Milyonların heyecanla beklediği gün 12 Haziran…
Tarih 12 Haziran’ı gösterdiğinde, kazananlar konvoylar yapıp zafer işaretleriyle, zaferlerini kutlayacaklar, kaybedenler de her zaman olduğu gibi yine suçlu peşine düşecekler…
Geleceği şüphesiz ki Yüce Allah’a bilir… Amma Perşembe’nin gelişini Çarşamba’dan anlamamakta ahmaklık olur…
Bugün itibariyle 12 Haziran genel seçimlerine 157 gün var… 157 gün içerisinde kim ölür, kim kalır onu Allah bilir… Olağanüstü bir durum olmaz ise, Allah uzak etsin deprem, sel, yangın vs. bir afet yaşanmazsa, 157 gün sonra muhtemel olabilecek gelişmeleri şimdiden tahmin etmek çokta zor olmasa gerek…
Dikkat etmişsinizdir, bir süredir siyasetle ilgili yorum yapmıyor, gelişmeleri değerlendirmiyorum… Sebebi çok açık, toplumun çok fazla politize olmasını, siyasi konuları tartışmasını istemediğimden, yorumlarıma ara vermiştim… Çünkü bir konu çok fazla konuşulduğunda kabak tadı vermeye başlar…
Ancak ben her ne kadar yazmasam da, bana gelip konuşanlar, yorum yapanlar, fikir soranlar öyle çok ki, susmak ancak bir yere kadar mümkün olabiliyor…
Herkesin kendince haklı yorumları var…
Kimi: İktidar nimetlerinden yararlanalım, iktidardan her ne olursa olsun bir milletvekili çıkaralım diyor…
Kimi: Aday kim olacak ki, Ak Parti’de siyaset yapalım, toplumu oraya kanalize edelim diyor…
Kimi: Azeriler mutlaka tek aday etrafında toplanmalı diyor…
Kimi: Eğer Abbas Bozyel gelirse MHP’de toplanılamaz diyor…
Kimi: Eğer bir daha böyle bir dağınıklık olursa, oy kullanmaya gitmem diyor…
Kimi: Kimi aday göstersen, bundan aday olmaz diyor…
Kimi: Behman Gökçe ben CHP’den adayım diyor…
Kimi: Ali Güner’i AKP’de kimse geçemez diyor…
Kimi: M. Nuri Güneş’i BDP’den aday göstermezler diyor…
Kimi: BDP seçime asılırsa, AKP’nin hali harap diyor…
Doğrusunu söylemek gerekirse, konuşulan söz bir hayli fazla, ben hariç halkın tamamına yakını günün büyük bir bölümünü siyasi mevzuları konuşarak geçiriyor… İnsanlar kendilerince kaygıları olduğundan, istekleri olduğundan bir yere varmaya çalışıyorlar…
22 Temmuz ve 29 Mart seçimleri hep bir kıstas olarak görülüyor… Tüm hesaplarda bu iki önemli tarih göz önünde bulundurularak hesap yapılıyor…
ANCAK ÇARŞIYA UYMAYAN HESAPLARDA VAR…
Mesela: Azeriler sürekli tek aday etrafında toplanma mesajı veriyorlar… Bu durum doğal olarak her Azeri adayının iştahını kabartıyor… Ancak birleşmeliyiz diyen o insanlar, aynı zamanda Abbas Bozyel’e nedense yeşil ışık yakmıyorlar… Siyaset sen nelere kadirsin dedirtircesine, Bozyel-Aras görüşmesi Iğdır’da çok ciddi bir tartışma ve eleştiri konusu da oldu… Şayet bu olumsuzluklara rağmen Bozyel MHP genel merkezinde var olduğunu söylediği gücünü kullanarak Iğdır’a aday olarak gelirse durum ne olacak? Bozyel’e yeşil ışık yakmayan seçmen, genel merkezin ataması sonucunda evet der mi? Peki Bozyel’e evet demeyen seçmen, kime oy verecek?
Tüm bunları gören ve CHP’den adaylığını açıklayan Behman Gökçe aday olmakta ne kadar haklı değilmi?
Dediğim gibi, yarını ancak ve ancak Rabbim bilir… Ama Rabbim bizlere de akıl vermiştir… Eğriyi-doğruyu, iyiyi-kötüyü, akı-karayı ayırt etmemiz için bizlere verdiği aklımızı kullanmaz isek, şüphesiz ki üzüleceğiz…
AK Parti’de herkes kendi yüreğindekini çağırıyor…
Kimi: Ali Güner’i potansiyel aday olarak görürken,
Kimi: Bu seçimde Güner’i aday göstermezler diyor…
Kimi: Seçim çalışmalarını tüm hız yürütürken, AK Parti İl Başkanı Av. Mustafa Buluş, 15 Ocak’a kadar adaylık sözü alırsa istifa edeceği söyleniyor…
Yani anlayacağınız, her partide benzer sorunlar, yarışlar, sıkıntılar mevcut… Fakat ufak ama önemli bir fark var… MHP’den aday adayıyım diyen kişiler, kendilerine adaylık verilmediği taktirde büyük bölümü partiden kaçar… Ancak, AK Partide bu durum hiçte öyle değil… Aday olamayanların bazıları kaçsa da, çoğunluk partide durup çalışır…
12 Haziran seçiminde AK Parti’de belki şöyle bir şey olabilir…
Adaylık alamayan “kişi” bağımsız adaylık koyabilir…
Bu varsayımları ilerleyen günlerde daha çok değerlendirecek, kişiler netleştikçe, gelişmeler daha çok belirginleşecektir…
Cabbar Şıktaş
Aylardır İran etrafına yığınak yapan sırtlan sürüsü ABD ve İsrail, dün gece saldırıya geçti.
