Bazı insanlar servet kazanır, bazıları ise kazandığı servete milletinin geleceğini emanet eder. Hacı Zeynalabdin Tağıyev, işte bu ikinci sınıfa giren müstesna şahsiyetlerden biridir kıymetli okuyanlarım...
1800’lü yıllarda Bakü’de mütevazı bir ailede dünyaya gelen Tağıyev, petrol arayarak başladığı iş hayatında zamanla büyük bir servetin sahibi oldu. Fakat onu tarihî bir şahsiyet hâline getiren, kazandığı para değil; o parayı nerede ve ne için harcadığıdır.
Petrolün yanında tekstilden gıdaya, inşaattan gemiciliğe kadar pek çok alanda yatırımlar yapan Tağıyev, kendi döneminde oluşmaya başlayan millî burjuvazinin önemli temsilcilerinden biri oldu. Onun anlayışında zenginlik, yalnızca kişinin refahını artıran bir imkân değildi. Zenginlik; milletin eğitimine, kültürüne, üretimine ve geleceğine yatırılmalıydı.
Tağıyev özellikle eğitime verdiği önemle öne çıktı. Öğrencilerin eğitim masraflarını üstlendi, gençlerin yurt dışında eğitim görmesine destek verdi, kız çocuklarının eğitim alabilmesi için okullar açtı. Çünkü biliyordu ki okumayan bir toplumun ekonomik bağımsızlığı da siyasi ve kültürel varlığı da uzun ömürlü olamaz.
Burada Tağıyev'in yaklaşımının millî ve dinî bir ahlak anlayışıyla birleştiğini görüyoruz. İslam geleneğinde servet, yalnızca sahibine ait bir imtiyaz olarak değil, toplum karşısında bir emanet ve sorumluluk olarak da değerlendirilir. Tağıyev'in hayır anlayışında da bu düşüncenin izlerini görmek mümkündür: Kazandığından topluma pay ayırmak, eğitime destek olmak ve ihtiyaç sahibinin yanında durmak.
Onun Osmanlı Devleti’ne yaptığı yardımlar da bu anlayışın sınırları aşan örneklerindendir. Balkan faciası esnasında Edirne'ye göç edenlere yardım göndermesi ve İstanbul'daki büyük yangın sonrasında mağdur olanlara yönelik destekleri, aynı tarih ve kültür havzasının insanlarına karşı duyduğu sorumluluğun göstergelerindendir.
Tağıyev'in gençleri yurt dışında okutması kadar, onların eğitimlerini tamamladıktan sonra ülkelerine dönmelerini ve kendi ülkelerinin kızları ile evlenmelerini istemesi de dikkat çekicidir. Çünkü onun için mesele yalnızca birey yetiştirmek değil, yetişmiş insanı milletinin hizmetine kazandırmaktı.
İşte burada “Millî Burjuvazi” kavramının toplumlar açısından taşıdığı önem ortaya çıkıyor. Millî burjuvazi yalnızca fabrikalar kuran, ticaret yapan veya sermaye biriktiren zenginlerden oluşmaz. Asıl mesele, sermayenin milletle kurduğu bağdır. Kendi toplumunun eğitimine, üretimine, kültürüne ve geleceğine yatırım yapan girişimci; servetini şahsi birikimin ötesine taşıyarak toplumsal bir değere dönüştürür.
1920'lerde Azerbaycan da Bolşevik yönetiminin kurulmasıyla Tağıyev'in mal varlığına el konuldu. Ancak mallar el değiştirir, fabrikalar kapanır, servetler kaybolur; topluma kazandırılan fikirler ve yetiştirilen insanlar ise kalır.
Hacı Zeynalabdin Tağıyev'in hikâyesinden geriye petrol kuyularından daha değerli bir miras kalmıştır. Hayatın hemen her alanında onun derin izlerini görmek mümkündür. Yıllar geçse de milletinin hafızasında unutulmayan abide bir şahsiyet olarak hep yaşıyor.
Hacı Zeynalabdin Tağıyev'i bugün hatırlanır kılan da bu yönüdür. O, yalnızca zengin bir girişimci ve hayırsever değil; ekonomik gücün eğitim, kültür ve toplumsal kalkınma amacıyla kullanılabileceğini gösteren tarihî bir örnektir. Bu bakımdan Tağıyev'in hayatı, “servet sahibi olmak” ile “serveti toplumsal bir değere dönüştürmek” arasındaki farkı ortaya koyan önemli bir tarihî tecrübe olarak değerlendirilmelidir