Hatırlarsanız bir zamanlar her siyasetçi kürsüye çıktığında ilk dile getirdiği konu, “Iğdır’a mutlaka bir salça, meyve suyu fabrikası kurulmalıdır” der, bu söylem üzerinden siyaset yaptığını zannederdi…
Zaman geçti iki salça ve meyve suyu fabrikası kuruldu. Iğdır’ın sorunu salça fabrikasından ibaretse alın size salça fabrikası…
Peki, nedir Iğdır’ın sorunu, hava alanı yapılıyor, Doğal gaz yanı başımızda ihale edilmeyi bekliyor, Duble yollarımız köstebek yuvası gibi olsa da yapılmış işte…
Ne kaldı geriye…
Iğdır bir anda büyük bir şehir olacak değil ya…
Biz halen elimizdeki çöpü yere atan, kamu malı bizim malımızdır mantığı taşımadan zarar veren, bizden olmayanların yaşama hakkının olmadığını düşünebilen, kendimizle barışık olmayıp, aksi fikir sunan herkese bin bir türlü iftira atmayı marifet zanneden bir toplumuz işte…
Nedir peki sorunumuz…
Iğdır’ın yazılmadık, çizilmedik nesi kaldı…
Son aldığım bir bilgiyi de paylaşmak istiyorum…
Ülkemizde ajanı olan tüm devletler, ajanlarını geri çağırmışlar…
Kurulu düzeni olan ajanlar bu duruma isyan edince… Hükümetlerin yetkilileri şöyle bir açıklama yapmışlar… “Türkiye de ajanlık faaliyeti yapmanızın bir anlamı kalmamıştır… Oturduğumuz yerden televizyonlar aracılığı ile Türkiye’nin tüm bilgilerine ulaşabiliyoruz...
Gizli ses kayıtlarını elde edebiliyoruz…Dolayısıyla sizlere ek ücretler vererek orada tutmamızın bir manası yoktur, ülkenize dönebilirsiniz” demişlerdir…
Bu bağlamda koskoca Türkiye’nin açığa çıkmamış sırrı kalmazken, Iğdır’ın sanki yazılıp çizilmedik, dile getirilmedik sorunu kalmışcasına ikide bir, “bırakın bu işleri de Iğdır’ın sorunlarına eğilin” tarzındaki eleştiri ve öneriler artık hükmünü yitirmiştir…
Elbette ki Iğdır’ın sorunları dile getirilmelidir. Iğdır’da olmasını istediklerimizin kamuoyu yönlendirilmek suretiyle elde edilmesi sağlanmalıdır…
Pek tabi bunlar yapılırken, arada ülke gündemine de vurgu yapmalı, ülke gidişatından ilimize de paylar çıkılmalı, eleştirilecek konular eleştirilmeli, hakkı verilmesi gerekenlerin hakları iade edilmelidir…
Iğdır’ın aciliyet arz eden sorunları elbette ki vardır. Bu sorunları giderebilmek için öncelik şüphesiz hükümetindir.
Bizler yalnızca sorunu dile getirmekle mükellefiz. Ötesi siyasilerin işi, bu devirde siyasilerin bu tür taleplere hangi yakınlıkla bakabilecekleri de ayrı bir tartışma konusudur…
Iğdır’da ki Iğdırlılar, dışarıda ki Iğdırlılar muhabbetini pek benimsemediğimi, zaman zaman yazılarımda bunun yanlışlığını ortaya koyan birisi olarak, şunu arz etmek istiyorum.
Davulu uzaktan dinlemeyin, buyurun gelin davulcunun yanında durun ve bizlerin yapamadığını sizler yapın…
Benimde saygı duyduğum bir konu, çeşitli sebeplerden ötürü il dışında yaşamak zorundasınız. Buna cidden saygı duyuyorum. Ama hesap sorar gibi yaklaşımlarında adilane olmadığını vurgulamak istiyorum.
Iğdır’a gelemiyor musunuz?
Eyvallah gelmeyin…
Toplanın birkaç kafadar kurun bir firma, genel müdürünüz gelsin Iğdır’da sizin adınıza işler yapsın…
İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa ve ülkenin birçok şehrinde işsiz güçsüz aç sefil yaşayan binlerce Iğdırlı var… Onların baba ocaklarına dönebilmeleri için olanaklar sağlayın…
Yapılmayacak bir şey değil aslında, istenirse çok şey yapılırda, herkes bakmak istediği pencereden bakıp, görmek istediğini görme peşindedir…
Umarım meramımı anlamışsınızdır…
Cabbar Şıktaş
Aylardır İran etrafına yığınak yapan sırtlan sürüsü ABD ve İsrail, dün gece saldırıya geçti.
