İZ BIRAKARAK GİTTİLER…

Akademi dünyasındaki dostlarımız birer birer aramızdan ayrılıyor kıymetli okurlarım… Doç. Dr. Ahmet Metin Kumlay’ın ardından Dr. Öğr. Üyesi İrfan Murat Yıldırım ve geçtiğimiz günlerde Doç. Dr. Oğuz Şimşek’in vefat haberleriyle bir kez daha derin bir üzüntüye boğulduk.

Her biri benim için ayrı bir anlam taşıyan, dostluğunu ve yol arkadaşlığını kıymetli bildiğim bu üç akademisyenin aramızdan ayrılışını, bilim dünyasında yaşanan bir yaprak dökümüne benzetiyorum. Çünkü onlarla yalnızca geçmişe ait hatıralarımız değil, geleceğe ilişkin büyük ideallerimiz ve hayallerimiz de vardı.

Birinin yokluğuna alışamadan diğerinin acısıyla yüzleşmek, insanın yüreğinde tarifi güç bir boşluk bırakıyor. Ancak bu kayıpların anlamı, yalnızca dostlarımızı yitirmiş olmamızla sınırlı değil. Asıl büyük kayıp, onların şahsında bilimin, kültürün ve toplumun önemli değerlerini yitirmesidir.

Nitekim, “Âlimin ölümü, âlemin ölümüdür” sözü, ilim insanlarının toplum hayatındaki yerini anlatan son derece anlamlı bir ifadedir. Çünkü bir âlimin vefatı, yalnızca bir insanın aramızdan ayrılması değildir; onun bilgi birikiminin, tecrübelerinin, yetiştirdiği öğrencilerin ve henüz gerçekleştiremediği çalışmaların da eksikliğini hissetmektir.

Ahmet Metin Kumlay, İrfan Murat Yıldırım ve Oğuz Şimşek, kendi alanlarında önemli çalışmalar ortaya koymuş, mesleklerini bir görev olmanın ötesinde topluma karşı bir sorumluluk olarak görmüş insanlardı.

Ahmet Metin Kumlay ile Iğdır Üniversitesinin kuruluş yıllarında birlikte önemli çalışmalar yürüttük. Onun en büyük hayallerinden biri, Iğdır Üniversitesinin yalnızca bir yükseköğretim kurumu değil, aynı zamanda bölgenin gelişimine yön veren gerçek bir bilim yuvası hâline gelmesiydi.

Bu idealin gerçekleşmesi için büyük bir gayret gösteriyordu. Bir taraftan kendi bilim alanında araştırmalarını sürdürürken diğer taraftan üniversitede birlik ve beraberlik ruhunun güçlenmesi, akademik dayanışmanın gelişmesi için çaba harcıyordu. Onun gözünde üniversite, yalnızca ders verilen ve bilimsel çalışmalar yapılan bir kurum değil; ortak aklın, üretkenliğin ve toplumsal gelişmenin merkezlerinden biriydi.

Meslek hayatına Erzurum Tarımsal Araştırma Merkezi’nde başlayan Kumlay, daha sonra Afyon Kocatepe Üniversitesi ve Iğdır Üniversitesinde çalışmalarını sürdürdü. Bilimsel araştırmaları, kitapları ve makaleleriyle kendi alanına önemli katkılarda bulundu.

Ziraat alanında edindiği bilgi ve birikimi, özellikle bölgemizin tarımsal potansiyelinin geliştirilmesi ve üretimin daha verimli hâle getirilmesi için kullanmaya gayret etti. Bununla da yetinmeyerek çalışma arkadaşlarını teşvik etti, akademik üretimin artması ve bilimsel çalışmaların yaygınlaşması için çaba gösterdi.

Onun için bilim, yalnızca bireysel başarıya ulaşmanın bir yolu değildi. Bilginin insanlığa ve topluma fayda sağladığı ölçüde anlam kazandığına inanıyordu.

Ne yazık ki yakasına yapışan amansız hastalıkla uzun süre mücadele etmesine rağmen bu mücadeleden galip çıkamadı. Henüz yapacağı pek çok çalışma, gerçekleştireceği pek çok hayal varken aramızdan ayrıldı.

Ahmet Metin Kumlay’ın ardından yalnızca kıymetli bir akademisyeni değil, aynı zamanda bir üniversitenin gelişmesi için emek veren, dostluğuna güven duyduğumuz bir yol arkadaşımızı da kaybettik.

Ahmet Metin Kumlay’ın acısı henüz yüreğimizde tazeyken, bu defa Azerbaycan dili ve edebiyatına ömrünü adamış İrfan Murat Yıldırım’ın vefatıyla sarsıldık.

Onun zamansız vedası yalnızca ailesini ve yakın çevresini değil; kendisiyle yolu kesişen, bilimsel çalışmalarını takip eden ve ortak idealleri paylaşan herkesi derin bir üzüntüye boğdu.

Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları alanında çalışan İrfan Murat Yıldırım, Ege Üniversitesi, Kafkas Üniversitesi ve son olarak Manisa Celal Bayar Üniversitesinde yüzlerce öğrencinin yetişmesine katkıda bulundu. Özellikle Türk dünyasının edebî birikimi ve çağdaş Azerbaycan edebiyatı üzerine yaptığı çalışmalarla alanında önemli bir yer edindi.

Yayımladığı Kitaplar, makaleler ve bilimsel incelemeler, Türk dünyasının edebiyatını anlamak ve araştırmak isteyenler için önemli başvuru kaynakları arasında yer aldı. Ancak onun çalışmaları yalnızca akademik yayınlarla sınırlı değildi.

Yıldırım, Türk dünyasının ortak kültürel hafızasının korunması ve geliştirilmesi düşüncesine de gönül vermişti. Bu çerçevede, Türk edebiyatı dergiciliğinde önemli bir yere sahip olan “Kardaş Edebiyatlar Dergisi” nin kurucuları ve yazarları arasında yer aldı. Ortak Türk edebiyatı, dil ve kültür alanındaki çalışmalarıyla farklı coğrafyalardaki Türk topluluklarının birbirini daha yakından tanımasına katkı sundu.

Onun bilimsel çalışmalarını değerli kılan hususlardan biri de edebiyatı yalnızca metinlerden ibaret görmemesiydi. Edebiyatın, milletlerin hafızasını taşıyan; ortak duyguları, tarihî tecrübeleri ve kültürel bağları gelecek nesillere aktaran bir köprü olduğunun bilincindeydi.

İrfan Murat Yıldırım’ın vefatıyla Türk dünyası araştırmaları alanında emek veren değerli bir akademisyeni kaybettik. Onun kaleme aldığı eserler, yetiştirdiği öğrenciler ve kültürel birlik düşüncesine yaptığı katkılar ise yaşamaya devam edecek.

Bazı insanlar vardır; yaşarken iz bırakırlar, aramızdan ayrıldıklarında ise o izler bir yara gibi sızlamaya devam eder. İrfan Murat da işte böyle insanlardan biriydi.

Yaprak dökümü misali yaşadığımız bu acı kayıpların ardından, bu defa da can dostum Doç. Dr. Oğuz Şimşek’i kaybettik.

Oğuz Şimşek’i 1990’lı yılların başından beri tanıyordum. İdealleri olan, araştırmayı ve üretmeyi seven, bilimsel çalışmalarını büyük bir gayretle sürdüren bir akademisyendi. Onunla dostluğumuzun temelinde yalnızca kişisel yakınlığımız değil, aynı zamanda paylaştığımız düşünceler ve gerçekleştirmeyi arzuladığımız çalışmalar da vardı.

Doktora çalışmaları sırasında Tuzluca bölgesini inceleyen Şimşek, uzun yıllar Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde coğrafya öğretmenliği ve idarecilik yaptı. Daha sonra akademik çalışmalarını sürdürmek üzere Ardahan Üniversitesine geçti; ardından Iğdır Üniversitesinde görev aldı.

Coğrafya alanında yayımladığı kitaplar ve makalelerle bilimsel birikimini ortaya koyarken yaşadığı bölgenin tarihî, kültürel ve coğrafi özelliklerinin araştırılmasına da önemli katkılar sundu.

Özellikle “Iğdır Araştırmalar”ı ve ardından “Kafkas Araştırmaları” kapsamında yürütülen çok yazarlı kitap çalışmalarında büyük emeği vardı. Bu çalışmalar, bölgemizin farklı yönleriyle ele alınması, kayıt altına alınması ve bilimsel bir bakış açısıyla değerlendirilmesi bakımından önemli bir işlev gördü. Söz konusu kitap dizisinin sekizinci cildine ulaşması, bu ortak çabanın sürekliliğini göstermesi açısından ayrıca kıymetlidir.

Bölgemizin sahip olduğu tarihî, kültürel ve coğrafi zenginliklerin bilimsel araştırmalarla ortaya çıkarılması, yalnızca akademik çevreler için değil, geleceğini tanımak isteyen toplumlar için de büyük önem taşır. Oğuz Şimşek, bu sorumluluğu üstlenen ve çalışmalarını bu anlayışla sürdüren isimlerden biriydi.

Onunla yaşadığımız son hatıralardan biri, ikimizin de yakın dostu olan Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesinin Rektörü Prof. Dr. Alpaslan Ceylan’ın daveti üzerine katıldığımız bir sempozyum vesilesiyle Kırgızistan’a yaptığımız seyahatti.

