ÖZGÜL AĞIRLIĞI OLAN İNSANLAR..
Toplumlarda bazı insanlar vardır; varlıkları yalnızca kendi şahıslarıyla sınırlı değildir kıymetli okuyanlarım. Onların sözü, tavrı, duruşu ve davranışları çevrelerinde bir karşılık bulur. İnsanlar onları dinler, önemser, gerektiğinde meselelerin çözümü için onların kapısını çalarlar.
İşte toplum içerisinde böyle bir konuma sahip olan insanlara, günlük dilde “toplumda ağırlığı olan insanlar” deriz. Ben bu insanları “özgül ağırlığı olan insanlar” olarak nitelendirmeyi tercih ediyorum.
Buradaki “özgül ağırlık”, elbette fiziksel bir ağırlık değildir. Maddi güçle, makamla, servetle veya sahip olunan resmi yetkiyle de ölçülemez. Bu ağırlık; karakterin, tecrübenin, güvenilirliğin, sağduyunun ve toplum nezdinde kazanılmış itibarın birleşiminden meydana gelir.
Sosyolojik açıdan bakıldığında, her toplum yalnızca resmî kurumlar ve yazılı kurallar üzerinden varlığını sürdürmez. Aile, akrabalık, komşuluk, gelenek, ortak değerler ve kişiler arasındaki güven ilişkileri de toplumsal düzenin önemli unsurlarıdır. Bu ilişkiler içerisinde bazı kişiler zamanla bir tür “gayri resmî otorite” kazanırlar. Herhangi bir makamları olmadığı halde sözleri dinlenir; herhangi bir resmi yetkileri bulunmadığı halde insanların davranışlarını etkileyebilirler.
Çünkü onların otoritesinin kaynağı makam değil, toplumun onlara duyduğu güvendir.
Geçtiğimiz günlerde bir dostumla sohbet ederken geçmiş yıllarda yaşanmış bir olaydan söz etti. Dostumun anlattığı olay, üzerinde düşünmeye değer bir örnekti.
Yıllar önce dostumun amcası, belediye başkanının aldığı bir karardan dolayı ağabeyi olan dostumun babasının yanına giderek yaşadığı sıkıntıyı anlatmış ve kendisinden yardım istemiş.
Dostumun babası kardeşini dinledikten sonra yapılan uygulamanın doğru olmadığı kanaatine vararak belediye başkanının yanına gitmiş. Kararın gerekçesini, biraz da sert bir üslupla sormuş.
Burada dikkat çekici olan nokta şudur:
Belediye başkanı, kendisinden yaşça büyük olan bu kişiyi saygıyla dinlemiş; yapılan uygulama konusunda özür dilemiş ve daha önce verdiği karardan vazgeçerek meseleyi tatlıya bağlamaya çalışmıştır.
Ben de dostuma, “Bu olay gerçekleştiğinde babanın yaşı kaçtı?” diye sordum.
“Elli yaşları civarındaydı” dedi. Bu cevap beni uzun uzun düşündürdü.
Bugün elli yaşındaki bir insanın toplum içerisindeki konumuyla, geçmiş yıllarda elli yaşındaki bir insanın toplum içerisindeki konumu arasında ciddi bir fark olduğunu görüyoruz.
Elbette mesele yalnızca yaş değildir. Asıl mesele, yaşın beraberinde getirdiği tecrübe, itibar, sorumluluk duygusu ve toplum tarafından kabul edilmiş “sözü dinlenir insan” vasfıdır.
Toplumlar sadece kanunlarla ve resmî kurumlarla dengede tutulmaz.
Bir mahallenin, bir ilçenin, bir şehrin veya daha geniş anlamda bir toplumun içerisinde, zaman içerisinde güven kazanmış insanların varlığı da toplumsal hayat açısından son derece önemlidir.
Bunlar çoğu zaman kriz anlarında ortaya çıkarlar.
İki aile arasında anlaşmazlık çıktığında, insanlar arasındaki bir mesele büyümeye başladığında, toplum içerisinde gerilim yükseldiğinde veya farklı gruplar arasında çatışma ihtimali belirdiğinde, bu insanların sözü devreye girer.
Sosyolojide “sosyal sermaye” kavramı, insanlar arasındaki güven, karşılıklılık, dayanışma ve ilişki ağlarının toplumsal hayat üzerindeki etkisini açıklamak açısından önemlidir. Güvenin yüksek olduğu toplumlarda insanlar yalnızca resmi mekanizmalara başvurmaz; sahip oldukları sosyal ilişkilerden ve ortak değerlerden de yararlanırlar.
Özgül ağırlığı olan insanlar, bir anlamda bu sosyal sermayenin taşıyıcılarıdır. Onlar toplumun görünmeyen kurumları gibidir.
Bu nedenle geçmiş toplumlarda “büyüğün sözü”, yalnızca yaşça büyük olmanın sonucu olarak görülmezdi. Büyüklük aynı zamanda sorumluluk, tecrübe, sağduyu ve gerektiğinde elini taşın altına koyabilme anlamına gelirdi.
Eskilerin “büyük-küçük” kavramıyla anlatmaya çalıştığı şeyin önemli bir kısmı da buydu. Bugün ise bu kavramın içinin önemli ölçüde boşaldığını görüyoruz.
Toplumların her döneminde anlaşmazlıklar çıkar, çatışmaları ve krizler olacaktır. Bunların tamamen ortadan kalkması mümkün değildir. Önemli olan, toplumun bu sorunları nasıl yönettiğidir. İşte burada sağduyulu, güvenilir ve toplum tarafından kabul gören insanların önemi ortaya çıkar.
Bunlara “akil insan”, “kanaat önderi”, “toplum büyüğü” veya “özgül ağırlığı olan insan” diyebiliriz. İsimlendirme değişebilir; fakat ihtiyaç değişmez.
Çünkü toplumsal hayat yalnızca hukuki düzenlemelerle yürütülemez. Hukukun yanında ahlaki değerler, karşılıklı güven, toplumsal sorumluluk ve uzlaşma kültürü de gereklidir.
Bugün yaşadığımız temel meselelerden biri, yalnızca “büyüklerin azalması” değildir. Asıl mesele, toplumun kendiliğinden ürettiği güven ve itibar mekanizmalarının zayıflamasıdır.
Bu nedenle “özgül ağırlığı olan insanlar” toplumların görünmeyen denge unsurlarıdır. Onların sayısının azalması, yalnızca birkaç kişinin kaybı değildir. Aynı zamanda toplumun kendi içerisindeki uzlaşma, dayanışma ve sorun çözme kapasitesinin de zayıflaması anlamına gelebilir.