Ülkemizde çokca konuşulan ve tartışılan konulardan birisi şüphesiz ki kızlarımızın, eşlerimizin, analarımızın, bacılarımızın başörtüsü meselesidir…
Ak Parti hükümeti evet- hayır oylamasıyla değiştirdiği anayasayla birlikte, tekrar gündeme gelen Başörtüsü meselesi, dini vecibelerin bir gereği ve isteyen başını örtebilir hoşgörüsü ile ele alınması gerekirken, İslam adına söz söylemeye ruhsatı olmayanların fikir beyan etmesi, haddini bilmeyenlerin de anlamsız karşılık vermesi Müslümanlar arasına ayrılık, ikilik düşürmektedir…
Başörtüsü meselesi üzerinden sert sözlerin söylenilmesi, İslam karşıtı bir görüntünün ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir…
Birisi bana şöyle bir soru sorsa, dese ki: “Siz inancından ötürü başını örten bir kız çocuğunun üniversiteye türbanlı gitmesini istermisiniz?
Hiç tereddüt etmeden gitmesini isterim, derim…
Eğer ki o kız çocuğu başını açmadığı için üniversiteye gitmeyecekse, neden gidip ilim sahibi olmasın…
Ak Parti iktidarının 8 yıllık sürecini ve öncesini şöyle bir gözden geçirelim…
AK Parti iktidarı öncesinde her Cuma Türban eylemi yapılırdı…
Şimdi ise 8 yıldır tek bir Türban eylemi yapılmış değildir…
Sizce bu ne anlama geliyor…?
Türban sorunu çözüldüğü için mi eylem yapılmıyor, yoksa nasıl olsa bir gün bu sorun AK Parti hükümeti tarafından bir şekilde çözülecek düşüncesiyle, yıpratmaya gerek yok mu deniliyor… ?
Bugün Türban karşıtı olanların tepkilerini yadırgamamak gerek… Ortada bir samimiyetsizlik var… Bu hem Türban isteyenler tarafında var, hem de Türban’a karşı olanlar arasında var…
Son sekiz yılda Ülkede cemaatsiz olanlara bakış nasıl değişmiş ise, cemaatsiz olanların da Türbana bakışı aynı paralelde olmuştur…
Yani seçimlere 8-9 ay kala, Türban’ın gündeme getirilmesi, din duygularının tekrardan okşanıyor olması, Türban karşıtları tarafından nasıl algılanır sizce… Karşıt görüşlülerin böyle bir tablo karşısında söz söylemesi normal değilmi…
Niyetimiz halis olsa bunu yıllar öncesinden gündeme getirebilir, halledebilirdik… Ancak niyeti ve ameli sağlam olanların siyasete alet edildiği görülmekte, doğal olarak ta buda karşıt görüşlülerin tepkisine neden olmaktadır…
Bugün Üniversitelerde Türbana izin verilirse, ertesi gün kamuda ve sonrasında da İlköğretim okullarında Türban takılsın seslerinin yükseleceğinden endişe ediliyor… Bu endişeyi taşıyanlar şüphesiz ki Türbana karşı olanlardır… Taşıdıkları endişeyle birlikte bir gerçeğinde altını çizmekte ve gelecek dönemde yine aynı siyasi iradenin işbaşına geleceğini işaret etmektedirler… Çözüm üretmek yerine böyle bir korku psikolojisine kapılmaları, “korkunun ecele faydası yoktur” deyimini aklımıza getirmektedir…
Kim iş başına gelir bilinmez, ama yanlış siyasetler, yanlış tercihler her zaman yapılabilir… Önemli olan yanlışı tekrarlamamaktır… Türban meselesinde Türbana anlamsız karşı olanlar kadar, Türbanı savunanlarında yaptıkları yanlışlar aşikârdır…
Bir şeyi isterken, isteme dilini bilmek gerek… Cüppeli Ahmet mantığı elbette ki bu ülkede milyonlarca inancını yaşayan ve hatta Türban’lı olan Müslüman’ı dahi rahatsız etmektedir…
Yani Türbanı polemik malzemesi yapmadan, sırf inancı gereği takmak isteyenlerin doğal yaşamının bir parçası olarak kullanmasına izin verilmelidir… Ancak bu bir başkasının özgürlüğünü kısıtlamak anlamına gelmemelidir…
Her insan kendi yaşam tarzını doğru bulur ve herkesin aynı hayatı yaşamasını ister… Zıt yaşayanları da maalesef ki ötekileştirir… İslam hoşgörü dinidir… Hz. Peygamberimiz her şartta insanoğluna iyiliği emretmiştir… Affedici olmuştur… İnsanların ayıplarını ortaya çıkaran değil, nasihat ederek kötülükten men etmeye çalışmıştır…
Hoşgörü ve samimiyet esas alınırsa, siyasetten uzaklaşılır… Siyasetten uzaklaşılırsa işler daha kolay yoluna girer…
Cabbar Şıktaş
Aylardır İran etrafına yığınak yapan sırtlan sürüsü ABD ve İsrail, dün gece saldırıya geçti.