Bunca zaman psikolojik harp yaparak yıldırmaya çalışan siyonistler, her türlü hile, hurda ve aynı zamanda satın aldıkları ajanlar aracılığıyla İran’ı karıştırıp esir almaya çalıştılar ama başaramayınca vahşi yüzlerini gösterip savaş başlattılar.
İran, “Bana hangi ülkeden saldırı olursa karşılık vereceğim.” demişti.
Şimdi karşılık verince ciyaklamalar duyulmaya başlandı.
Irak, Katar, Ürdün, Kuveyt, Suudi Arabistan, Dubai gibi ülkelerde üssü bulunan ABD, o üslerden saldıracak, İran da durup seyredecek, öyle mi?
Birincisi, üssün kurulduğu yer o ülkenin değil, ABD’nin toprağıdır.
İkincisi, kendinizi bir gözden geçirin bakalım onurunuz, şerefiniz, haysiyetiniz var mı?
Sizin insanlığınız tartışılır.
Çünkü insan eti yiyenlerle, çocuk istismarcılarıyla aynı kulvarda yürüyorsunuz.
Vahşisiniz, insan değilsiniz.
Sizin adınıza Müslüman deniyor ama İbn-i Mülcem’siniz, Şimr’siniz, vahşisiniz. Ebu Süfyan’sınız, Muaviye’siniz, Yezid’siniz.
İran, sizin gibi onurunu, şerefini satmadığı için düşmanınız.
Sizler gibi el pençe divan esir olmadığı için düşmanınız.
İnsan eti yiyeni, Peygamber Ehlibeytine muhabbet besleyenlere tercih ediyorsanız, sizin inancınız yalandan ibarettir, sizin kıbleniz ABD ve İsrail, peygamberiniz de Trump ve Netanyahu’dur.
Allah, şu insan eti yiyen alçaklardan önce onurunu, şerefini ayaklar altına alanları, kızlarını sunanları kahretsin.
ABD ile İsrail, dünyanın gözünün içine baka baka zorbalık, hukuksuzluk, kanunsuzluk yapıyor ve herkes korkusundan susuyor.
İran 50 yıldır bu siyonist şer cephesinin karşısında duruyor, taviz de vermiyor.
Ama satılmış, her şeyini siyonizmin emrine vermiş olanlar, sömürülmeyi kabul ederek kul köle olmuşlardır.
İzzetli duruşu olmayanlar, tarihin çukurunda kaybolup gidecektir.
Hz. Hüseyin 1400 yıldır ilk günkü acıyla yad ediliyor.
Ama Muaviye ve Yezid lanetle anılıyor.
Muaviye ve Yezid sevgisi besleyen IŞİD kafalılar bile çocuklarına Muaviye, Yezid adı koyamıyorlar. Çünkü onların İslam’a nasıl darbe vurduklarını, Peygamber’e nasıl savaş açtıklarını biliyorlar.
Ama Şia sevmiyor diye sevenler, hakkı inkar edenlerdir.
Eğer bir dinin temsilcisi Cübbeli Ahmet ise, yazık o dine, yazık o yolda gidenlere.
İnsan izzetli durmalı, izzetli ölmelidir.
Ne kadar yaşarsan yaşa, sonu ölüm olan bir yolculuğun içindeyiz. Üç günlük dünyada izzetsiz yaşamaktansa şereflice ölmek evladır.
Hz. Hüseyin Kerbela’da Yezid tarafından muhafazaya alındığında ne demişti? “Heyhât mine’z-zille.” Zillet bizden uzaktır.
Zilletle yaşamaktansa ölmek evladır.
ABD ve İsrail’in kölesi olarak yaşamaktansa vallahi de billahi de ölmek şereflidir.
Bu savaşın galibi İran olacaktır.
İnsan eti yiyenler asla galip gelemeyeceklerdir.
Olur ya şayet galip gelirlerse, sırada Türkiye var diye bağıranları duymamak imkansızdır.
Türkiye ve İran, ABD ve İsrail’in elde etmek istediği önemli coğrafyalardır.
Eğer siyonizme hizmet edilirse, ac
- Yüreğimiz Yandı 16.04.2026
- Iğdır’da Gündem 14.04.2026
- Bak Oğlum, Biz Tüpün Kaçağını Çakmakla Kontrol Eden Bir Milletiz 12.04.2026
- Polis Teşkilatı Bizim Onurumuzdur 10.04.2026
- İRAN KAZANDI 08.04.2026
- İran Savaşından Alınması Gereken Dersler 05.04.2026
- İran’dan Türkiye’ye Füze Atıldı(!) NATO İmha Etti ve İran’ı Kınadı 31.03.2026
- Siz utanmasanız da olur, ben sizin yerinize utandım. 29.03.2026
- ABD-İsrail-İran Savaşında Siz Kimin Tarafındasınız? 26.03.2026
- Her Şey Çok Net 21.03.2026
Yorumlar