Esir Azerbaycan’dan Ebedî Bağımsızlığa: Yaşasın Laik Azerbaycan!
“Menim bir şeyim yok, var bir quru canım. O da sana qurban olsun, Azerbaycanım!”
Bu dizeler benim için yalnızca bir şiir değil, bir ömrün özeti, bir sevdanın ifadesidir. Çünkü benim Azerbaycan sevdam dün başlamadı. Bu sevda,Ortaokul,lise ve üniversite yıllarımda,1970- 1976’larda, Azerbaycan’ın esaret altında olduğu günlerde yüreğime kazındı.
O yıllarda bütün defterlerimin ve kitaplarımın üzerine gururla, inatla şu sözleri yazardım: “Esir Azerbaycanlı Serdar Ünsal!”
Bugün geriye dönüp baktığımda, o sözlerin yalnızca bir gençlik heyecanı olmadığını anlıyorum. O, bir milletin bölünmüşlüğüne duyulan acının, esir Türklerin özgürlüğüne duyulan özlemin ve bir gün bağımsız Azerbaycan bayrağının göklerde dalgalanacağına olan inancın ifadesiydi.
Üniversitede esir Türkleri konuştuğumuz günleri unutamam. Bir dilbilgisi hocasıyla yaşadığımız tartışma nedeniyle ortalık karışmış, Münever isimli bir arkadaşımız, ve ben, haksız bir suçlamayla karşı karşıya kalmıştık. “Esir Türkleri Kurtarma Ordusu” iddiasıyla suçlanan arkadaşımız iki ay ,bende 20 gün cezaevinde yatmıştık. Onun ve benim suçumuz neydi? Sovyet boyunduruğundaki Türklerin özgür olmasını istemek!
Biz Türklerin özgürlüğünü savunuyorduk. O günlerde bizim için Azerbaycan, yalnızca haritada bir ülke değil; hasretini çektiğimiz, acısını yüreğimizde taşıdığımız bir vatandı.
BAĞIMSIZLIK HABERİYLE AĞLADIĞIMIZ GÜN
Aradan yıllar geçti. Temmuz 1991’de Aydın Deniz’le Azerbaycan’a gittik. Halk Cephesi’nin kurultayına katıldık. Rahmetli Ebulfez Elçibey’in konuşmasını dinledik. Elçibey, Azerbaycan’ın bağımsızlığını ilan etme zamanının geldiğini söylüyor, herkesi bu büyük hedef için yapılması gerekenleri konuşmaya çağırıyordu.
O günlerde bağımsızlık, bir hayalden çok daha fazlasıydı. Bir milletin yeniden ayağa kalkması, kendi bayrağına, kendi devletine ve kendi geleceğine kavuşmasıydı.
18 Ekim 1991’de Azerbaycan bağımsızlığını ilan etti.
O günü unutmak mümkün mü?
Nahçıvan Devlet Konukevi’nde bulunduğumuz sırada bağımsızlık haberi geldi. Türkiye’nin Azerbaycan’ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülke olduğu haberi duyulunca herkesin gözleri doldu. Sevinçten ağlayan insanlar gördüm. Ve ağladım.O gözyaşları, yıllarca içimize attığımız hasretin, korkunun ve umudun gözyaşlarıydı.
Bir zamanlar defterlerime “Esir Azerbaycanlı Serdar Ünsal” yazan ben, artık bağımsız Azerbaycan’ın varlığına tanıklık ediyordum.
İşte bu, bir insanın ömründe yaşayabileceği en büyük mutluluklardan biriydi.
ELÇİBEY’DEN HAYDAR ALİYEV’E, ORADAN BUGÜNE
Bağımsızlık bayrağı yükseldi. Ebulfez Elçibey’in bağımsızlık mücadelesiyle simgeleşen iradesi, Haydar Aliyev döneminde devletin güçlendirilmesi süreciyle devam etti. Bugün Cumhurbaşkanı İlham Aliyev de Azerbaycan’ın gücünü, uluslararası konumunu ve devlet kapasitesini ileri taşımak için çalışıyor.
Azerbaycan artık yalnızca bağımsızlığını korumaya çalışan bir ülke değil. Kendi kararlarını veren, kendi geleceğini belirleyen, tarihine ve kimliğine sahip çıkan bir Türk cumhuriyetidir.
Elbette her devletin olduğu gibi Azerbaycan’ın da tartışılabilecek politikaları, eleştirilebilecek kararları olabilir. Ancak bir ülkenin bağımsızlığına, egemenliğine ve kendi geleceğini belirleme hakkına saygı duymak başka; her uygulamasını kendi siyasi veya ideolojik kalıplarımıza göre yargılamak başkadır.
Benim için temel mesele açıktır: Azerbaycan’ın bağımsızlığı, millî kimliği ve laik devlet yapısı korunmalıdır.
