi?
Birincisi, üssün kurulduğu yer o ülkenin değil, ABD’nin toprağıdır.
İkincisi, kendinizi bir gözden geçirin bakalım onurunuz, şerefiniz, haysiyetiniz var mı?
Sizin insanlığınız tartışılır.
Çünkü insan eti yiyenlerle, çocuk istismarcılarıyla aynı kulvarda yürüyorsunuz.
Vahşisiniz, insan değilsiniz.
Sizin adınıza Müslüman deniyor ama İbn-i Mülcem’siniz, Şimr’siniz, vahşisiniz. Ebu Süfyan’sınız, Muaviye’siniz, Yezid’siniz.
İran, sizin gibi onurunu, şerefini satmadığı için düşmanınız.
Sizler gibi el pençe divan esir olmadığı için düşmanınız.
İnsan eti yiyeni, Peygamber Ehlibeytine muhabbet besleyenlere tercih ediyorsanız, sizin inancınız yalandan ibarettir, sizin kıbleniz ABD ve İsrail, peygamberiniz de Trump ve Netanyahu’dur.
Allah, şu insan eti yiyen alçaklardan önce onurunu, şerefini ayaklar altına alanları, kızlarını sunanları kahretsin.
ABD ile İsrail, dünyanın gözünün içine baka baka zorbalık, hukuksuzluk, kanunsuzluk yapıyor ve herkes korkusundan susuyor.
İran 50 yıldır bu siyonist şer cephesinin karşısında duruyor, taviz de vermiyor.
Ama satılmış, her şeyini siyonizmin emrine vermiş olanlar, sömürülmeyi kabul ederek kul köle olmuşlardır.
İzzetli duruşu olmayanlar, tarihin çukurunda kaybolup gidecektir.
Hz. Hüseyin 1400 yıldır ilk günkü acıyla yad ediliyor.
Ama Muaviye ve Yezid lanetle anılıyor.
Muaviye ve Yezid sevgisi besleyen IŞİD kafalılar bile çocuklarına Muaviye, Yezid adı koyamıyorlar. Çünkü onların İslam’a nasıl darbe vurduklarını, Peygamber’e nasıl savaş açtıklarını biliyorlar.
Ama Şia sevmiyor diye sevenler, hakkı inkar edenlerdir.
Eğer bir dinin temsilcisi Cübbeli Ahmet ise, yazık o dine, yazık o yolda gidenlere.
İnsan izzetli durmalı, izzetli ölmelidir.
Ne kadar yaşarsan yaşa, sonu ölüm olan bir yolculuğun içindeyiz. Üç günlük dünyada izzetsiz yaşamaktansa şereflice ölmek evladır.
Hz. Hüseyin Kerbela’da Yezid tarafından muhafazaya alındığında ne demişti? “Heyhât mine’z-zille.” Zillet bizden uzaktır.
Zilletle yaşamaktansa ölmek evladır.
ABD ve İsrail’in kölesi olarak yaşamaktansa vallahi de billahi de ölmek şereflidir.
Bu savaşın galibi İran olacaktır.
İnsan eti yiyenler asla galip gelemeyeceklerdir.
Olur ya şayet galip gelirlerse, sırada Türkiye var diye bağıranları duymamak imkansızdır.
Türkiye ve İran, ABD ve İsrail’in elde etmek istediği önemli coğrafyalardır.
Eğer siyonizme hizmet edilirse, ac
- Bakmayın Siz Üç Beş Satılmışa, Türk Halkı İran’ın Yanındadır 03.03.2026
- Sırtlan Sürüleri 01.03.2026
- Sessizlik İyidir 28.02.2026
- Hocalı Yakın Tarihin Kerbelasıdır 26.02.2026
- Ne Oruç Ye Ne de Kul Hakkı 22.02.2026
- “Vatandaş Huzurlu Uyumuyorsa İçişleri Bakanı da Uyumayacak” 17.02.2026
- Çok Şey Yapılıyor, Daha Çoğu İsteniyor 08.02.2026
- Bunların Alayı Sapık 04.02.2026
- ABD’NİN İRAN’A SALDIRISI SONU OLUR 29.01.2026
- Vali Taşolar’dan İlk İzlenim 25.01.2026
Yorumlar