TÜRKİYE-AZERBAYCAN İLİŞKİLERİ

Son zamanlarda Türkiye ve Azerbaycan’da bazı çevrelerin, iki kardeş ülke arasındaki ilişkileri yıpratmaya yönelik söylemler geliştirdiğine şahit oluyoruz kıymetli okuyanlarım. Özellikle sosyal medya üzerinden kullanılan ölçüsüz ve zehirli dil, zaman zaman iki toplum arasında gerçekte olmayan bir ayrışma varmış gibi bir tablo ortaya çıkarıyor.

Birleşmiş Milletlerin bir toplantısında İsrail Başbakanı’nın konuşması sırasında Azerbaycan’ın salonda bulunan bir görevli üzerinden tartışma başlatılması, ardından Azerbaycan’daki okullarda kız öğrencilerin Türban takılmaması uygulamasının Türkiye’de bazı çevrelerce farklı yorumlara konu edilmesi ve II. Karabağ Savaşı’nda Türkiye’nin rolü üzerinden yürütülen haddini ve amacını aşan tartışmalar, bu yaklaşımın son örnekleri olarak karşımıza çıkıyor.

Oysa meseleye soğukkanlı ve tarihî bir perspektiften bakıldığında, bunların iki ülke arasındaki köklü ilişkileri etkileyecek meseleler olmadığı görülecektir...

Şüphesiz Türkiye ve Azerbaycan, aynı tarih ve kültür havzasının iki kardeş devletidir. Ancak kardeşlik, devletlerin bağımsızlığına ve egemenliğine saygıyı da gerektirir. Her iki ülkenin kendi iç ve dış politikalarını belirleme, kendi şartları doğrultusunda karar alma hakkı vardır. Türkiye’nin Azerbaycan’ın iç işlerine, Azerbaycan’ın da Türkiye’nin iç işlerine müdahale etmemesi; kardeşliğin zedelenmesi değil, bilakis sağlıklı biçimde sürdürülmesi açısından bir zorunluluktur.

Çünkü Türkiye-Azerbaycan ilişkileri yalnızca bugünün siyasi tercihleriyle açıklanabilecek bir ilişki değildir. Bu bağın arkasında derin bir tarih ve güçlü bir dayanışma hafızası bulunmaktadır. 1918’de Kafkas İslam Ordusu’nun Bakü’nün kurtuluşu için Azerbaycan’daki kardeşlerinin yardımına koşması, Birinci Dünya Savaşı yıllarında Bakü ve Nargin adasındaki Türk esirlere yöre halkının yaptığı yardımlar, Millî Mücadele döneminde Azerbaycan’ın Türkiye’ye gönderdiği petrol başta olmak üzere, verdiği maddi ve manevi destek ile Karabağ savaşlarında Türkiye’nin Azerbaycan’a verdiği siyasi ve askeri destek, bu ortak hafızanın yalnızca birkaç örneğidir.

Dolayısıyla Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiyi birkaç sosyal medya paylaşımına, geçici bir siyasi tartışmaya veya yanlış anlaşılmaya indirgemek tarih karşısında da, gerçekler karşısında da haksızlık olur.

Elbette iki bağımsız devlet arasında zaman zaman farklı görüşlerin, kırgınlıkların veya diplomatik hassasiyetlerin ortaya çıkması mümkündür. Fakat bunları büyütmek yerine, “İki Devlet, Tek Millet” anlayışının gerektirdiği olgunlukla ele almak gerekir. Aksi durum, kardeşlik hukukuna hizmet etmez.

Türkiye ile Azerbaycan’ın arasını açmak isteyen çevreler dün de vardı, bugün de var; yarın da olacak. Önemli olan, bu girişimlere karşı her iki ülkenin tarihî hafızasını ve sağduyusunu koruyabilmesidir.

Çünkü Türkiye ile Azerbaycan arasındaki bağ, yalnızca siyasi bir ittifak değildir. Bu bağ; ortak tarihin, ortak kültürün, ortak acıların ve ortak sevinçlerin oluşturduğu güçlü bir gönül köprüsüdür. Bu köprüyü korumak ise hepimizin ortak sorumluluğudur.