Bunca zaman psikolojik harp yaparak yıldırmaya çalışan siyonistler, her türlü hile, hurda ve aynı zamanda satın aldıkları ajanlar aracılığıyla İran’ı karıştırıp esir almaya çalıştılar ama başaramayınca vahşi yüzlerini gösterip savaş başlattılar.
İran, “Bana hangi ülkeden saldırı olursa karşılık vereceğim.” demişti.
Şimdi karşılık verince ciyaklamalar duyulmaya başlandı.
Irak, Katar, Ürdün, Kuveyt, Suudi Arabistan, Dubai gibi ülkelerde üssü bulunan ABD, o üslerden saldıracak, İran da durup seyredecek, öyle mi?
Birincisi, üssün kurulduğu yer o ülkenin değil, ABD’nin toprağıdır.
İkincisi, kendinizi bir gözden geçirin bakalım onurunuz, şerefiniz, haysiyetiniz var mı?
Sizin insanlığınız tartışılır.
Çünkü insan eti yiyenlerle, çocuk istismarcılarıyla aynı kulvarda yürüyorsunuz.
Vahşisiniz, insan değilsiniz.
Sizin adınıza Müslüman deniyor ama İbn-i Mülcem’siniz, Şimr’siniz, vahşisiniz. Ebu Süfyan’sınız, Muaviye’siniz, Yezid’siniz.
İran, sizin gibi onurunu, şerefini satmadığı için düşmanınız.
Sizler gibi el pençe divan esir olmadığı için düşmanınız.
İnsan eti yiyeni, Peygamber Ehlibeytine muhabbet besleyenlere tercih ediyorsanız, sizin inancınız yalandan ibarettir, sizin kıbleniz ABD ve İsrail, peygamberiniz de Trump ve Netanyahu’dur.
Allah, şu insan eti yiyen alçaklardan önce onurunu, şerefini ayaklar altına alanları, kızlarını sunanları kahretsin.
ABD ile İsrail, dünyanın gözünün içine baka baka zorbalık, hukuksuzluk, kanunsuzluk yapıyor ve herkes korkusundan susuyor.
İran 50 yıldır bu siyonist şer cephesinin karşısında duruyor, taviz de vermiyor.
Ama satılmış, her şeyini siyonizmin emrine vermiş olanlar, sömürülmeyi kabul ederek kul köle olmuşlardır.
İzzetli duruşu olmayanlar, tarihin çukurunda kaybolup gidecektir.
Hz. Hüseyin 1400 yıldır ilk günkü acıyla yad ediliyor.
Ama Muaviye ve Yezid lanetle anılıyor.
Muaviye ve Yezid sevgisi besleyen IŞİD kafalılar bile çocuklarına Muaviye, Yezid adı koyamıyorlar. Çünkü onların İslam’a nasıl darbe vurduklarını, Peygamber’e nasıl savaş açtıklarını biliyorlar.
Ama Şia sevmiyor diye sevenler, hakkı inkar edenlerdir.
Eğer bir dinin temsilcisi Cübbeli Ahmet ise, yazık o dine, yazık o yolda gidenlere.
İnsan izzetli durmalı, izzetli ölmelidir.
Ne kadar yaşarsan yaşa, sonu ölüm olan bir yolculuğun içindeyiz. Üç günlük dünyada izzetsiz yaşamaktansa şereflice ölmek evladır.
Hz. Hüseyin Kerbela’da Yezid tarafından muhafazaya alındığında ne demişti? “Heyhât mine’z-zille.” Zillet bizden uzaktır.
Zilletle yaşamaktansa ölmek evladır.
ABD ve İsrail’in kölesi olarak yaşamaktansa vallahi de billahi de ölmek şereflidir.
Bu savaşın galibi İran olacaktır.
İnsan eti yiyenler asla galip gelemeyeceklerdir.
Olur ya şayet galip gelirlerse, sırada Türkiye var diye bağıranları duymamak imkansızdır.
Türkiye ve İran, ABD ve İsrail’in elde etmek istediği önemli coğrafyalardır.
Eğer siyonizme hizmet edilirse, ac
- Yüreğimiz Yandı 16.04.2026
- Iğdır’da Gündem 14.04.2026
- Bak Oğlum, Biz Tüpün Kaçağını Çakmakla Kontrol Eden Bir Milletiz 12.04.2026
- Polis Teşkilatı Bizim Onurumuzdur 10.04.2026
- İRAN KAZANDI 08.04.2026
- İran Savaşından Alınması Gereken Dersler 05.04.2026
- İran’dan Türkiye’ye Füze Atıldı(!) NATO İmha Etti ve İran’ı Kınadı 31.03.2026
- Siz utanmasanız da olur, ben sizin yerinize utandım. 29.03.2026
- ABD-İsrail-İran Savaşında Siz Kimin Tarafındasınız? 26.03.2026
- Her Şey Çok Net 21.03.2026
Yorumlar