28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail İran’a saldırmaya başladığında her kafadan bir ses çıkıyordu.
TV ekranları bölgeyi bilmeyen yorumcularla dolup taşıyor, tuhaf tuhaf yorumlar yapılıyor, tespitlerde bulunuluyordu.
Sıcak savaş günlerinde her gün bir gelişme oluyor, çoğu uzman çuvallıyor, İran’ın gösterdiği direnişin ve düşmana verdiği ağır zayiatların olabileceğini hiç kimse aklından bile geçirmiyordu.
İran, savaşın ilk günlerinden dünya genelinde psikolojik üstünlüğü eline geçirmekle kalmamış, vurduğu ağır darbelerle dokunulmaz sanılan ABD ve İsrail’i şamar oğlanına çevirmişti.
Tam bu sırada alttan farklı uğultular yükselmeye başladı.
Türkiye ve Azerbaycan’ı İran ile karşı karşıya getirmek için çırpınan gruplar, ABD ve İsrail’in talimatıyla sürekli fitne tohumları ekerek olayı mecrasından uzaklaştırıp farklı boyutlara taşıma düşüncesindeydiler.
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Türkiye ve Azerbaycan’a tutumlarından ötürü teşekkür ederken Türkiye ve Azerbaycan İran’a yapılan saldırının kabul edilemez olduğunu savunurken, troller sürekli fitne tohumu ekmek için çabalıyor, üç ülkenin arasını bozmak için paylaşımlar yapıp duruyorlardı.
Savaşın hemen başladığı günlerde bu konuları kaleme almış, Nahçıvan’a düşen dronun da Türkiye’ye düşen füzenin de İran tarafından atılmadığını, bunun bir sahte bayrak operasyonu olduğunu, yapılmak istenenin Türkiye, İran ve Azerbaycan’ın birbiriyle sorun yaşamasına, ayrışmasına uğraşılmak olduğunu belirtmiştim.
O günlerde yaptığım tespitlerime "dikkatli ol" telkininde bulunanlar oldu. Ancak gelinen nokta gösteriyor ki, tespitlerimde yanılmamışım.
ABD, İsrail ve İran savaşı şimdilik durmuş, soğuk savaş devam ediyor. ABD ve İsrail, karizmalarının çizildiğini biliyorlar.
O günlerde bu ifadeyi kullanırken şunu eklemiştim: ABD ve İsrail, kendileri için savaşacak eleman arıyorlardı. İlk önce Kürtlere yöneldiler. Kürtler bu işe yanaşmadı. Sonra Türkiye ve Azerbaycan’a yöneldiler. Türkiye ve Azerbaycan’dan da istediklerini bulamadılar.
ABD ve İsrail alabora olmuş bir vaziyette ortada kalınca bunun hesabını bir şekilde sorarlar, diye demiştim.
Ve sormaya başladılar.
Azerbaycan ile Türkiye’nin arasını açmak için suni gündemler yaratarak bazı insanları sokağa dökmeye çalışıyorlar. Dini kullanıp din üzerinden gündem yaratmak istiyorlar.
Azerbaycan 70 yıl Rus esaretinde kaldı. 1991 yılında ilk gittiğimde ilk duyduğum söz, Ebulfez Abbas hakkı sözüydü. 70 yılda Rusların unutturamadığını kimse de unutturamaz.
Sevgili okuyucular,
Hani derler ya, perşembenin gelişi çarşambadan belli olur diye… Türkiye, Azerbaycan ve İran uyumu, dostluğu, kardeşliği; bu ülkeleri benimsemeyen, maşa olarak kullanamayan siyonist ve emperyalist güçlerin hoşuna gitmez.
Daha önceki yazımda da belirttiğim gibi, başörtüsü gündemi yaratıp dostluğu bozmak isteyenler, siyonizme ve emperyalizme hizmet edenlerdir.
Şu an bu işi Azerbaycan’da kaşıyan, Vahhabi yapılanması ve çeşitli cemaatlerdir. Malumunuz olduğu üzere, özellikle Türkiye’de ve genel olarak İslam coğrafyasında birçok Müslüman cemaatin MOSSAD tarafından kullanıldığı gerçeğini bilerek hareket etmek gerekmektedir.
Yani birincisi, Azerbaycan’ın iç işleri bizi ilgilendirmez.
İkincisi, bu eylemi kimlerin başlattığına odaklanmak gerekiyor.
Yani Müslümanlık adına sırf konuşmak için konuşmaya ihtiyaç yoktur.
Saf ve kalbi temiz bir Müslümanın başörtüsü talebini ben de destekliyorum ama dediğim gibi, art niyetle olaya yaklaşıp, fitne çıkarmaya çalışan, başörtüsünden başlayıp kardeşliği bozalım gibi alçakça çıkışlar yapan, vize uygulayalım soytarılığı yapan, birçok kişinin sosyal medyada başörtüsü edebiyatı yapmasına trim vermeyin. Başı bağlı veya açık tercihlere saygı duymalıdır.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Azerbaycan’da onlarca yeni cami yaptırmış, Karabağ’da birçok eski camiyi muhteşem mimarilerle onarmakla birlikte yeni camileri ibadete açmıştır.
Şunu parantez içinde belirtmekte fayda var: Vahhabilerin bu camilerle ilgili de rahatsızlığı var. Çünkü bu camilerde ezan okunurken “Aliyyen veliyullah” deniyor.
Dolayısıyla konulara hâkim olunmadan bodoslama dalınmamalıdır.
Evet, Azerbaycan’ın yakın tarihe kadar mezhep diye bir derdi yoktu.
Çoğu Azerbaycanlı mezhebin ne olduğunu bilmezdi.
1992 yılında Nahçıvan’da Tebriz Oteli’nin karşısındaki Göy Mescit’te Vahhabileri gördüğümde şaşırmıştım. “Bunlar hayırdır?” dediğimde, “Din tebliğine gelmişler.” yanıtını almıştım.
Sonrasında Fethullah Gülen tüm Azerbaycan’da faaliyete başladı ve her sokakta hâkimiyet elde etti.
O tarihlerde Fethullah Gülen bu gücü Türkiye'den alarak yapıyordu.
Şu anda bile kripto FETÖ’cüler, Türkiye’de olduğu gibi Azerbaycan’da da faaliyet içerisindedirler.
Yani Azerbaycan’da dini istismar ederen bu yapılanmalar, rejimi değiştirme hayali bile kuruyorlar.
Dediğim gibi, dün kendini gizleyen Vahhabiler, bugün sayılarını çoğaltmak için uzun sakal ve bıyıksız görüntüleriyle Azerbaycan’ın her sokağında var olduklarını gösteriyorlar.
Umarım bazı gerçeklerin farkına varılır.