CUMHURİYETİMİZ…
Cumhuriyetimizin 103. yıl dönümünü kutlamaya hazırlanırken, 29 Ekim 1923’te ilan edilen bu büyük tarihî dönüşümün anlamını bir kez daha düşünmeliyiz kıymetli okuyanlarım... Zira Cumhuriyet, yalnızca bir yönetim biçimi değil; millî egemenliği esas alan, insan onurunu koruyan ve çağdaş uygarlığa ulaşmayı hedefleyen köklü bir dönüşümün adıdır.
Bu büyük dönüşümün temelleri, Mustafa Kemal Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkışıyla başlayan Millî Mücadele sürecinde atıldı. Havza ve Amasya’dan Erzurum ve Sivas’a uzanan bağımsızlık yürüyüşü, Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılmasıyla yeni bir aşamaya ulaştı.
Amasya Genelgesi’nde yer alan “Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.” sözü, Millî Mücadele’nin temel anlayışını ortaya koyuyordu. Bu anlayış, aynı zamanda kurulacak yeni devletin de temel felsefesiydi: Millet, kendi geleceğinin sahibi olmalıydı.
Bu söz, kurtuluşun bir kişinin iradesine veya saraydan gelecek bir karara bırakılamayacağını; milletin kendi kaderine sahip çıkması gerektiğini ilan ediyordu. Nitekim Mustafa Kemal Paşa, Millî Mücadele’nin başarıya ulaşması için en büyük gücün milletin inancı, kararlılığı ve fedakârlığı olduğuna inanıyordu.
Erzurum ve Sivas kongreleriyle bu anlayış daha da güçlendi. Erzurum Kongresi’nde millî sınırlar içinde vatanın bir bütün olduğu vurgulanırken, Sivas Kongresi’nde millî teşkilatlanmanın birleştirilmesi yönünde önemli kararlar alındı. Böylece farklı bölgelerde başlayan direniş hareketleri, ortak bir millî irade etrafında birleşti.
Bu süreçte dikkat çeken husus, mücadelenin yalnızca cephede düşmanla savaşmaktan ibaret olmamasıdır. Aynı zamanda milletin kendi geleceği hakkında söz sahibi olacağı yeni bir siyasi düzenin temelleri atılıyordu. Son Osmanlı Mebusan Meclisinin toplanmasında ısrar edilmesi, Misak-ı Millî kararlarının kabulü ve ardından 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılması, bu iradenin tarihî aşamalarıydı.
Artık millet, kendi adına karar alacak temsilcilerini Ankara’da bir araya getirmişti. Üstelik bu Meclis, yalnızca siyasi kararlar alan bir kurum değil, Kurtuluş Savaşı’nı yöneten ve bağımsızlık mücadelesini millet iradesiyle bütünleştiren tarihî bir merkezdi.
Peki, vatanını korumak için canını ortaya koyan bir milletin, kendi kendini yönetmesinden daha doğal ne olabilirdi...?
Cumhuriyet fikrinin tarihî anlamı, bu soruda saklıdır. Millî Mücadele boyunca gösterilen fedakârlıklar, bağımsızlığın yalnızca işgalden kurtulmakla tamamlanmayacağını ortaya koymuştu. Asıl hedef; egemenliğin millete ait olduğu, aklın ve bilimin yol gösterdiği, çağdaş bir devlet kurmaktı.
Nitekim 1 Kasım 1922’de saltanat kaldırıldı; 13 Ekim 1923’te Ankara başkent oldu ve nihayet 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edildi. Böylece Millî Mücadele yıllarında adım adım gelişen millî egemenlik anlayışı, devletin yönetim biçimi hâline geldi.
Cumhuriyet, elbette yalnızca bir yönetim biçiminin adı değildir. Aynı zamanda eğitimde, bilimde, hukukta ve toplumsal hayatta ilerlemenin önünü açan bir anlayışın ifadesidir. Atatürk’ün çağdaş uygarlık seviyesinin üzerine çıkma hedefi de bu anlayışın ayrılmaz bir parçasıdır.
Bugün bize düşen görev, Cumhuriyet’i yalnızca geçmişin büyük bir kazanımı olarak anmakla yetinmemektir. Onu hukuk, eğitim, bilim, adalet ve ortak sorumluluk bilinciyle güçlendirmek; gelecek nesillere daha aydınlık bir ülke bırakmak da en önemli vazifelerimizdendir.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları, bağımsızlığı millet iradesiyle birleştirerek Türk milletine tarihî bir emanet bırakmışlardır. Bu emanete sahip çıkmak, onların mücadelesini anlamak ve Cumhuriyet’in temel değerlerini yaşatmakla mümkündür.
Cumhuriyet; milletin kendi kaderine sahip çıkmasının, insan onurunun ve ortak geleceğe duyulan inancın adıdır.
Bu büyük eseri Türk milletine kazandıran başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bütün silah ve dava arkadaşlarını, aziz şehitlerimizi ve gazilerimizi minnet, rahmet ve şükranla anmamız gerekiyor.
Çünkü Cumhuriyet, yalnızca kazanılmış bir hak değil, aynı zamanda gelecek nesillere karşı taşınan büyük bir sorumluluktur.