İsrail ve ABD’nin İran’a saldırmasının ardından çıkan savaş sonrasında ilginç bir şekilde ülkemizde bazı kişiler mezhep çatışması yaratmak için çırpınıp duruyor.
Devletten maaş alan, devlet tarafından olağanüstü şekilde korunan Halil Konakçı gibi kişiler, devletin camisinde görev yapıp, devletin vatandaşları arasına fitne sokmaya çalıştığı gibi, özellikle sosyal medyada MOSSAD elemanı jargonuyla çalışanlara gereken cevabı veren Cumhurbaşkanını ve MHP Genel Başkanını kutluyorum.
Devlet, yaratılmak istenen tehlikeyi görüp yürütmede olanlar buna müdahale ediyorsa, ülke emin ellerdedir.
Ancak toplumdan gelen uğultu, MOSSAD’a hizmet eden Konakçı gibilerin zaman kaybedilmeden bertaraf edilmesi ve fitne yaratmalarına müsaade edilmemesi yönündedir.
Sayın Cumhurbaşkanımızın “Benim Sünni, Şia diye bir dinim yoktur. Benim İslam diye bir dinim vardır.” sözü, tüm bu satılmış beyinlere verilebilecek en değerli cevaptır.
Keza MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin “Sünni de, Şia da Müslümandır. İkisi de bizimdir.” sözü de güne vurulmuş en önemli damgadır.
Ülkemizde zıvanadan çıkmış, din kisvesi altında etrafına fitne tohumu yayan, ABD ve İsrail’in amaçlarına hizmet eden, Müslümanlık adı altında Müslümanların içine fitne eken kişilerin zaman kaybedilmeden susturulması gerekmektedir.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin açıklamalarının ardından bu kişiler konuşmaya, milleti ayrıştırmaya, ırk, mezhep ve inanç ekseninde fitne yaratmaya devam etmemelidir.
İran Müslüman bir ülkedir.
Ve bırakın Müslümanlığını, orada yaşayanlar sonuçta insandır. ABD ve İsrail hukuksuz bir saldırı gerçekleştirmiş, İran da kendini müdafaa ederek karşı koymuştur.
İran’ın yıkılacağını sanan ajanlar, hayal kırıklığı içinde avazları çıktığı kadar mezhepçilik çığırtkanlığı yaparak İran’a olan halk desteğini provoke etmeye çalışmaktadır.
Mezhebi dinden üstün görenler, İslam’a darbe vuranlardır.
Hz. Peygamber’in ve halifelerin mezhebi yoktur.
Mezhep imamları da din değildir.
Cumhurbaşkanının da dediği gibi, bizim Şia ya da Sünni diye bir dinimiz yoktur. Bizim dinimiz İslam’dır.
Camilerdeki kürsüler, benzetme olarak Peygamber kürsüsü olarak anılır.
Orada oturup düşmanca söylemler dile getirmek, “Peygamber de adam dövdürdü, adam öldürdü” demek, Sünni dışındakilerin açık şekilde öldürülmesini kışkırtan bir söylemdir.
Bunu söyleyen kişi, Diyanet İşleri bünyesinde çalışan bir imam bozuntusudur.
Açıkça diyor ki: “Şialar Müslüman değil, Yahudiyle hiçbir farkları yok. ABD ve İsrail vuruyorsa iyi edip vuruyor.”
Bu IŞİD kafasıdır.
Bu FETÖ oyunudur.
Bu din düşmanlığıdır.
Bu Ehlibeyt düşmanlığıdır.
Bu MOSSAD ajanlığıdır.
Bu ülkeyi bölüp parçalamaya yönelik bir adımdır.
Toplumun beklentisi nettir. Devletin ilgili kurumları, din kisvesi altında nefret ve ayrıştırma yayan bu tür söylemler karşısında sessiz kalmamalı, gerekli incelemeleri yaparak hukukun gereğini yerine getirmelidir.
Milleti mezhep üzerinden birbirine düşürmeye çalışanlara müsamaha gösterilmesi, yalnızca Türkiye’nin değil bütün İslam dünyasının huzuruna zarar verir. Bu nedenle fitne üretmeye çalışanların önüne geçilmesi, toplumun birlik ve beraberliğinin korunması açısından büyük önem taşımaktadır.
Toplumu kin ve düşmanlığa sevk eden söylemler yalnızca ahlaki bir sorun değildir. Aynı zamanda suçtur.
Türkiye’nin birliği ve toplumun huzuru, mezhep kışkırtıcılığı yapanların insafına bırakılamayacak kadar değerlidir.