O günlerde henüz farkına varılmamış olan amansız hastalığın belirtileri, ne yazık ki daha sonra kendini gösterdi. Yaklaşık altı ay süren tedavi süreci, bütün umutlarımıza rağmen sonuç vermedi. Ve Oğuz Şimşek de zamansız bir şekilde aramızdan ayrıldı.

İnsan, bazı ayrılıkların ardından ne söyleyeceğini bilemiyor. Birlikte kurulan hayaller, yarım kalan sohbetler, gerçekleştirilmesi düşünülen çalışmalar ve paylaşılan hatıralar zihinde birer birer canlanıyor. Dostunuzun artık arayamayacağınız, görüşemeyeceğiniz, yeni fikirler üzerine konuşamayacağınız bir insan olduğunu kabullenmek kolay olmuyor.

Oğuz’un ardından hissettiğim duygu da tam olarak bu: Yalnızca bir dostu değil, aynı zamanda ortak çalışmalarımızda emeğine ve fikirlerine değer verdiğim bir yol arkadaşını kaybetmenin hüznü…

Elbette hayatın akışı içerisinde anne babalarımızı, yakınlarımızı, dostlarımızı ve birlikte çalıştığımız insanları kaybediyoruz. Ölümün hayatın kaçınılmaz bir gerçeği olduğunu biliyoruz. Hepimiz bir gün aynı yolculuğun son durağına ulaşacağız.

Ancak bazı kayıplar vardır ki insanın yüreğinde çok daha derin izler bırakır. Çünkü aramızdan ayrılan kişi, yalnızca kendi hayatını yaşamış bir insan değildir; aynı zamanda topluma, bilime ve insanlığa daha fazla katkı sunabilecek bir birikimin de sahibidir.

Hele ki bu insanlar sizinle aynı idealleri paylaşmış, aynı yollarda yürümüş, aynı meseleler üzerine düşünmüş ve geleceğe ilişkin ortak hayaller kurmuşlarsa, ayrılığın acısı daha da ağırlaşır. Kendinizi bir anda boşlukta hissedersiniz. Birlikte yapılması düşünülen çalışmalar, konuşulmayı bekleyen meseleler ve henüz gerçekleşmemiş hayaller, hafızanızda yarım kalmış cümleler gibi durur.

Ahmet Metin Kumlay, İrfan Murat Yıldırım ve Oğuz Şimşek’in ardından hissettiğim duygu da budur.

Üçü de farklı bilim alanlarında çalıştı. Biri ziraatın ve tarımsal üretimin gelişmesi için emek verdi, diğeri Türk dünyasının ortak edebiyat ve kültür mirasının yaşatılması için çalıştı, bir başkası ise bölgemizin coğrafi, tarihî ve kültürel zenginliklerinin bilimsel araştırmalarla ortaya konulmasına katkı sundu.

Çalışma alanları farklı olsa da onları birleştiren ortak bir yön vardı: Bilgiyi üretmek, yaşadıkları topluma faydalı olmak ve geride kalıcı eserler bırakmak.

İnsan ömrü sınırlıdır; fakat ortaya koyduğu eserler, yetiştirdiği öğrenciler ve başkalarına ilham veren fikirleri, kendisinden sonra da yaşamaya devam eder. Bilim insanlarının en büyük mirası da budur. Bedenleri aramızdan ayrılsa bile fikirleri, kitapları, araştırmaları ve yetiştirdikleri insanlar aracılığıyla varlıklarını sürdürürler.

Belki de bu yüzden onların ardından duyduğumuz acı, yalnızca bir ayrılığın hüznü değildir. Aynı zamanda geride kalanların omuzlarına yüklenen bir sorumluluğun da hatırlatıcısıdır. Onların emek verdiği çalışmaları sürdürmek, savundukları değerleri yaşatmak ve kurdukları hayalleri geleceğe taşımak…

Dostlarımızı yaşatmanın en anlamlı yolu, onları yalnızca hatıralarımızda anmak değil, ortaya koydukları eserleri ve düşünceleri gelecek kuşaklara ulaştırmaktır.

Üç kıymetli dostumuz da tabiri caizse beyaz atlara binerek aramızdan ayrıldılar. Arkalarında ailelerine, dostlarına, öğrencilerine ve kendilerini tanıyan herkese derin bir hüzün bıraktılar. Fakat aynı zamanda bilimsel çalışmalarını, fikirlerini, emeklerini ve unutulmayacak hatıralarını da bizlere emanet ettiler.

Onların ardından söylenecek çok söz, anlatılacak çok hatıra var. Ancak bazen insanın yüreğindeki duyguları kelimelerle anlatmak mümkün olmuyor. Geriye, yaşanan güzel günlerin hatırası, paylaşılan ideallerin kıymeti ve tarifsiz bir özlem kalıyor.

Mekânları cennet, makamları âli olsun. Ruhları şad, hatıraları aziz olsun.