Zannedilmesin ki Türkiye demek İstanbul, Ankara, İzmir demektir… Türkiye demek Edirne’den Iğdır’a, Sinop’tan Şırnak’a yurdun her yeri demektir…
Zannedilmesin ki Ankara’da düşünülen, İstanbul’da yorumlanan, İzmir’de tartışılan; Iğdır’da, Şırnak’ta ve yurdun başka beldelerinde düşünülmüyor, yorumlanmıyor…
Evet, ülkenin merkezine uzağız, ama yaşanan gelişmelere uzak değiliz… Belki ömrümüzde bir kez olsun, yâda yılda bir kez olsun gittiğimiz metropollerden uzak oluşumuz, büyük hem de çok büyük devlet adamlarından uzakta kalışımız, ülkemizin gidişatını okumamızı, öğrenmemizi engellemez… Hem okuruz, hem öğreniriz, hem de fikrimizi gerektiği şekilde dile getiririz…
Geçenlerde özel işlerim nedeniyle başkent Ankara’ya gittim… Çok değerli Öğretim Görevlisi ve yazar İslam Çankaya ile her zamanki Kafe’de oturduk, çay içip sohbet ettik… İslam hocam konuşurken şiir gibi konuşur. Tane tane ve de anlamlı… Tek derdi ve de arzusu hiçbir beklentisi olmaksızın Iğdır’ın kalkınmasına karınca kararınca katkıda bulunmak ve gelişmeleri görebilmek… Gazetemiz de yayınlanan makalelerinden de anlayacağınız üzere, Iğdır’ın sorunlarını sürekli dile getirmekte, Yeminli Mali Müşavirliğinin de verdiği teknik bilgilerle kamuoyunu aydınlatmaya çalışmaktadır… Bu birikimiyle dile getirdiği konuları yine karşılıklı tekrarladık… Şöyle dedi İslam hoca; “Senin yazılarını çok beğeniyorum. Mesajları iyi veriyorsun. Okuyucunda fazla, bir yazının başlığını da ben koyabilir miyim…”
Tabiki hocam, şeref duyarım dedim…
Hoca’da: “IĞDIR’DAN TÜRKİYE’YE BAKIŞ” başlığını bana hediye etmiş oldu…
Yukarıda da izaha çalıştığım gibi, yurdumuzun her bölgesinde yaşayan her bir insanımız az veya çok olayları kendi öngörüsüyle özetleyebilir, yaşanan olayları görebilir, yorumlayabilir ve gerektiğinde mahallinde tartışabilir…
Yaklaşımlar farklı olabilir… Değerlendirmelerimiz, farklı bakış açılarımız mutlaka ki olacaktır… Benim ak dediğime bir başkası kara diyecek, benim ılımlı baktığım bir konuya bir başkası sert eleştiri getirecektir… Bu bakış açışı özgürlüğün, demokrasinin bir gereği olarak kabul edilmeli, aynı masada oturmaktan, dostluk ve arkadaşlık duygularından vazgeçilmemelidir…
Iğdır’dan Türkiye’ye baktığımızda ne mi görüyoruz?
Çok şeyler görüyoruz…
Ülkemizde otoban, duble yollar bir hayli çoğaldı… Ama araba alacak para kalmadı…
Vergisini ödeyen vatandaş keriz, ödemeyenler affedildi…
Devletin asker polisine kurşun sıkana ihale verildi, sıkmayana yol verildi…
Müslüman’ım, başımı örteceğim diyenler, ya Rahibeye benzetildiler, ya da siyasi malzeme yapılıp evrile çevrile kullanıldılar…
Bir yandan İsrail’e kafa tuttuk, bir yandan askeri işbirliğimizi, tatbikatlarımızı sürdürdük…
Bir yandan yarattığımız Ergenekon’u yok edeceğiz dedik, diğer yandan yeni Ergenekonlar yaratmaya başladık…
Bir yandan yolsuzluk ve usulsüzlük yapanları çökerttik, diğer yandan yeni zenginler ve yolsuzlukların yaratılmasına göz yumduk…
Bir yandan ülkemizin uluslararası arenada kredisini yükselttik, diğer yandan etkinliğimizi yitirici, ciddiyetimizi sarsıcı tutumlar sergiledik…
Bir yandan bunlar bizim partililerimiz değil deyip dışladık, sonrada toplamak için çalışmalar başlattık…
Bir zamanlar sokaklar ülkücü mafya kaynıyor dedik, şimdi köşe başlarını PKK’lılar tutmuş diyoruz…
Bir zamanlar Çatlı, Kırcı, Ağca, bizden değil dedik, şimdi ne olursan ol gel diyoruz…
Bir zamanlar Baykal gitsin, huzur gelsin dedik, Baykal gitti huzursuzluk baş alıp gitti diyoruz…
Bir zamanlar Erdoğan’ın alternatifi Kurtuluş dedik, enlik lideri 3 kişiyle kürsüye taşıdık…
Bu ülkede yaşanan gariplikler bizim iki satır yazımızla sıralanacak kadar küçük değil elbet… Öylesine ilginç ve öylesine içinden çıkılmaz olaylar gelişiyor ki ülkemizde, gündem aylık, haftalık, günlük değil saatlik değişiyor…
Iğdır’dan Türkiye’ye böyle bakıyoruz be hocam…
Cabbar Şıktaş
Aylardır İran etrafına yığınak yapan sırtlan sürüsü ABD ve İsrail, dün gece saldırıya geçti.
