İki taraflı çelişkiyi, çekiştire çekiştire uzatıyorlar…
Kimi Iğdır dışında olanlar Iğdır’la ilgilenemez, kafa yoramaz, yorum yapamaz diyor…
Kimi her bir Iğdır’lı dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın, Iğdır’la ilgili yorum yapmaya, fikir beyan etmeye, görüş bildirmeye hakkı vardır diyor…
İnsanların düşüncelerine ipotek koyacak durumda değiliz. İsteyen istediği gibi düşünür, istediği gibi yorumlar… Ancak gelişmeleri takip ederken, fikir beyan etme noktasında dayatmacı olunmamalıdır… Ne yazık ki fikir beyan edenlerimiz genelde dayatma yapmakta, fikrini zoraki kabullendirmeye çalışmaktadır…
Birincisi il dışında yaşayan her bir Iğdır’lı, Iğdır’da yaşayanlar kadar Iğdırlıdır… Onlarında seçme, seçilme, fikir beyan etme, görüş bildirme, tartışmaya katılma hakları vardır… İş, şartlar, gereksinimler sebebiyle il dışında olmaları, onların Iğdır nüfusundan çıktıkları anlamına gelmez… Biz mahallinde yaşayan, dışarıda olanlarda gurbette yaşayan Iğdırlılarız…
Ancak mahallinde yaşayanın yaşadıklarını hissetmeden, davulun sesine kapılmak doğru değildir… Mahallinde yaşayan sorunları, gelişmeleri, sevinçleri, eğrileri, doğruları hissederek yaşadığından hayata bakışı elbette ki farklıdır…
Yani il dışında Dünya’nın her bir köşesinde yaşayan Iğdır’lı, Iğdır da yaşayanlar kadar Iğdır’lıdır…
Ancak arada ufak bir nüans farkı var…
Fark sadece hissetmekle ilgilidir…
Siz il dışında yaşayan değerli hemşerilerimiz, yılda birkaç kez ziyarete gelseniz bile, her gün telefonla konuşsanız bile, internet aracılığı ile gelişmeleri takip etseniz bile, burada yaşayanların hissettiklerini tam olarak hissedemezsiniz…
Aradaki ufak ama her fırsatta tartışma konusu olan ayrıntı budur…
Elbette ki Iğdır sizin, bizim değil, Iğdır herkesin ortak değerlerinin yaşatıldığı bir ildir… Iğdır’ın kalkınması için il dışında olan her bir Iğdır’lının canla başla çalıştığını, Iğdır’ın kalkınması noktasında ellerinden gelen tüm imkânları seferber ettiklerini biliyoruz…
Yalnızca davulun sesini duymayalım…
Davulu çalanın kim olduğuna arada bir bakalım… Kimlerin hangi düşünceler içersinde olduğunu yoklayalım, fikrimizi beyan ederken de, hissiyatları göz ardı etmeden davranalım…
Gelişmeye açık, yatırıma susamış, barış ve kardeşliğin kim ne derse desin önüne geçilemediği bir Iğdır’da, her bir Iğdır’lının yatırım yapacak cesaretli ve akıllı zenginlerine mutlaka ihtiyacı vardır…
Iğdır’da kimi Azeri-Kürt, Kimi Şia-Sünni söylemleriyle amaçlarına ulaşmaya çalışıyorlar ama şükürler olsun ki halkımız bu tür kavgacı zihniyetlerin sözlerine ve eylemlerine kulak asmamakta, itibar etmemektedirler…
Sadece davulun sesini duymak yerine, davulu çalan olmak istiyorsanız, Iğdır’a daha çok zaman ayırmalısınız… Ufak çaplıda olsan yatırımlarınızı buraya yapmalı, iş olanakları yaratmalı, gelişmekte olan ilimizin geçiş döneminde yatırımla buluşmasını sağlamalısınız… Hava alanı ve doğal gaz varlığını bilerek atılım yapmalı, altyapınızı ona göre şekillendirmelisiniz…
O zaman Iğdır’da ki Iğdırlılarla, dışarıda ki Iğdır’lılar kavramı kendiliğinden ortadan kalkmış olacaktır…
Gereksiz, anlamsız, içi boş tartışmalarla gündemi meşgul etmenin hiçbir manası yoktur…
Çekememezlikle, iftirayla, bühtanla düzlüye çıkılmaz…
Küs kalarak, çekişmeyi ateşleyerek, ayrılığı uçuruma dönüştürerek birlik sağlanmaz…
Herkes lider olursa, her ağızdan bir söz çıkarsa, ağayla, nöker ayırt edilmezse abad olunmaz…
Saygı ve sevgi esas alınırsa, dostluk ve kardeşlik tesis edilirse, dürüstlük olması gereken olarak yerini alırsa, olumsuzluklar kendiliğinden çözüme kavuşmuş olur…
Ve o zaman, ne siz uzaktan davul sesiyle mest olursunuz, nede biz hariçten gazel sesiyle rahatsız oluruz…
Cabbar Şıktaş
Aylardır İran etrafına yığınak yapan sırtlan sürüsü ABD ve İsrail, dün gece saldırıya geçti.
