Ülke yönetimi ile taban bazen zıt olabiliyor.

Şöyle bir geriye gidelim.

50 yıl boyunca “Şia İran” diyerek yaratılan algı, ABD ve İsrail’in İran’a yaptığı saldırı ve gördükleri ağır karşılık sayesinde bir anda yıkıldı.

Şia diye ötekileştirmek adına kullanılan ifade, yerini “Müslüman İran”a bıraktı. Müslüman İran, Siyonist ve emperyalistleri lafla değil, sahada tarumar etti.

Kimsenin söz söylemeye cesaret edemediği İsrail ve ABD’ye İran füze yağdırdı, neye uğradıklarını şaşırttı. İran rejimini yıkmak isteyenler, yıkılma aşamasına geldi.

İran, kendisine nereden saldırı yapıldıysa doğal olarak saldırının yapıldığı yerleri vurarak karşılık verdi.

Yani saldırılar Müslüman ülkelerden yapılıyordu.

Yani İran’a “Şia” diyenler vardı ya, işte o kendilerine Müslüman diyen(!) ülkeler topraklarını ABD’nin kullanımına açtıkları için oralardan saldırı yapılıyordu ve karşılığında da saldırıya uğruyorlardı.

Düşünsenize, ülkesine füze atılan bir halk sevinç gösterisi yapar mı?

Evet, hemen hemen Körfez ülkelerinin neredeyse tamamında bu sevinç oldu.

Diktatörlükle yönetilen ülkelerin tamamında halk, yönetimin İslam kurallarına göre değil de ABD ve İsrail’in emirlerine göre yönetildiğini gayet iyi biliyor. Halkın bastırıldığını, korkutulduğunu ve haklarının gasp edildiğini çok iyi biliyor.

Korkusundan ses çıkaramıyor ancak atılan füzelere de sevinmeden edemiyor.

Yani Arap ülkelerinin liderlerinde aslında halk desteği yoktur.

Çünkü onların da halk diye bir derdi yoktur.

Filistin ve Gazze halkı Arap, mezhep olarak da Sünni.

ABD ve İsrail uşaklığını özümseyen şu Arap ülkeleri, akrabaları katledilirken hiç kılını kıpırdattı mı?

Filistin ve Gazze için şimdi “Husi” diye nitelendirilen Müslümanlar İsrail’i bombalarken, İsrail gemilerini Kızıldeniz’de vururken suskun kalan Arap ülkeleri ve baş aktör Suudi Arabistan, tam da Yemenli Müslümanlar İsrail’i vururken Yemen’e saldırı başlatmış, Yemen de karşılık verdiğinde çiyaklamaya başlamamışlar mıydı?

1400 yıldır Ortadoğu’da kan hiç durmadı.

Hz. Hüseyin’in Kerbela’da, Muaviye oğlu Yezid tarafından ailesi ile birlikte katledilmesinin ardından savaş hiç bitmedi.

Yıllarca Yemen halkına bomba yağdıran Suudiler, topladıkları paralı askerlerle Yemen’e saldırmış, Ensarullah mücahitleri tarafından geri püskürtülmüşlerdi.

Şu anda savaş devam ediyor.

Suud, ABD’den yardım istiyor; ABD, “Beni ilgilendirmez.” diyor. Pakistan ve Türkiye, Mekke Anlaşması sebebiyle bu savaşın içine çekilmek isteniyor. Zaten anlaşmanın yapılma amacı da buydu.

O işler öyle değil. Halkın bakışı da önemli.

Yani şimdi Suud, Filistin ve Gazze’den daha mı zor durumda?

İyi de söz konusu Gazze ve Filistin olunca umursamaz olup, Suudi Arabistan’ın Yemen’e başlattığı saldırıda karşılık görmesi ve kiralık askerlerinin dağılması sonrasında “arka çıkılsın” çığırtkanlığı yapması sizce doğru mudur?

ABD, İran’da kaybettiği prestijini bir şekilde geri almak için sürekli arayış içinde ve her fırsatta bir vesayetçi bulma peşindedir.

Yemen üzerinden İran’la hesaplaşma hamlesini de herkes görüyor.

ABD, bir şekilde bu savaşa İran’ı doğrudan çekip Pakistan, Türkiye ve Suudi Arabistan’ı İran ile karşı karşıya getirme çabasındadır. Ama bu boş bir hayal, bu oyun tutmaz.

Düşünsene, Suriye Suudiler için Yemen’e asker göndermiş. Adama sormazlar mı: Golan Tepeleri’ni işgal eden, Suriye’ye keyfine göre füze yollayan İsrail’e neden gıkın çıkmıyor da Suudiler için Yemen’e asker gönderiyorsun?

Suudi Arabistan Mekke imamının, İsrail’e yaptığı güzellemeleri kimse unutmuş değil.

Terörist Fetullah Gülen’in “Otoriteye baş kaldırılmaz.” sözü ile Mekke imamının ifadeleri aslında aynı düzlemdedir. Daha açığı, bu sözde Müslümanları sevk ve idare eden yapı İsrail ve ABD’nin ta kendisidir.

Fazla söze hacet yok. Ortadoğu’da işler karışık. Müslüman adı altında İslam’a düşmanlık edenlerle Hz. Peygamber’in getirdiği İslam’ı yaşayanlar arasındaki farkı fark edenler, kurtuluşa erenlerdir.

Aksi hâlde hiçbir beden, Hz. Peygamber’in evladı Hz. Hüseyin’in ve 72 yakınının bedeninden kıymetli değildir.