Genelde siyasetle daha çok ilgilendiğim düşünülür ve siyasetle ilgili yazdığım yazılar pek merakla okunur… Okuyucuyu siyasi konulara endeksleyerek gündem yaratma peşinde değilim. Çoğu zaman okuyucu yazılarımın yönünü belirleyici tavırlar sergiler ve okumak istedikleri konunun kaleme alınması isterler…
Okuyucudan olumlu veya olumsuz etkilenmeyen hiçbir yazar yoktur. Zira en son örneği Hürriyet Gazetesi Yazarı Oktay Ekşi olumsuz etkilenenlerden biridir… Ekşi, haddini aşan bir söz ettiği için tepki aldı ve istifa etmek zorunda kaldı… Yazar ile okuyucu arasında farklı bir iletişim kurulur. Yazar, okuyucunun fikrinde olmasa bile, söylediği doğru ve mantıklı sözleriyle mutlaka destek bulur, taraftar toplar… Bunu bilen yazar, bu ince ayrıntıyı göz ardı etmeden makalesini kaleme alır, talihsiz hatalar yapmasa eğer, amacına ulaşmış olur…
Şimdi gelelim konuya…
Geçenlerde “SİYASİ ANALİZ” başlıklı bir makale kaleme almış, Iğdır’ın siyasi gündemini kamuoyuna sunmuştum… Şimdi ise SİYASİ YORUM yaparak durum tespitinde bulunmaya çalışacağım…
Hemen hemen tüm partilerde seçim startı verildi… Aday adayları her zamankinden daha çok kulis yapmakta, aday olabilmek için öncelikle mahallinde çalışmalarını yürütmekte, zaman zamanda varlıklarını genel merkeze duyurma gayreti taşımaktadırlar…
Yapılan bu hareketler elbette ki olması gereken, siyasi arenada kulis çalışması olarak adlandırılan doğru bir harekettir…
Ancak; olmaması gereken davranışlarda var…
Mesela; aday adayı, dostu, arkadaşı, tanıdığı insanların yanında durup aday adaylığı sürecinde kendisine destek vermelerini ister… Herkesin birbirini tanıdığı, dost, arkadaş ve de akraba olduğu bir memlekette böylesi bir taraf imajının kişiyi zora soktuğu, ortada ‘fol yok, yumurta yok’ iken taraf olmaya zorlamanın gereğinin olmadığını düşünüyorum…
“Her yiğidin gönlünde bir aslan yatar…”
Günü ve zamanı geldiğinde her kişi kendi öngörüsü ve beğenisiyle adaylığı netleşen kişinin yanında duracak, safını belirleyecektir… Ancak; henüz ortada netleşmiş bir adaylık durumu yok iken, birçoklarının da hayalden ibaret siyasi düşüncesinin peşinden birilerinin sürüklenmeye çalışılması etik değildir…
Her partinin onlarca aday adayı mevcuttur… Her biri bizim nazarımızda değerli, yetenekli ve de liyakatli aday adaylarının daha duyarlı olmaları, insanları gereksiz yere kutuplaştırmaları doğru değildir…
Yukarıda da belirttiğim gibi her siyasi partinin onlarca aday adayı mevcuttur… İyi, güzel, keşke hepsi bir anda seçilip meclise gidebilse… Bu olmayacağına göre, henüz adaylığı netleşmemiş olan aday adaylarının halkı şimdiden germesi, yanına çağırmaya zorlaması, yanında durmayanlara tavır koyması, sanki seçimi kazanmışta yanına gelmeyenlerin işlerini yapmayacak havasına bürünmesi sizce ne kadar doğrudur…
Aday adayları beni ilgilendirmez diyemem, bende bu halkın bir ferdiyim, beni temsil edecek olan kişinin liyakatini, yeteneğini ararım tabi ki… Eğer bir kişi kendini o makama layık görüyorsa sözüm yoktur… Âcizane tavsiyem, kişilerin kendilerini artılarıyla, eksileriyle tartmaları. Toplumun kabul yargıları ile değerlendirmeleri ve öz eleştiri yaptıktan sonra bende adayım demeleri daha doğru olur diye düşünüyorum…
Birbirimizi kandırmayalım, bende adayım deyip ortalıkta gezinen bazı kişilere bıyık altından gülmek yerine, yüzlerine: “bak güzel kardeşim seninle olmaz, bu toplum seni benimsemez, sana oy vermez desek daha doğru olmaz mı?” Aslında en doğrusu bu olur. Ancak böyle gerçekleri söyleyenler pek sevilmezler… Çünkü; halk olarak doğruların yüzümüze karşı söylenmesine pek tahammül edemeyiz… Umarım ve dilerim ki, nefsimize köle olmadan, doğruları insanlarımızın yüzüne kırıp dökmeden söyleyebilen, söylediğimiz kişilerin de anlayışla karşıladığı bir ortam oluşur…
Cabbar Şıktaş
Aylardır İran etrafına yığınak yapan sırtlan sürüsü ABD ve İsrail, dün gece saldırıya geçti.