Bunca zaman psikolojik harp yaparak yıldırmaya çalışan siyonistler, her türlü hile, hurda ve aynı zamanda satın aldıkları ajanlar aracılığıyla İran’ı karıştırıp esir almaya çalıştılar ama başaramayınca vahşi yüzlerini gösterip savaş başlattılar.
İran, “Bana hangi ülkeden saldırı olursa karşılık vereceğim.” demişti.
Şimdi karşılık verince ciyaklamalar duyulmaya başlandı.
Irak, Katar, Ürdün, Kuveyt, Suudi Arabistan, Dubai gibi ülkelerde üssü bulunan ABD, o üslerden saldıracak, İran da durup seyredecek, öyle mi?
Birincisi, üssün kurulduğu yer o ülkenin değil, ABD’nin toprağıdır.
İkincisi, kendinizi bir gözden geçirin bakalım onurunuz, şerefiniz, haysiyetiniz var mı?
Sizin insanlığınız tartışılır.
Çünkü insan eti yiyenlerle, çocuk istismarcılarıyla aynı kulvarda yürüyorsunuz.
Vahşisiniz, insan değilsiniz.
Sizin adınıza Müslüman deniyor ama İbn-i Mülcem’siniz, Şimr’siniz, vahşisiniz. Ebu Süfyan’sınız, Muaviye’siniz, Yezid’siniz.
İran, sizin gibi onurunu, şerefini satmadığı için düşmanınız.
Sizler gibi el pençe divan esir olmadığı için düşmanınız.
İnsan eti yiyeni, Peygamber Ehlibeytine muhabbet besleyenlere tercih ediyorsanız, sizin inancınız yalandan ibarettir, sizin kıbleniz ABD ve İsrail, peygamberiniz de Trump ve Netanyahu’dur.
Allah, şu insan eti yiyen alçaklardan önce onurunu, şerefini ayaklar altına alanları, kızlarını sunanları kahretsin.
ABD ile İsrail, dünyanın gözünün içine baka baka zorbalık, hukuksuzluk, kanunsuzluk yapıyor ve herkes korkusundan susuyor.
İran 50 yıldır bu siyonist şer cephesinin karşısında duruyor, taviz de vermiyor.
Ama satılmış, her şeyini siyonizmin emrine vermiş olanlar, sömürülmeyi kabul ederek kul köle olmuşlardır.
İzzetli duruşu olmayanlar, tarihin çukurunda kaybolup gidecektir.
Hz. Hüseyin 1400 yıldır ilk günkü acıyla yad ediliyor.
Ama Muaviye ve Yezid lanetle anılıyor.
Muaviye ve Yezid sevgisi besleyen IŞİD kafalılar bile çocuklarına Muaviye, Yezid adı koyamıyorlar. Çünkü onların İslam’a nasıl darbe vurduklarını, Peygamber’e nasıl savaş açtıklarını biliyorlar.
Ama Şia sevmiyor diye sevenler, hakkı inkar edenlerdir.
Eğer bir dinin temsilcisi Cübbeli Ahmet ise, yazık o dine, yazık o yolda gidenlere.
İnsan izzetli durmalı, izzetli ölmelidir.
Ne kadar yaşarsan yaşa, sonu ölüm olan bir yolculuğun içindeyiz. Üç günlük dünyada izzetsiz yaşamaktansa şereflice ölmek evladır.
Hz. Hüseyin Kerbela’da Yezid tarafından muhafazaya alındığında ne demişti? “Heyhât mine’z-zille.” Zillet bizden uzaktır.
Zilletle yaşamaktansa ölmek evladır.
ABD ve İsrail’in kölesi olarak yaşamaktansa vallahi de billahi de ölmek şereflidir.
Bu savaşın galibi İran olacaktır.
İnsan eti yiyenler asla galip gelemeyeceklerdir.
Olur ya şayet galip gelirlerse, sırada Türkiye var diye bağıranları duymamak imkansızdır.
Türkiye ve İran, ABD ve İsrail’in elde etmek istediği önemli coğrafyalardır.
Eğer siyonizme hizmet edilirse, ac
- Yüreğimiz Yandı 16.04.2026
- Iğdır’da Gündem 14.04.2026
- Bak Oğlum, Biz Tüpün Kaçağını Çakmakla Kontrol Eden Bir Milletiz 12.04.2026
- Polis Teşkilatı Bizim Onurumuzdur 10.04.2026
- İRAN KAZANDI 08.04.2026
- İran Savaşından Alınması Gereken Dersler 05.04.2026
- İran’dan Türkiye’ye Füze Atıldı(!) NATO İmha Etti ve İran’ı Kınadı 31.03.2026
- Siz utanmasanız da olur, ben sizin yerinize utandım. 29.03.2026
- ABD-İsrail-İran Savaşında Siz Kimin Tarafındasınız? 26.03.2026
- Her Şey Çok Net 21.03.2026
Yorumlar