Çocukluğumu Türk sinemalarını seyrederek geçirdim… Cüneyt Arkın, Kemal Sunal, Kartal Tibet, İlyas Salman, Şener Şen, Zeki Alasya, Metin Akpınar, Türkan Şoray, Kadir İnanır vs. artistlerin başrol oynadıkları o muhteşem filmleri belki onlarca kere bıkmadan seyretmişimdir…
Şöyle algılanmasın ki, artık bende büyüdüm, adam oldum, bu filmleri tekrardan seyretmem… Elbette ki yine seyrederim, zevkle izlerim hem de… Ama çocukluğumda aldığım o tadı asla alamam… Çünkü o zaman hiç derdim yoktu, sorumluluğum yoktu, üçte alacağım, beşte vereceğim, tasam, kederim, çekim, senet’im, siyasi kaygım, gelecek endişem ve en önemlisi memleket meselem yoktu… Şimdi var ve bu yüzden o güzelim özlemli filmleri izlediğimde yukarıda sıraladığım ve içinden çıkılmaz sorumluluklarım aklıma geldiğinde, seyrettiğim filmden tad alamamakta, ne Cüneyt Arkın’ın vurdu kırdısı beni coşkulandırmakta, ne de, Kemal Sunal’ın yaptığı komiklikler beni güldürmeye yetmektedir…
Hani insan büyüdükçe, küçülürmüş ya…
Tamda aklımdan bu geçiyordu işte, insanın yaşı kemale erdiğinde dünyaya daha çok sarılır ve çocukluğuna geri dönermiş… Elinde tuttuğunu çocuk gibi kucağına alır, kimse almasın diye de üzerine abanır… İnsan yaşlanınca çocuklaşır, çocuklaştıkça hayata dört elle sarılmaya başlar… Onurunu, gururunu düşünmeden, geçirdiği acı tatlı o günleri hiç aklına getirmeden, eline eğilmesi gerekenlerin eline eğilircesine bir yaşamın içinde bulur kendisini… Gençliğinde seyrettiği Türk filmlerini vakit öldürmek için bir daha seyretmeye başlar… O yaşta gelecek kaygısı sarar ve çoğu zaman ne yaptığını bilemez… Çocukluğu ile kemale ermiş yaşı arasında gider gelir çoğu zaman…
Bizim ne film seyretmeye, nede çocuklaşmaya hakkımız yoktur… Biz realitelerle uğraşmalıyız… Gerçekleri söylemeli, gerçekler ışığında yolumuza devam etmeliyiz… Ne birilerini mutlu etmek için didinmeli, nede her şeyi tozpembe göstermek için çırpınmalıyız…
Filmler kimi zaman gerçek hayatta yaşanan olaylardan esinlenilerek yapılır, kimi zamanda hayal ürünü olarak senaryo edilir… Seyrettiğimiz tüm filmlerden mutlaka etkilenir, daha sonra o filmin içeriğini birbirimize anlatırız… Iğdır hayal ürünü bir film sahnesinden ibaret değildir… Hayal kuranlarımız var ama bunlar çoğunluğu teşkil etmezler… Çoğunluk gerçekçilikten yanadır… İnsanları aldatmaya yönelmek, olmayan bir şeyi olmuş gibi göstermek, yalan konuşmak kısa vadede itibar görse de, uzun vadede hiçbir etkileyiciliğinin olmadığı görülmektedir…
İnsanları ötekileştirmek, ayrıştırmak, küçümsemek doğru bir yaklaşım değildir… Bu siyasetende yanlıştır. Beşeri ilişkilerde de yanlıştır… Maalesef üzülerek söylemeliyim ki, Iğdır’da bu çokça yapılmakta, ben sizden iyi bilirim baskıcılığı uygulanmaktadır…
Bakınız beyler…
Kim kimle hangi flörtü yaşar bilmem, benim bildiğim kişi sözünü mertçe, cesurca dile getirmeli, fikrini söylemelidir… Konuşmak için konuşulsun demiyorum, anlamlı ve dürüst konuşulsun istiyorum… Karanlık ilişkilerin, dün tu kaka dediğinizin, bugün bal tadı vermesinin altında yatan muammayı, yalakalık yapmak olarak nitelendirmesek de, izahının mümkün olmadığını düşünmekteyiz…
Aklı evvellik yaparak, bu toplumu yönlendirmeye çalışanlar, şunu bilsinler ki, her akıl bildiği kadar yol alır…
Sözüm ona topluma kanaat önderi olması gerekenlerin, kanaatsiz davranması halkımızın geldiği yeri gösteren en belirgin belgedir…
Umarım ve dilerim ki, hatalarımızı gören ve kabullenen bir toplum oluruz…
Cabbar Şıktaş
Aylardır İran etrafına yığınak yapan sırtlan sürüsü ABD ve İsrail, dün gece saldırıya geçti.