Bunca zaman psikolojik harp yaparak yıldırmaya çalışan siyonistler, her türlü hile, hurda ve aynı zamanda satın aldıkları ajanlar aracılığıyla İran’ı karıştırıp esir almaya çalıştılar ama başaramayınca vahşi yüzlerini gösterip savaş başlattılar.
İran, “Bana hangi ülkeden saldırı olursa karşılık vereceğim.” demişti.
Şimdi karşılık verince ciyaklamalar duyulmaya başlandı.
Irak, Katar, Ürdün, Kuveyt, Suudi Arabistan, Dubai gibi ülkelerde üssü bulunan ABD, o üslerden saldıracak, İran da durup seyredecek, öyle mi?
Birincisi, üssün kurulduğu yer o ülkenin değil, ABD’nin toprağıdır.
İkincisi, kendinizi bir gözden geçirin bakalım onurunuz, şerefiniz, haysiyetiniz var mı?
Sizin insanlığınız tartışılır.
Çünkü insan eti yiyenlerle, çocuk istismarcılarıyla aynı kulvarda yürüyorsunuz.
Vahşisiniz, insan değilsiniz.
Sizin adınıza Müslüman deniyor ama İbn-i Mülcem’siniz, Şimr’siniz, vahşisiniz. Ebu Süfyan’sınız, Muaviye’siniz, Yezid’siniz.
İran, sizin gibi onurunu, şerefini satmadığı için düşmanınız.
Sizler gibi el pençe divan esir olmadığı için düşmanınız.
İnsan eti yiyeni, Peygamber Ehlibeytine muhabbet besleyenlere tercih ediyorsanız, sizin inancınız yalandan ibarettir, sizin kıbleniz ABD ve İsrail, peygamberiniz de Trump ve Netanyahu’dur.
Allah, şu insan eti yiyen alçaklardan önce onurunu, şerefini ayaklar altına alanları, kızlarını sunanları kahretsin.
ABD ile İsrail, dünyanın gözünün içine baka baka zorbalık, hukuksuzluk, kanunsuzluk yapıyor ve herkes korkusundan susuyor.
İran 50 yıldır bu siyonist şer cephesinin karşısında duruyor, taviz de vermiyor.
Ama satılmış, her şeyini siyonizmin emrine vermiş olanlar, sömürülmeyi kabul ederek kul köle olmuşlardır.
İzzetli duruşu olmayanlar, tarihin çukurunda kaybolup gidecektir.
Hz. Hüseyin 1400 yıldır ilk günkü acıyla yad ediliyor.
Ama Muaviye ve Yezid lanetle anılıyor.
Muaviye ve Yezid sevgisi besleyen IŞİD kafalılar bile çocuklarına Muaviye, Yezid adı koyamıyorlar. Çünkü onların İslam’a nasıl darbe vurduklarını, Peygamber’e nasıl savaş açtıklarını biliyorlar.
Ama Şia sevmiyor diye sevenler, hakkı inkar edenlerdir.
Eğer bir dinin temsilcisi Cübbeli Ahmet ise, yazık o dine, yazık o yolda gidenlere.
İnsan izzetli durmalı, izzetli ölmelidir.
Ne kadar yaşarsan yaşa, sonu ölüm olan bir yolculuğun içindeyiz. Üç günlük dünyada izzetsiz yaşamaktansa şereflice ölmek evladır.
Hz. Hüseyin Kerbela’da Yezid tarafından muhafazaya alındığında ne demişti? “Heyhât mine’z-zille.” Zillet bizden uzaktır.
Zilletle yaşamaktansa ölmek evladır.
ABD ve İsrail’in kölesi olarak yaşamaktansa vallahi de billahi de ölmek şereflidir.
Bu savaşın galibi İran olacaktır.
İnsan eti yiyenler asla galip gelemeyeceklerdir.
Olur ya şayet galip gelirlerse, sırada Türkiye var diye bağıranları duymamak imkansızdır.
Türkiye ve İran, ABD ve İsrail’in elde etmek istediği önemli coğrafyalardır.
Eğer siyonizme hizmet edilirse, ac
- Yüreğimiz Yandı 16.04.2026
- Iğdır’da Gündem 14.04.2026
- Bak Oğlum, Biz Tüpün Kaçağını Çakmakla Kontrol Eden Bir Milletiz 12.04.2026
- Polis Teşkilatı Bizim Onurumuzdur 10.04.2026
- İRAN KAZANDI 08.04.2026
- İran Savaşından Alınması Gereken Dersler 05.04.2026
- İran’dan Türkiye’ye Füze Atıldı(!) NATO İmha Etti ve İran’ı Kınadı 31.03.2026
- Siz utanmasanız da olur, ben sizin yerinize utandım. 29.03.2026
- ABD-İsrail-İran Savaşında Siz Kimin Tarafındasınız? 26.03.2026
- Her Şey Çok Net 21.03.2026
Yorumlar