Bunca zaman psikolojik harp yaparak yıldırmaya çalışan siyonistler, her türlü hile, hurda ve aynı zamanda satın aldıkları ajanlar aracılığıyla İran’ı karıştırıp esir almaya çalıştılar ama başaramayınca vahşi yüzlerini gösterip savaş başlattılar.
İran, “Bana hangi ülkeden saldırı olursa karşılık vereceğim.” demişti.
Şimdi karşılık verince ciyaklamalar duyulmaya başlandı.
Irak, Katar, Ürdün, Kuveyt, Suudi Arabistan, Dubai gibi ülkelerde üssü bulunan ABD, o üslerden saldıracak, İran da durup seyredecek, öyle mi?
Birincisi, üssün kurulduğu yer o ülkenin değil, ABD’nin toprağıdır.
İkincisi, kendinizi bir gözden geçirin bakalım onurunuz, şerefiniz, haysiyetiniz var mı?
Sizin insanlığınız tartışılır.
Çünkü insan eti yiyenlerle, çocuk istismarcılarıyla aynı kulvarda yürüyorsunuz.
Vahşisiniz, insan değilsiniz.
Sizin adınıza Müslüman deniyor ama İbn-i Mülcem’siniz, Şimr’siniz, vahşisiniz. Ebu Süfyan’sınız, Muaviye’siniz, Yezid’siniz.
İran, sizin gibi onurunu, şerefini satmadığı için düşmanınız.
Sizler gibi el pençe divan esir olmadığı için düşmanınız.
İnsan eti yiyeni, Peygamber Ehlibeytine muhabbet besleyenlere tercih ediyorsanız, sizin inancınız yalandan ibarettir, sizin kıbleniz ABD ve İsrail, peygamberiniz de Trump ve Netanyahu’dur.
Allah, şu insan eti yiyen alçaklardan önce onurunu, şerefini ayaklar altına alanları, kızlarını sunanları kahretsin.
ABD ile İsrail, dünyanın gözünün içine baka baka zorbalık, hukuksuzluk, kanunsuzluk yapıyor ve herkes korkusundan susuyor.
İran 50 yıldır bu siyonist şer cephesinin karşısında duruyor, taviz de vermiyor.
Ama satılmış, her şeyini siyonizmin emrine vermiş olanlar, sömürülmeyi kabul ederek kul köle olmuşlardır.
İzzetli duruşu olmayanlar, tarihin çukurunda kaybolup gidecektir.
Hz. Hüseyin 1400 yıldır ilk günkü acıyla yad ediliyor.
Ama Muaviye ve Yezid lanetle anılıyor.
Muaviye ve Yezid sevgisi besleyen IŞİD kafalılar bile çocuklarına Muaviye, Yezid adı koyamıyorlar. Çünkü onların İslam’a nasıl darbe vurduklarını, Peygamber’e nasıl savaş açtıklarını biliyorlar.
Ama Şia sevmiyor diye sevenler, hakkı inkar edenlerdir.
Eğer bir dinin temsilcisi Cübbeli Ahmet ise, yazık o dine, yazık o yolda gidenlere.
İnsan izzetli durmalı, izzetli ölmelidir.
Ne kadar yaşarsan yaşa, sonu ölüm olan bir yolculuğun içindeyiz. Üç günlük dünyada izzetsiz yaşamaktansa şereflice ölmek evladır.
Hz. Hüseyin Kerbela’da Yezid tarafından muhafazaya alındığında ne demişti? “Heyhât mine’z-zille.” Zillet bizden uzaktır.
Zilletle yaşamaktansa ölmek evladır.
ABD ve İsrail’in kölesi olarak yaşamaktansa vallahi de billahi de ölmek şereflidir.
Bu savaşın galibi İran olacaktır.
İnsan eti yiyenler asla galip gelemeyeceklerdir.
Olur ya şayet galip gelirlerse, sırada Türkiye var diye bağıranları duymamak imkansızdır.
Türkiye ve İran, ABD ve İsrail’in elde etmek istediği önemli coğrafyalardır.
Eğer siyonizme hizmet edilirse, ac
- Yüreğimiz Yandı 16.04.2026
- Iğdır’da Gündem 14.04.2026
- Bak Oğlum, Biz Tüpün Kaçağını Çakmakla Kontrol Eden Bir Milletiz 12.04.2026
- Polis Teşkilatı Bizim Onurumuzdur 10.04.2026
- İRAN KAZANDI 08.04.2026
- İran Savaşından Alınması Gereken Dersler 05.04.2026
- İran’dan Türkiye’ye Füze Atıldı(!) NATO İmha Etti ve İran’ı Kınadı 31.03.2026
- Siz utanmasanız da olur, ben sizin yerinize utandım. 29.03.2026
- ABD-İsrail-İran Savaşında Siz Kimin Tarafındasınız? 26.03.2026
- Her Şey Çok Net 21.03.2026
Yorumlar