Son günlerde Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında bir soğukluk yaşandığı yönünde sürekli yazılıp çiziliyor.
Oysa bugüne kadar bu iddiaları doğrulayan, doğrudan iki ülke arasındaki ilişkilere yönelik herhangi bir açıklama yapılmış değil. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, yaptığı bir konuşmada bazı konulardaki rahatsızlığını dile getirerek Karabağ’ın Azerbaycan askerleri tarafından savaşarak geri alındığını, satın alınan silahların bedelinin ise misliyle ödendiğini ifade etti. Sitem içerikli bu açıklama, genel bir değerlendirme niteliğindeydi ve Türkiye’yi doğrudan hedef alan herhangi bir ifade içermiyordu.
Bunun dışında ne İlham Aliyev ne de Recep Tayyip Erdoğan, iki ülke arasında yaşandığı iddia edilen bir sorunla ilgili kamuoyuna herhangi bir açıklama yaptı. Buna rağmen özellikle sosyal medyada, hem Türkiye’de hem de Azerbaycan’da adeta herkesin kendisini söz sahibi gördüğü bir tartışma başladı. Ortada kesinleşmiş bir bilgi olmadan açıklamalar yapan, yazılar kaleme alan ve iki ülkenin arasını açabilecek söylemlerde bulunan çok sayıda kişi ortaya çıktı.
Ben de konuyla ilgili kaleme aldığım birkaç yazıda bu meseleyi değerlendirdim. Azerbaycan’ın içişlerine karışılmaması gerektiğini, iki ülke arasındaki ilişkilerin birkaç kişinin yorumları üzerinden değerlendirilmesinin doğru olmadığını dilimin döndüğü kadarıyla anlatmaya çalıştım.
Aslında meselenin arka planında gözden kaçırılmaması gereken bir durum var. Türkiye’de ve Azerbaycan’da mevcut iktidarları istemeyen bazı kişiler, sözde iktidarın yanındaymış gibi bir görüntü vererek fitne üretmeye ve iki ülkenin arasını açmaya çalışıyor. Bu kişilerin samimiyetsiz olduklarını ve art niyet taşıdıklarını daha önce de çeşitli yazılarımda dile getirdim. Çünkü Türkiye ile Azerbaycan’ı birbirinden uzaklaştırmaya yönelik girişimler bugünün meselesi değil. Bu yöndeki çabaların uzun zamandır devam ettiğini görüyoruz.
Ancak herkesin bilmesi gereken asıl gerçek şudur. Türkiye ile Azerbaycan bugün dost veya kardeş olmadı. Türkiye ile Azerbaycan ezelden beri dost, ezelden beri kardeştir.
Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Azerbaycan’ın kederi kederimiz, sevinci sevincimizdir.” sözü ve Azerbaycan’ın Umum Millî Lideri Haydar Aliyev’in, “Biz iki devlet, bir milletiz.” anlayışı ortadayken bu kardeşliği tartışmaya açmak, iki ülke arasına nifak sokmaya çalışmak kabul edilebilir bir davranış değildir.
Bugün kendisini yorumcu veya gazeteci olarak tanıtan bazı kişilerin yaptığı yayınlara bakıyoruz. Ne iki toplumun ortak ruhunu ne de iki ülke halkının birbirine duyduğu yakınlığı yansıtıyor. Üstelik henüz ne yaşandığı tam olarak bilinmeyen bir meseleyi büyüterek kamuoyunun önüne koyuyorlar.
Varsayalım ki iki lider arasında tatsız bir konuşma veya görüş ayrılığı yaşandı. Bu, iki ülkenin ilişkilerinin sorgulanmasını mı gerektirir? Henüz kamuoyuna açıklanmamış bir konuyu biliyormuş gibi sürekli gündemde tutmak, söylenmemesi gereken sözler sarf etmek, özellikle Azerbaycan’ı hedef alan ve hakarete varan ifadeler kullanmak, Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’e hak etmediği şekilde yüklenmek ahlaki değildir.
Hepimiz çok iyi biliyoruz ki Türkiye’nin tırnağına taş değse Azerbaycan kahrolur, Azerbaycan’ın tırnağına taş değse Türkiye kahrolur. Bu, yalnızca siyasi bir söylem değil, yıllardır iki halk arasında yaşatılan ortak bir duygudur.
Birkaç kişinin sosyal medya üzerinden bu meseleleri sürekli kaşıması, iki ülke açısından da son derece yanlış ve tehlikeli bir davranıştır. Her iki ülkenin yetkilileri de sosyal medya ve televizyonlar üzerinden yapılan sorumsuz açıklamalara karşı gerekli hassasiyeti göstermelidir. Üzerine vazife olmadığı halde durumdan vazife çıkaran, iki ülkenin arasını açmaya çalışan kişilerin provokatif söylemlerine fırsat verilmemelidir.