Bunca zaman psikolojik harp yaparak yıldırmaya çalışan siyonistler, her türlü hile, hurda ve aynı zamanda satın aldıkları ajanlar aracılığıyla İran’ı karıştırıp esir almaya çalıştılar ama başaramayınca vahşi yüzlerini gösterip savaş başlattılar.
İran, “Bana hangi ülkeden saldırı olursa karşılık vereceğim.” demişti.
Şimdi karşılık verince ciyaklamalar duyulmaya başlandı.
Irak, Katar, Ürdün, Kuveyt, Suudi Arabistan, Dubai gibi ülkelerde üssü bulunan ABD, o üslerden saldıracak, İran da durup seyredecek, öyle mi?
Birincisi, üssün kurulduğu yer o ülkenin değil, ABD’nin toprağıdır.
İkincisi, kendinizi bir gözden geçirin bakalım onurunuz, şerefiniz, haysiyetiniz var mı?
Sizin insanlığınız tartışılır.
Çünkü insan eti yiyenlerle, çocuk istismarcılarıyla aynı kulvarda yürüyorsunuz.
Vahşisiniz, insan değilsiniz.
Sizin adınıza Müslüman deniyor ama İbn-i Mülcem’siniz, Şimr’siniz, vahşisiniz. Ebu Süfyan’sınız, Muaviye’siniz, Yezid’siniz.
İran, sizin gibi onurunu, şerefini satmadığı için düşmanınız.
Sizler gibi el pençe divan esir olmadığı için düşmanınız.
İnsan eti yiyeni, Peygamber Ehlibeytine muhabbet besleyenlere tercih ediyorsanız, sizin inancınız yalandan ibarettir, sizin kıbleniz ABD ve İsrail, peygamberiniz de Trump ve Netanyahu’dur.
Allah, şu insan eti yiyen alçaklardan önce onurunu, şerefini ayaklar altına alanları, kızlarını sunanları kahretsin.
ABD ile İsrail, dünyanın gözünün içine baka baka zorbalık, hukuksuzluk, kanunsuzluk yapıyor ve herkes korkusundan susuyor.
İran 50 yıldır bu siyonist şer cephesinin karşısında duruyor, taviz de vermiyor.
Ama satılmış, her şeyini siyonizmin emrine vermiş olanlar, sömürülmeyi kabul ederek kul köle olmuşlardır.
İzzetli duruşu olmayanlar, tarihin çukurunda kaybolup gidecektir.
Hz. Hüseyin 1400 yıldır ilk günkü acıyla yad ediliyor.
Ama Muaviye ve Yezid lanetle anılıyor.
Muaviye ve Yezid sevgisi besleyen IŞİD kafalılar bile çocuklarına Muaviye, Yezid adı koyamıyorlar. Çünkü onların İslam’a nasıl darbe vurduklarını, Peygamber’e nasıl savaş açtıklarını biliyorlar.
Ama Şia sevmiyor diye sevenler, hakkı inkar edenlerdir.
Eğer bir dinin temsilcisi Cübbeli Ahmet ise, yazık o dine, yazık o yolda gidenlere.
İnsan izzetli durmalı, izzetli ölmelidir.
Ne kadar yaşarsan yaşa, sonu ölüm olan bir yolculuğun içindeyiz. Üç günlük dünyada izzetsiz yaşamaktansa şereflice ölmek evladır.
Hz. Hüseyin Kerbela’da Yezid tarafından muhafazaya alındığında ne demişti? “Heyhât mine’z-zille.” Zillet bizden uzaktır.
Zilletle yaşamaktansa ölmek evladır.
ABD ve İsrail’in kölesi olarak yaşamaktansa vallahi de billahi de ölmek şereflidir.
Bu savaşın galibi İran olacaktır.
İnsan eti yiyenler asla galip gelemeyeceklerdir.
Olur ya şayet galip gelirlerse, sırada Türkiye var diye bağıranları duymamak imkansızdır.
Türkiye ve İran, ABD ve İsrail’in elde etmek istediği önemli coğrafyalardır.
Eğer siyonizme hizmet edilirse, ac
- Yüreğimiz Yandı 16.04.2026
- Iğdır’da Gündem 14.04.2026
- Bak Oğlum, Biz Tüpün Kaçağını Çakmakla Kontrol Eden Bir Milletiz 12.04.2026
- Polis Teşkilatı Bizim Onurumuzdur 10.04.2026
- İRAN KAZANDI 08.04.2026
- İran Savaşından Alınması Gereken Dersler 05.04.2026
- İran’dan Türkiye’ye Füze Atıldı(!) NATO İmha Etti ve İran’ı Kınadı 31.03.2026
- Siz utanmasanız da olur, ben sizin yerinize utandım. 29.03.2026
- ABD-İsrail-İran Savaşında Siz Kimin Tarafındasınız? 26.03.2026
- Her Şey Çok Net 21.03.2026
Yorumlar