Bunca zaman psikolojik harp yaparak yıldırmaya çalışan siyonistler, her türlü hile, hurda ve aynı zamanda satın aldıkları ajanlar aracılığıyla İran’ı karıştırıp esir almaya çalıştılar ama başaramayınca vahşi yüzlerini gösterip savaş başlattılar.
İran, “Bana hangi ülkeden saldırı olursa karşılık vereceğim.” demişti.
Şimdi karşılık verince ciyaklamalar duyulmaya başlandı.
Irak, Katar, Ürdün, Kuveyt, Suudi Arabistan, Dubai gibi ülkelerde üssü bulunan ABD, o üslerden saldıracak, İran da durup seyredecek, öyle mi?
Birincisi, üssün kurulduğu yer o ülkenin değil, ABD’nin toprağıdır.
İkincisi, kendinizi bir gözden geçirin bakalım onurunuz, şerefiniz, haysiyetiniz var mı?
Sizin insanlığınız tartışılır.
Çünkü insan eti yiyenlerle, çocuk istismarcılarıyla aynı kulvarda yürüyorsunuz.
Vahşisiniz, insan değilsiniz.
Sizin adınıza Müslüman deniyor ama İbn-i Mülcem’siniz, Şimr’siniz, vahşisiniz. Ebu Süfyan’sınız, Muaviye’siniz, Yezid’siniz.
İran, sizin gibi onurunu, şerefini satmadığı için düşmanınız.
Sizler gibi el pençe divan esir olmadığı için düşmanınız.
İnsan eti yiyeni, Peygamber Ehlibeytine muhabbet besleyenlere tercih ediyorsanız, sizin inancınız yalandan ibarettir, sizin kıbleniz ABD ve İsrail, peygamberiniz de Trump ve Netanyahu’dur.
Allah, şu insan eti yiyen alçaklardan önce onurunu, şerefini ayaklar altına alanları, kızlarını sunanları kahretsin.
ABD ile İsrail, dünyanın gözünün içine baka baka zorbalık, hukuksuzluk, kanunsuzluk yapıyor ve herkes korkusundan susuyor.
İran 50 yıldır bu siyonist şer cephesinin karşısında duruyor, taviz de vermiyor.
Ama satılmış, her şeyini siyonizmin emrine vermiş olanlar, sömürülmeyi kabul ederek kul köle olmuşlardır.
İzzetli duruşu olmayanlar, tarihin çukurunda kaybolup gidecektir.
Hz. Hüseyin 1400 yıldır ilk günkü acıyla yad ediliyor.
Ama Muaviye ve Yezid lanetle anılıyor.
Muaviye ve Yezid sevgisi besleyen IŞİD kafalılar bile çocuklarına Muaviye, Yezid adı koyamıyorlar. Çünkü onların İslam’a nasıl darbe vurduklarını, Peygamber’e nasıl savaş açtıklarını biliyorlar.
Ama Şia sevmiyor diye sevenler, hakkı inkar edenlerdir.
Eğer bir dinin temsilcisi Cübbeli Ahmet ise, yazık o dine, yazık o yolda gidenlere.
İnsan izzetli durmalı, izzetli ölmelidir.
Ne kadar yaşarsan yaşa, sonu ölüm olan bir yolculuğun içindeyiz. Üç günlük dünyada izzetsiz yaşamaktansa şereflice ölmek evladır.
Hz. Hüseyin Kerbela’da Yezid tarafından muhafazaya alındığında ne demişti? “Heyhât mine’z-zille.” Zillet bizden uzaktır.
Zilletle yaşamaktansa ölmek evladır.
ABD ve İsrail’in kölesi olarak yaşamaktansa vallahi de billahi de ölmek şereflidir.
Bu savaşın galibi İran olacaktır.
İnsan eti yiyenler asla galip gelemeyeceklerdir.
Olur ya şayet galip gelirlerse, sırada Türkiye var diye bağıranları duymamak imkansızdır.
Türkiye ve İran, ABD ve İsrail’in elde etmek istediği önemli coğrafyalardır.
Eğer siyonizme hizmet edilirse, ac
- Yüreğimiz Yandı 16.04.2026
- Iğdır’da Gündem 14.04.2026
- Bak Oğlum, Biz Tüpün Kaçağını Çakmakla Kontrol Eden Bir Milletiz 12.04.2026
- Polis Teşkilatı Bizim Onurumuzdur 10.04.2026
- İRAN KAZANDI 08.04.2026
- İran Savaşından Alınması Gereken Dersler 05.04.2026
- İran’dan Türkiye’ye Füze Atıldı(!) NATO İmha Etti ve İran’ı Kınadı 31.03.2026
- Siz utanmasanız da olur, ben sizin yerinize utandım. 29.03.2026
- ABD-İsrail-İran Savaşında Siz Kimin Tarafındasınız? 26.03.2026
- Her Şey Çok Net 21.03.2026
Yorumlar