Öte yandan Türkiye ve Azerbaycan'ın bugün geldiği noktayı da kimse göz ardı etmemelidir. Türkiye, bölgede önemli bir aktör, güçlü bir devlet ve önemli bir denge unsurudur. Köklü tarihi geçmişi, güçlü devlet geleneği ve sağlam temeller üzerine kurulmuş yapısıyla Türkiye'yi yok saymak veya görmezden gelmek mümkün değildir.
Aynı şekilde Azerbaycan da 1991 yılındaki Azerbaycan değildir. Aradan geçen 35 yılda siyasi, ekonomik ve askeri alanlarda önemli mesafeler katetmiş, Kafkasya'nın önde gelen ülkelerinden biri haline gelmiştir.
Dolayısıyla hem Türkiye'nin hem de Azerbaycan'ın güçlenmesinden rahatsızlık duyan çevrelerin bulunması şaşırtıcı değildir. Her iki ülkenin dostları olduğu gibi karşısında duranlar da vardır. Su uyur da düşman uyumaz misali, bugün görüyoruz ki bu çevreler de boş durmuyor, sürekli fitne peşinde koşuyor. Emin olun, ilerleyen süreçte bu kişilerin kimlere hizmet ettiğini ve hangi amaçlar doğrultusunda hareket ettiklerini hep birlikte göreceğiz.
Peki, neden özellikle Azerbaycan hedef alınıyor?
Afganistan'da Taliban yönetimi kız çocuklarının eğitimine engel oluyor, kadınları toplumsal hayattan dışlıyor. Ancak bu konuda dünya kamuoyundan yeterli tepki gelmiyor.
Filistin'de on binlerce insan, kadın, çocuk ve masum sivil katledilirken İsrail'le iş tutan Arap devletlerinin tutumuna karşı yükselen sesler son derece cılız kalıyor. Yapılanlar çoğu zaman görmezden geliniyor. Trump'ın önünde kız çocuklarına yönelik saç şovları düzenlenirken de aynı hassasiyetin gösterildiğini göremiyoruz.
Ancak konu Azerbaycan olunca başörtüsü meselesi bir anda dünya gündeminin merkezine taşınıyor.
Hayırdır? Diğer ülkelerde yaşananları neden görmüyorsunuz da gözünüzü hemen Azerbaycan'a çeviriyorsunuz? Bütün mesele Azerbaycan'ın huzurunu bozmak mı?
Evet, Azerbaycan'da güvenli bir ortam var. İnsanlar istedikleri saatte sokaklarda dolaşabiliyor. Toplumun huzurunu ve güvenliğini bozmayan kimseye kimsenin karışma hakkı yoktur. Fakat görüyoruz ki bu huzur ve güven ortamının bozulmasını isteyen, ülkede sürekli bir tartışma ve huzursuzluk oluşturmak için çaba gösteren çevreler var.
Bunları görmüyor değiliz. Hem biliyoruz hem de yakından takip ediyoruz. Amaç, bölgede huzursuz ve güvensiz bir ülke ortamı oluşturmak, mevcut yönetimi değiştirerek yerine dışarıdan yönlendirilebilecek kukla bir rejim kurmak.
Son söz olarak şunu söylemek istiyorum.
Kardeş kardeşe kırılabilir, darılabilir, hatta küsebilir. Ancak hiç kimsenin iki kardeşin arasına girerek birine haklı, diğerine haksız deme hakkı yoktur. Kardeşler arasında yaşanabilecek meseleler yine kardeşlerin kendi arasında çözülür. Bugün darılırız, yarın barışırız.
Türkiye ile Azerbaycan'ın ilişkileri birkaç kişinin sosyal medya paylaşımlarına, mesnetsiz yorumlarına veya provokatif açıklamalarına indirgenemez. İki ülkenin ilişkileri, günübirlik tartışmalardan ve kişisel hesaplardan çok daha köklü bir geçmişe sahiptir.
İki ülkenin kardeşliğine zarar veren, fitne üreten ve halkları birbirine düşürmeye çalışan sorumsuz söylemlere artık son verilmelidir.
Haddini aşanlara hadleri bildirilmelidir. Çünkü Türkiye ile Azerbaycan'ın kardeşliği, birkaç kişinin kaleminden çıkacak yazılardan veya ekranlarda yapacağı yorumlardan çok daha büyüktür.
İki devlet, bir millet!