LAİK AZERBAYCAN, GÜÇLÜ AZERBAYCAN
Son dönemde Azerbaycan’daki kıyafet düzenlemeleri üzerinden yürütülen tartışmaları da bu çerçevede değerlendirmek gerektiğine inanıyorum.
Bir devletin okullarında ve kamu kurumlarında uygulayacağı kuralları belirleme yetkisi vardır. Ancak her düzenlemeyi din üzerinden bir çatışmaya dönüştürmek, Azerbaycan’ın kendi koşullarını ve devlet geleneğini göz ardı etmek demektir.
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in kıyafet düzenlemesine ilişkin yaklaşımını değerlendirirken de Azerbaycan’ın laik cumhuriyet yapısını, eğitim sistemini ve devletin ortak kurallar oluşturma sorumluluğunu dikkate almak gerekir.
Laiklik, dine düşmanlık değildir. Laiklik, devlet yönetiminin herhangi bir dinî otoritenin etkisine bırakılmaması; farklı inançlara sahip insanların eşit yurttaşlar olarak yaşayabilmesidir.
Azerbaycan, bağımsızlığını kazanırken yalnızca bir bayrak edinmedi. Kendi devletini, kendi kurumlarını ve kendi geleceğini kurma hakkını da kazandı. Bu hakkın korunması, laik cumhuriyetin yaşatılmasıyla yakından ilgilidir.
Azerbaycan’ın geleceği, din üzerinden toplumun kutuplaştırılmasında değil; bilimde, eğitimde, hukukta, kültürde ve millî birliktedir. Çocuklarımızın iyi eğitim alması, kadınların toplumun her alanında yer bulması, gençlerin özgürce düşünmesi ve ülkenin çağdaş dünyada güçlü bir yer edinmesi hepimizin ortak dileğidir.
Azerbaycan’ı sevmek, yalnızca bayrağını öpmek veya marşını söylemek değildir. Onun bağımsızlığına, kurumlarına, laikliğine ve geleceğine sahip çıkmaktır.
KARABAĞ ACISI VE DÖNÜŞ UMUDU
Bağımsızlığın sevincini yaşarken içimizde bir yara da vardı: İşgal altındaki topraklar ve yurdundan uzak kalmış insanların hasreti.
Yıllarca Karabağ’ın adı yüreğimizde bir sızı olarak kaldı. Evinden, köyünden, toprağından koparılan insanların acısını kendi acımız bildik. Bir milyon insanın yurduna kavuşacağı günleri bekledik.Çadır kentlerde,tren vagonlarında,öğrenci yurtlarında yaşayan kaçkınların zorlu yaşamlarına şahit oldum.
O günlerde söylediğimiz şu söz, hafızamıza kazındı:
“Vatan, suyla değil, kanla sulanınca vatan olur.”
Karabağ’ın yeniden Azerbaycan’ın egemenliğine kavuşması, yıllarca beklenen büyük bir tarihî dönüm noktası oldu. Bugün yapılması gereken, bu zaferin kalıcı barışa, güvenliğe, yeniden imara ve insanların kendi topraklarında huzur içinde yaşamasına dönüşmesidir.
Çünkü vatan sevgisi yalnızca toprağı kazanmakla bitmez; o topraklarda çocukların güvenle büyümesiyle, insanların evlerine dönmesiyle ve geleceğe umutla bakmasıyla anlam kazanır.
BAYRAĞIMIZ BİR DAHA İNMESİN!
Ben bir zamanlar defterlerine “Esir Azerbaycanlı Serdar Ünsal” yazan bir gençtim. Bugün bağımsız Azerbaycan’ın bayrağını göklerde gördüğümde, o yılların acısı ve sevinci yeniden yüreğimde canlanıyor.
O günlerde hayal ettiğimiz Azerbaycan bugün bağımsızdır. Bu bağımsızlık kolay kazanılmadı. Nice insanın mücadelesi, fedakârlığı,kanı ve gözyaşıyla kazanıldı.
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik de işte bu ortak tarih, ortak kültür ve ortak acılardan doğdu. Bu kardeşlik, günlük siyasi tartışmaların üzerinde tutulmalı; karşılıklı saygı, güven ve dayanışmayla güçlendirilmelidir.
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in politikalarını değerlendirirken de Azerbaycan’ın bağımsızlığını ve laik cumhuriyet yapısını koruma hedefini göz ardı etmemeliyiz. Eleştiri, kardeşliği yıkmak için değil, daha iyi bir geleceğe katkı sunmak için yapılmalıdır.
Benim bir şeyim yok, var bir quru canım…
O da sana qurban olsun, Azerbaycanım!
18 Ekim Azerbaycan’ın Bağımsızlığını Yeniden Kazanmasının Yıl Dönümü Kutlu Olsun!
Üç renkli bayrağın sonsuza kadar dalgalansın, laik Azerbaycan Cumhuriyeti ilelebet yaşasın!
Yaşasın Türkiye-Azerbaycan kardeşliği!
Bir millet, iki devlet; sonsuza kadar özgür ve bağımsız!